Loading

Sıradan İnsanın Devrimi: 16. Asır Avrupa Köylü Savaşı

16. Asır Almanya coğrafyasında yaşanan köylü ayaklanmaları

isyancı köylüler

16. asra gelindiğinde Avrupa coğrafyası, din savaşlarının, feodal beyler ve krallıklar arası güç mücadelelerinin, iç savaşların, ayaklanmaların yaşandığı, insanların asılsız suçlamalarla katledildiği ve köylülerin mülksüzleştirildikleri olaylara sahne olmaktaydı. Takvimler 1524’ü gösterdiğinde, Avrupa çok şiddetli hareketler silsilesi içerisindeyken, bir büyük hadise daha vuku buldu. Bazı tarihçiler bu olayı “sıradan insanların devrimi” olarak tanımlamaktadır. Bu tarihten itibaren yarım asır boyunca Almanya’nın güney bölgelerinde kırdan gelen yerel ayaklanmalar oldu. Söz konusu dönemde halihazırda kentlerde yaşanan mezhep çatışmaları, inançsal ve toplumsal dönüşüm ve dengesizlikler kırsala yayıldı. Kırda yaşayan kitleler, yılardır maruz kaldıkları ağır vergilere, eşitsizliğe, adaletsizliğe, yoksulluğa ve din kullanılarak yaratılan sömürü biçimine baş kaldırdılar. Bu hadise tarihe “Köylü Savaşı” olarak geçecekti.

On binlerce kişiden müteşekkil halk orduları, yıllardır sömürü gördükleri manastırlara ve şatolara saldırarak harekete geçti, kentleri kuşattılar ve hareketi oradan oraya taşıdılar. Piskoposlar ve Lordlar bu beklenmedik hareket karşısında hazırlıksız yakalandılar, halk kitlelerini müzakere yoluyla oyalamaya ve yatıştırmaya yeltenirken bir taraftan da güçlü prensliklerden destek aradılar. Şehirlerdeki oligarklar ne yapacağını şaşırmış vaziyetteydi. Bir taraftan onların da piskoposlara ve lordlara karşı kendi kalkışmaları vardı ve yerel oligarklar, halkın yanında ayaklanmaya katılmak için baskılanıyordu. Diğer taraftan da isyanların tehdidindeki arazilerin sahipleriydi bu kişiler. Bu nedenle de ayaklanmadan uzak durmak ve barış ortamının sağlanmasını umarak, kenara çekilip olaylara karışmak istemiyorlardı.

Öte yandan isyana geçen halk, bazı şehirleri ele geçirmeyi, kimi şehirlerin de yanlarında tavır almasını sağladılar. Salzburg madencileri ve köylüleri harekete dahil oldu. Heilbronn’da halktan ve de özellikle kadınlardan gelen baskı üzerine, kentin idarecileri dinsel kurumların hepsini işgal eden ayaklanmacılara kapılarını açmak mecburiyetinde kaldı. Bu sayede isyancılar, Memmingen, Weinberg, Stuttgart, Kaufbeuren, Neustadt, Mülhausen ve Bermatingen gibi kentlerin kontrolünü ele aldılar.

Ayaklanmaya katılan kitleler her tarafta çoğu zaman yerel programları birleştirmek suretiyle şikayetlerini listelediler. Memmingen bölgesi köylüleri tarafından, hareketin taraftarı asi bir papazın ve zanaatkârların desteğiyle sıralanan 12 maddelik bir metin, çoğaltılarak bir nevi hareketin ulusal manifestosu niteliğini aldı ve yayıldı. Söz konusu liste, halk için ciddi ehemmiyet tesis eden yerel cemaatlerin kendi papazlarını atamaları ve ondalık verginin kullanımı noktasında karar mekanizmasının halkta olması gerektiği gibi, inançsal mahiyette taleplerle başlıyordu. Fakat bunların yanında insanların yaşamında can alıcı diğer taleplere de yer veriliyordu; serfliğin kaldırılması, lordlara ödenen kimi vergilerin kaldırılması ve ortak arazilerin işgaline, derebeylerinin köylülerin balık tutması, avlanması ve odun toplamasına engel olmasına ve keyfi adalete artık bir son verilmesi bunlardan bazılarıydı.

Köylü hareketi içerisinde de görüş ayrılıkları söz konusuydu, aralarında lordlarla yaşanan gerilimin barışçıl yollarla çözülebileceğini savunanlarda vardı. Fakat köylülerin en basit talepleri bile, lordlar ve kilise için büyük bir tehdit olarak görülüyordu. Kendi düzenlerini temelden sarsacağını düşündükleri bu harekete ve fikirler ödün vermek niyetinde değillerdi. Halkı oyalamaya başladılar, halka bazı imtiyazlar sunuyormuş gibi yaptılar. Öte yandan paralı askerler toplamaya başladılar. Egemen sınıf kurduğu paralı orduyla, kendisine tehdit oluşturan halk hareketini 1525 Nisan ayında, çok daha sert bir şekilde bastırdı. Kaynakların ifadesine göre yaklaşık 100.000 köylü katledildi.

Protestanlığın önderi, “reformcu” Martin Luther, köylü ordularının mücadelesine karşı tavır almıştı. Sıradan halkın taleplerine gelince lordlarla işbirliği tapmıştı. Köylüleri cinayet işleyen barbar hırsızlar olarak niteleyip, onlarla savaşan lordları destekleyen metinler yazdı. Luther yoksul halkın kazanımlarına o kadar karşıydı ki, “bunlar kuduz bir köpeğin öldürülmesi gibi parçalara ayırılmalı, boğazlanmalı ve bıçaklanmalıdır” dedi. Yine kaleme aldığı bir mektupta, lordların ölümündense köylülerin ölümünü yeğlediğini de belirtir. Önde gelen reformcular lordların yanında saf tutup, sıradan halkın hak mücadelesinin tanrıya ve kutsal kitaba ihanet olduğunu ateşli bir şekilde savundular.

Fakat Thomas Müntzer gibi bazı reformcu vaizler halkın mücadelesine sahip çıkmışlardır. Bu vaizler Luther’in hareketine ilk başta destek olup, daha sonra onun saf değiştirdiğini savunup eleştirmişlerdir. Müntzer vaazlarında halkın ezilmesine karşı saf tutuyordu. Hristiyanlığın safının da bu olduğunu savunuyordu.  Fakat bu tavrı dolayısıyla hedef oldu, ülkede sürekli yer değiştirip gizlenmek zorunda kaldı. Luther lordları onun peşine taktı. Günümüzde dahi ana akım tarihçiler Müntzer’in ve dolayısıyla ezilenlerin kimliğini ve mücadelesini lekelemek adına, onu delilikle suçlar. Tarih Luther’den övgüyle söz ederken, gerçeklerin arkasında duran Müntzer hep görmezden gelinir. Müntzer, ayaklanmalar sırasında halk hareketi içerisinde yer alırken, Mülhausen şehrinde henüz 28 yaşında işkencelerden geçirilip kafası kesilerek katledildi.

Sıradan insanların ayaklanması, Almanya coğrafyası için önemli sonuçlara yol açtı. Prensliklerin gücü arttı. Prensliklerden şikayetçi olup birleşik büyük Almanya hayal eden şövalyeler, ilk başlarda ayaklanmaya ilgi duydular, fakat ayaklanmanın bastırılması sonrası lordların yoksullar üzerindeki yumruğu oldular. Oligarklar da vakit kaybetmeksizin lordların yanındaki yerini aldılar. Köylülerin mücadelesine çekimser kalan şehirli orta ve üst sınıf, bu mücadeledeki tereddüttü ve sonrasında lordların gücünü pekiştirmesiyle kurdukları düzene sessiz kalmasıyla, aslında kendi egemenliğinden de ödün verdi.

Protestanlık Almanya’da takındığı tavırla, lordların güdümüne girdi. Luther’in savları ibadetteki ve tanrı katındaki eşitlik düşünceleri dolayısıyla zayıfladı. Lütercilik kendisiyle çelişkiye girdi. Lütercilik lordları Katoliklik karşısında savunup, önemli bir bayrak olurken, halk kitlelerinin sömürülmesi yönündeki ideolojik katkıyı da lordlardan esirgemedi. Lütherciliği bu duruma düşüren şüphesiz halkın isyanına iştirak etmeyip bunun da ötesinde halkın katline fetva vermesi oldu, yanında saf tuttukları lordlar onların düşüncelerini ve inançlarını boşaltıp, kullanışlı bir aparat kılmayı bildiler.

Tıpkı Roma İmparatorluğunun yaşadığı yıkımı Hristiyanlıkla kucaklayıp, bu dini ideoloji olarak kullanması gibi, Alman lordlar da Protestanlığı ideolojik olarak kullandılar. Gerek papaya ve Katolik kilisesine karşı, gerekse yoksul halka karşı Protestanlığa sarıldılar. Almanya’nın güneylerindeki yoksul kitleler bir süre Katolik-Protestan savaşının kurbanı oldular. Avrupa coğrafyası mezhep savaşları içindeyken, lordların ve dini zümrelerin kazanımları azalmadı aksine arttı ve geniş halk kitlelerinin hak mücadeleleri karşısında gerek mezheplerin savunucuları gerekse lordların hepsi, inanç fark etmeksizin aynı safta yer aldı.

"Yoksulların ihtiyaçlarını hiç kimsenin gidermemesi dünya üzerindeki en büyük iğrençliktir... Bizim hükümdarlarımız ve yöneticilerimiz, her türlü tefecilik , hırsızlık ve soygunculuğun dibine batmışlardır... Yoksul çiftçiyi ve zanaatkârı ezmektedirler... Eğer o zavallı insanlardan birisi yasanın en küçük bir zerresine, bir başlığına karşı gelse, bunun cezasını çekmelidir. Bütün bunlara Dr. Yalancı (Luther), 'Amin' diyor." - Thomas Müntzer 

Kaynaklar

Chris Harman: Halkların Dünya Tarihi

Friedrich Engels: Alman Köylü Savaşı

Mary Fulbrook: Almanya’nın Kısa Tarihi

Onur Köse
Redaktör / 50 Yazı / 276,7K Okunma

| 🌿🐢 Yol, Tarih ve Doğa


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST