Loading

Mavi Tutku/U-23 Kurt Kapanı ve Karadeniz'de Batan Alman Denizaltıları

Mavi Tutku/U-23 Kurt Kapanı ve Karadeniz'de Batan Alman Denizaltıları

U-20 BATIĞININ RESMİ

Geçen haftalarda 2 bölüm olarak TRT HABER kanalında yayınlanmış belgesel.

Bu belgesel aracılığı ile daha önce blog sayfamda yayınlamak üzere hazırlayıp düzenleme yapılmayı bekleyen yazıyı da artık bitirerek sizlerle paylaşmanın vakti geldi. Belgeselde genel olarak Almanların Karadeniz'de hakimiyet kurmak üzere konuşlandırdığı 30. Denizaltı Filotillası’nın bünyesinde bulunan U-23 borda numaralı denizaltının hikayesi ile 2011 yılında yapılan röportajda hayatta olan U-23 denizaltısının son komutanı Rudolf Arendt ve mürettebatının yaşadıkları anlatılıyor. Dolayısıyla belgeselin isminden anlaşılacağı üzere U-23 denizaltısının mürettebatının başından geçen olaylar ve Türk Deniz Kuvvetlerinin yeni nesil arama-kurtarma gemisi olan CG AKIN’ın, U-23 denizaltısının batığını bulmak için yaptığı çalışmalar çok detaylı ve güzel şekilde bu belgeselde anlatılmış. Aşağıda okuyacağınız yazıda ise 1. Dünya Savaşı ve 2. Dünya Savaşı sırasında Karadeniz'de görev almış Alman denizaltılarının çok kısa hikayeleri ile birlikte belgeselde söz edilmeyen bazı detaylara ulaşabilirsiniz. Sonuç olarak hem belgeseli izlediğinizde hem de aşağıda ki yazıyı okuduğunuz zaman Almanların Dünya savaşları sırasında Karadeniz’de gerçekleştirdiği denizaltı harekatlarını öğrenerek tarihin bizler tarafından bilinmeyen veya az bilinen bir noktasını daha aydınlığa kavuşturmuş olacağız.

1941 Yılı Başında Almanların Sovyet Topraklarında Barbarossa Harekatı Kapsamında İlerlemesini Gösteren Harita

Dünya savaşında Nazi Almanya’sının Blitzkrieg(Yıldırım Harekatı) stratejisiyle Sovyetler Birliği'ne karşı başlattığı ve Sovyetler Birliği’nin işgalini hedefleyen Operation Barbarossa'nın (Barbarossa Operasyonu) başarılı olması için Sovyet limanlarının da abluka altında tutulması gerekiyordu. Sovyetlerin Baltık Denizinde bulunan limanlarının abluka altına alınması kolay görünse de Karadeniz’de bulunan limanlarının abluka altına alınması Almanlar için ciddi sorunlar barındırmaktaydı. Baltık Denizi, Alman gemi veya denizaltılarının Almanya’nın da bu denize kıyıdaş olmasından dolayı rahatlıkla ulaşılabilecek konumdaydı. Dolayısıyla Almanlar Baltık Denizinde konuşlu olan Sovyet donanmasına karşı hem havaalanlarının yakında olmasından dolayı rahat hava saldırıları düzenleyebiliyor, hem de denizden Sovyet donanmasına abluka uygulayarak hareket şansını kısıtlayabiliyordu. Ancak Barbarossa Harekatı sırasında Almanların Karadeniz’i kontrol altına alarak Sovyet deniz gücünün ve Sovyet ordusu için elzem olan denizden tedarik ağının felce uğratılması Baltık Denizi’nde olduğu gibi kolay değildi. Öncelikle Karadeniz kapalı bir denizdi ve bu denizden açık denizlere (Akdeniz) tek çıkış yolu Türkiye’nin kontrolü altında bulunan boğazlardı. Türkiye ise savaş boyunca tarafsızlığını ilan ettiği için Alman deniz gücünün Boğazlardan geçmesi pek mümkün değildi. Almanların müttefiki olan Romanya ve Bulgaristan ise deniz gücü olarak Sovyet Ayısını boğacak seviyede değildi. Bu soruna çözüm olarak Almanlar Karadeniz’deki üstünlüğü ele geçirmek için bir deniz gücü oluşturmanın yollarını aramaya başladı.

Almanlar 2. Dünya savaşı sırasında aşağıda bahsedeceğimiz operasyonu gerçekleştirmeden önce de Karadeniz’de denizaltılarıyla faaliyetlerde bulunmuştu. Dolayısıyla asıl konumuza geçmeden önce Karadeniz’de Alman denizaltılarının bahsettiğimiz bu faaliyetlerini ve sonuçlarını da çok kısa şekilde değinmek istiyorum.

Osmanlı imparatorluğu 1. Dünya Savaşı’nın başında tarafsız konumdayken Alman İmparatorluk Donanmasına bağlı Goeben Zırhlısı ve Breslau Kruvazörü’nün kendilerine sığınması ve bu iki gemiye Osmanlı sancağı çekilerek Yavuz ve Midilli isimlerinin verilmesinden sonra gemilerin Karadeniz’e açılarak Rus limanlarını bombalaması ile Osmanlı İmparatorluğu kendini savaşın içerisinde bulmuştu. Osmanlı imparatorluğunun savaşa nasıl dahil olduğu ve Yavuz Zırhlısının hikayesini daha detaylı şekilde öğrenmek isteyenler konuyla ilgili hazırladığım 2 ayrı yazıyı inceleyebilirler. (Bkz. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşına Girişi) / (Bkz. Yavuz Zırhlısı) Osmanlı İmparatorluğu’nun savaşa Almanya’nın yanında dahil olması ile birlikte Almanlar bu ittifak çerçevesinde Osmanlı İmparatorluğuna, Karadeniz’de destek olmak için denizaltılarını boğazlardan geçirerek burada birçok operasyona imza atmıştı. Bu operasyonlar sırasında UC-13 (U-25) denizaltısı 29 Kasım 1915 tarihinde Melen Çayı civarında karaya oturarak kullanılamaz hale gelmiş; UB-7 denizaltısı 16 Eylül 1916 tarihinde Khersonesos (Kırım) limanı açıklarında Rus uçakları tarafından bombalanarak batırılmış ve UB-46 (U-46) denizaltısı 7 Aralık 1916 tarihinde Trakya’nın Akpınar Köyü açıklarında mayına çarparak batmıştı. Bahse konu U-46 denizaltısının enkazı 1993 senesinde deniz kuvvetleri komutanlığı tarafından yapılan çalışma ile denizden çıkartılarak Çanakkale-Çimenlik Kale’de bulunan Deniz müzesinde sergilenmeye başlamıştır.

İkinci Dünya Savaşı’nın Avrupa için çatışmaların zirve yaptığı dönem olarak tabir edebileceğimiz Almanların Sovyetler Birliğine saldırdığı tarihlerde, Türkiye halen ‘’tarafsız ülke’’ statüsünü korumaktaydı. Türkiye'nin tarafsız olması ve boğazların Montreux Boğazlar Sözleşmesi uyarınca Türkiye'nin kontrolü altında olmasından dolayı Almanların 1. Dünya Savaşı’nda olduğu gibi gemi veya denizaltılarını Boğazlar yoluyla Karadeniz'e geçiremeyeceği anlamına geliyordu. Bunun üzerine Alman hükümeti ilk önce Türkiye'ye satmış olduğuAtılayile Saldıray ve henüz inşası bitmemiş Yıldıray denizaltılarını satın almak istemiş, fakat İsmet İnönü başkanlığındaki Türkiye Cumhuriyeti Hükumeti bu öneriyi kabul etmedi. Ayrıca Batıray ismi ile Türk donanmasına katılması gereken bir diğer denizaltı ise 2.Dünya Savaşı'nın başlaması nedeniyle Türk Donanmasına verilmeyip Alman Donanmasına katılmıştı. Bu gelişmelere rağmen aynı dönemde ve savaş süresince Alman-Türk ilişkilerinde herhangi bir gerginlik veya çatışma hali söz konusu olmamıştı. Bunun nedenlerini ise 2. Dünya Savaşı sırasında Türk-Alman ilişkilerinde ki derinliğe bağlayabiliriz. Konuya daha detaylı hakim olmak isteyenler ve çoğu kesim tarafından ‘’Hitler’in Türkiye’ye neden saldırmadığına’’ dair sorulan soruların kısmi olarak cevabını öğrenmek isteyenler daha önce hazırladığım yazıyı inceleyebilirler. (Bkz. 2. Dünya Savaşında Türk-Alman İlişkileri)

Barbarossa harekatının düzenlendiği dönemde Alman deniz gücünün Karadeniz’de faaliyet gösterememesi ve Sovyet deniz gücü ile birlikte Karadeniz’deki Sovyet deniz tedarik hatlarına karşı yapılmak istenen ablukanın Romen ve Bulgar deniz kuvvetlerinin yetersizliğinden dolayı gerçekleşememesinden dolayı Almanlar bu soruna çözüm üretmek adına çalışmaya başladılar. Bu noktada en ciddi çalışma Amiral Erich Raeder tarafından gerçekleştirildi. Amiral Reader’ın çalışmasının temelini Alman denizaltı veya gemilerinin nasıl ve ne şekilde Karadeniz’e ulaştırılabileceği oluşturuyordu. Amiral Raeder yaptığı çalışma sonucunda; gemilerin Karadeniz’e ulaşabilmesi için Elbe Nehri ve Tuna Nehrini kullanarak müttefikleri olan Romanya'nın Köstence limanına ulaşabileceğini ordu komutanlığına rapor halinde sundu. Bahse konu çalışmaya her ne kadar Amiral Dönitz karşı çıkıyor olsa da rapor ordu komutanlığı tarafından incelenerek onaylandı. Harekatın onaylanmasından sonra Amiral Reader taşıma için en uygun denizaltıları seçme işine girişti. Çünkü Karadeniz’e hem kanallar hem de kara yolu ile taşınacak denizaltıların bu taşıma işlemine uygun olması gerekiyordu. Bu kapsamda denizaltıların bu sevkiyata uygun boyutlarda ve ağırlıklarda olması bu harekatın başarısı için en önemli etkendi. Almanların elinde bulunan 76 metre uzunluğunda ki TYPE-9 denizaltıları boyut ve ağırlık yönünden bu taşıma işlemine uygun olmadıkları için doğrudan elendi. Almanların elinde Atlantik Okyanusu gibi açık denizlerde müttefik tedarik konvoylarına saldırılar düzenlemek için TYPE-9 ve aynı deplasmanda birçok denizaltısı bulunuyordu. Bu tip denizaltıların elemine edilmesinden sonra daha çok kıyı hedeflerine saldırı veya eğitim amacı ile kullanılan 42 metre uzunluğunda ve yaklaşık 260 ton ağırlığındaki TYPE-2 denizaltıların Karadeniz’e gönderilmek için uygun olduğu görüldü. TYPE-2 denizaltılar silah kapasitesi olarak TYPE-9 denizaltılara göre çok az kapasiteye sahipti. TYPE-9 denizaltılar 6 ateşleme kovanına ve 22 torpido taşıma kapasitesine sahipken; TYPE-2 denizaltılar 3 ateşleme kovanına ve 5 torpido taşıma kapasitesine sahipti. Her ne kadar TYPE-2’lerin silah kapasitesi TYPE-9’lara göre az olsa da Karadeniz’de bu denizaltılar Almanlar ve müttefikleri için ciddi bir güç çarpanı olacaktı. Bu yüzden Karadeniz’e gönderilecek denizaltıları o sırada Kuzey Denizi'nde konuşlanan ve birçok müttefik gemisini batırmış olan TYPE 2-B sınıfı denizaltılardan seçildi. Bu amaçla 6 adet denizaltı (u-9, u-18, u-19, u-20, u-23 ve u-24) Karadeniz’e gönderilmek üzere seçilmiş ve hazırlıklara başlanmıştır. Amiral Raeder, harekat planını oluştururken yapılacak bu nakliye işleminin yaklaşık dört aylık bir süre içinde gerçekleşeceğini öngörmüştü.

Karadeniz’e ulaşan denizaltılar Helmut Rosenbaum komutasında 30. Denizaltı Filotillası (30. Unterseebootflottille) ismini alarak operasyonlara başladı. Almanlar yine denizaltıları taşıdıkları yöntemle Karadeniz’e 10 adet S-BOAT (Schnellboote) ve 23 adet R-BOAT'u (Räumboote) Elbe ve Tuna Nehirleri üzerinden taşıyarak bölgedeki gücünü arttırmaya çalışmıştı. Ayrıca Almanlar, Barbarossa Harekatı kapsamında işgal edilen Ukrayna’nın Mykolaiv şehrinde bulunan Nikolayev Tersanelerinde silahlı mavnalar ve yük gemileri (Kriegstransporter) inşa ederek Karadeniz’de güçlü bir deniz gücü oluşturma yolunda önemli adımlar atmıştı. Almanya’dan getirilen denizaltı ile gemiler ve Romanya’nın elinde bulunan deniz gücü Karadeniz’deki güç dengesini Almanlar ve müttefiklerinin lehine çevirmiş; ayrıca Barbarossa Harekatı sırasında Sovyet Hava Kuvvetlerine indirilen ağır darbeden dolayı havadaki inisiyatifte tamamen Almanlardaydı.Seçilen denizaltıların nakliye işlemleri ise üç aşamada gerçekleştirilecekti. Denizaltılar ilk olarak Almanya’nın kuzeyinde bulunan ve donanma üssü olan liman şehri Kiel’de parçalara ayrılarak Kaiser-Wilhelm Kanalı (Kiel Kanalı) aracılığı ile Brunsbuttel’e ulaştırılmış, daha sonra Hamburg'a getirilen denizaltı parçaları Elbe Nehri üzerinden Dresden'e ulaştırılmış; Dresden’de karaya çıkartılan denizaltı parçaları Ingolstadt'a otoyol kullanarak 300 kilometre taşınmış ve Tuna Nehri üzerinden Romanya’nın Galati tersanelerine götürülen denizaltılar burada birleştirilmiş ve buradan Köstence’de bulunan ana üsse götürülerek görevlerine başlamıştır. Görüldüğü üzere Fatih Sultan Mehmed’in gemileri karadan yürüterek Haliç’e indirmesi gibi Nazi Almanya’sı da 1942 yılı sonu ve 1943 yılı başında bahsi geçen 6 denizaltıyı aynı şekilde nakletmiştir. 

30. filotillaya bağlı denizaltılar Karadeniz’de görev aldıkları27 Ekim 1942'den25 Ağustos 1944'e kadar olan dönemde Sovyet suüstü hedeflerine karşı toplam 56 operasyon gerçekleştirmiş ve 45.426 grostonluk yük taşıyan 26 gemi batırmıştır. Denizaltıların Karadeniz’de göreve başladığı dönemde Alman kara ordusu uzun uğraşlar ve aylar sonra Kırım Yarımadası ile birlikte Sivastopol'u ele geçirmiş ve bu şehirde konuşlu bulunan Rus donanması Poti limanına kaçmıştır. Rus Karadeniz filosunun elinde o dönemde 1 muharebe gemisi, 6 destroyer, 29 denizaltı, 47 torpido gemisi ve birçok destek gemisinden oluşan güçlü bir donanma bulunmaktaydı. Ancak Rus Karadeniz filosunun sayıca üstünlüğüne karşın,1941 ile 1944 yılları arasında Almanların Karadeniz’e 20.000 mayın döşemesi ve hava üstünlüğünün kesin şekilde Almanların elinde olmasından dolayı bu filo herhangi bir varlık gösteremedi. Ayrıca Almanlar bu tarihler arasında bombardıman uçakları ve mayınlar sayesinde 6 adet Rus denizaltısını ve 2 adet torpido gemisinin batmasına sebep olmuştu.

1943 yılının sonlarına gelindiğinde Almanların Doğu Cephesinde hem Stalingrad’da hem Moskova önlerinde (Bkz. Rhzev Muharebesi) hem de Leningrad kuşatmasında başarısızlıklara uğraması ve bunun sonucu olarak geri çekilmeye başlaması üzerine donanmanın Karadeniz’deki üstünlüğü de yavaş yavaş sona ermeye başladı. Özellikle Sovyetlerin 1943 yılının sonunda Stalingrad’da Alman 6. Ordusunu kıskaca alarak teslime zorlaması (Uranüs Harekatı) ve akabinde gerçekleştirdiği harekatlar (Harkov Muharebeleri) sonucunda Sovyetlerin, Kırım Yarımadasını kuşatarak hızlı şekilde ilerlemesi üzerine 27 Nisan 1944 tarihinde Sivastopol'da bulunan Alman birlikleri gemilerle Romanya'ya tahliye edilmeye başlanmıştır. Bu tahliye sırasında 25 gemiden oluşan bir konvoya Ruslar tarafından 28 kez (14 uçak bombardımanı, 12 denizaltı saldırısı ve 4 gemi ile torpido saldırısı) saldırı düzenlenmiş ve çok sayıda gemi batırılmıştır. Bu örnekten de anlaşıldığı üzere Barbarossa Harekatı’nın başında Hava üstünlüğü Almanlardayken, 1944 yılının ortalarına gelindiğinde tüm inisiyatifin Sovyet Hava Kuvvetlerine geçtiği görülebilir. Kırımda mahsur kalan Alman kuvvetlerinin geri kalanı ise 9 Mayıs 1944 tarihinde Sovyet birliklerine teslim olmuştur.

Sovyet hava kuvvetleri 20 Ağustos 1944 tarihinde Almanların Karadeniz'deki ana üssü konumundaki Köstence limanına karşı büyük bir hava saldırısı düzenlemiş ve limanda 30. Filotillaya bağlı U-9 denizaltısı ve Romen torpidobotu Naluca gibi bir dizi hedefi batırmıştır. Ayrıca aynı saldırıda U-18 ve U-24 denizaltıları da bombardıman sırasında hasar almış ve görev kabiliyetlerini büyük ölçüde yitirmiştir. Bu iki denizaltı 25 Ağustos 1944 tarihinde Köstence’den ayrılarak güneye doğru yol almış ve Sovyet ordusunun eline geçmemek için Constanza Limanı açıklarında kendilerini batırmıştır.

 Sovyet hava kuvvetlerinin 20 Ağustos’taki bombardımanından 4 gün sonra yani 24 Ağustos 1944 tarihinde Sovyet ordusu ileri harekatını hızlandırarak Romanya’nın stratejik öneme Shrebiani şehrini ele geçirmiş ve Köstence limanında bulunan Alman savaş ve destek gemilerinin sıkışmasına sebep olmuştur. Bunun üzerine Almanlar 25 Ağustos 1944 tarihinde Braila limanı üzerinden tuna yoluyla gemilerini kendi topraklarına kaçırmaya çalışmıştır. Aynı tarihte Romanya taraf değiştirmiş ve müttefiklere katılarak Almanya'ya savaş ilan etmiştir. Bu olaya rağmen yoluna devam eden gemiler ise Yugoslav partizanların Prahovo şehrini ele geçirerek nehir yolunu kapatması üzerine Almanlar geçişin mümkün olmadığını anlayarak gemilerini Somovit ile Prahovo arasında batırarak veya karaya oturtarak Yugoslav partizanlarına teslim olmuştur. 

Bu dönemde Tuna Nehri yoluyla getirilerek oluşturulan 30. Denizaltı filotillasına bağlı denizaltılardan geriye kalan 3 tanesini Alman Hükümeti Türkiye'ye satmayı teklif etmiş, ancak Türkiye bu teklifi de reddetmiştir. Hükümetin bu öneriyi reddetmesi Türkiye’nin 1. Dünya Savaşında Almanlardan satın aldığını iddia ettiği Goeben ve Breslau gemileri yüzünden savaşa girmesi olayının tekrarlanmaması ve Türk yetkililerin başka bir macera istemediğinin bir göstergesi olarak görülebilir. Bu olaylar ışığında 1944 yazı sonunda Amiral Karl Dönitz denizaltıların Sovyetlerin eline geçmeden Karadeniz'den çıkışlarının mümkün olmadığını görmüş. Bunun üzerine üç denizaltının komutanlarına Türk karasuların da kendilerini batırmalarını ve mürettebatın fark edilmeden o tarihte Alman işgalinde bulunan Yunanistan üzerinden Almanya'ya geçirmeye çalışmalarını emretti.Bu dönemde Türkiye ise tarafsızlığını korumaya devam etmiş ve Montreux Anlaşmasına sadık kalmış; dolayısıyla Alman gemilerinin boğazdan geçişine izin vermemiştir. (Bkz.Montreux Boğazlar Sözleşmesi) Bu cihetle; Karadeniz’de sıkışan Alman gemileri kendilerini batırmak ile Sovyetlere teslim olmak arasında bir tercih yapmak zorunda kalmıştır. 26 Ağustos 1944 tarihinde Alman donanma yetkilileri bölgede sıkışan birlikleri için savaşta tarafsızlığını ilan eden Bulgaristan yetkilileri ile görüşmelere başlamış ve teslim şartlarını görüşmüşlerdir. Bu görüşme neticesinde Bulgarlar tüm personelin elindeki silahları bırakarak ve silahsız olarak demiryolu ile ülkelerinden geçişine izin vermiştir. Bu bağlamda; Karadeniz’de mahsur kalan bu birliklerdeki askerler ellerindeki mühimmat veya silahların Sovyetlerin eline geçmemesi için kullanılamaz hale getirerek savaş alanını terk etmiştir.

 Donanmadan gelen emir üzerine, bu üç denizaltı Türkiye’nin 40 mil kuzeyinde, 9 Eylül 1944 sabaha karşı bir araya gelmiş ve seçtikleri 3 mevkide ertesi akşam denizaltılarını batırıp karaya çıkma konusunda mutabakata varmışlardır. Buna göre U23 denizaltısı Ağva açıklarında, U20 denizaltısı Karasu açıklarında ve U19 denizaltısı ise Zonguldak açıklarında kendilerini batıracaktı. Komutanlar kararlaştırılan yerlerde ve verilen emre uygun olarak denizaltılarını batırdı ve mürettebatlarıyla birlikte botlarla Türk sahiline ulaştılar. Ancak bu mürettebat ve komutanlar Türk yetkililer tarafından belli bir süre sonra peyderpey yakalandı ve 1945 yılı sonuna kadar Isparta’nın Beyşehir kentinde özel bir kampta tutuldular.


Alman denizciler tarafından batırılan denizaltılardan birisi olan U-20'ye ait batık, 1994 yılında Türk Deniz Kuvvetleri'nce, karasu civarında yapılan bir tatbikat sırasında Sakarya nehrinin Karadeniz'e döküldüğü noktanın yaklaşık 40 mil açığında bulundu ve görüntülendi. Yazının girişinde bahsettiğim üzere özel bir çalışma grubuyla TCG Akın arama-kurtarma gemisi de yakın zamanda (2019) U-23 denizaltısını bularak görüntüleme şansına ulaştı.

 DARISI U-19 DENİZALTISININ BAŞINA…

Umarım bu denizaltıda en kısa sürede bulunarak Karadeniz’de batmış olan Alman denizaltılarının sonuncusu da keşfedilir…

Historeal
Yazar / 6 Yazı / 7,4K Okunma

Tarihin tozlu sayfalarının arasında kalmış her şeye dair...


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST