Loading

Amerika Birleşik Devletleri Nasıl Kuruldu? İsyan, Kölelik ve Irkçılık Üzerine

Bu yazıda Amerika Birleşik Devletlerinin nasıl kurulduğu sorusu cevaplandırılmaya çalışılmış, İsyan, kölelik ve Irkçılık üzerine düşünceler ve bu kavramların arasındaki ilişkiler açıklanmaya çalışılmıştır.

Yerli Amerikalılar

Merhaba sevgili Bilgeyik okurları, bu yazıda sizlere Amerika Birleşik Devletleri’nin kuruluş hikayesini anlatmak istiyorum. Bu hikayeyi sebep-sonuç ilişkisine oturtmak için sırayla Amerika Kıtası’nın keşfinden, kıtanın sömürge haline gelmesinden, Büyük Britanya ve Fransa arasındaki 7 yıl savaşından ve ardından kolonilerin isyan etmesinden ve ABD’nin kurulmasından bahsedeceğiz bahsedeceğiz.

Öyleyse başlayalım.

Kıtanın Keşfi

Amerika kıtası Kristof Kolomb’dan çok daha önce keşfedilse de ilk keşfeden kişi olarak Kristof Kolomb kabul edilir. O dönemde “keşfetme” sözcüğü sadece salt “keşfetme” eylemi olarak kalmıyor, yanında “sömürge” sözcüğünü de getiriyor. Sömürge kelimesi ise köleliği, acıyı, ölümü getiriyor beraberinde. Kristof Kolomb hatıralarında şöyle diyor: “Hepsini sadece 50 adamla hakimiyetime sokup istediğim gibi yönetebilirim.” Çünkü yerlilerin, sömürülenlerin çok hafif silahlar vardı ve Kolomb gibi daha nicelerine göre bu onların sömürülmeleri için bir sebepti.

Gerçekte “Şanslı Erikson” olarak anılan bir denizci Kolomb’dan daha önce kıtayı keşfetmiş ama bir sömürge faaliyetine sebep olmamıştır. Resmi tarih ise “tarihi kazananlar yazar” anlayışıyla Kristof Kolomb’u ilk keşfeden kişi olarak kabul etmiştir.

Kristof Kolomb Seferleri | Denizcilik Bilgileri

(KRİSTOF KOLOMB)

Kölelik ve Irkçılık, Sömürgeleştirme

18. yüzyılda Avrupa’da gittikçe artan bir zenginlik vardı, bunun sebebi iyi bir ekonomi yönetimi veya bir sanayileşmeden daha çok sömürgeydi. 2009 yılında aramızdan ayrılan İngiliz gazeteci ve siyasi aktivist Chris Harman “Halkların Dünya Tarihi” adlı kitabında bu olayı şu net ve akıcı cümlelerle anlatıyor: “18. yüzyıl Avrupasının zenginliğinin büyük bir kısmı zorunlu kölelikten geliyordu. Filozoflar Avrupa’nın kahvehanelerinde eşit haklardan söz edebilirlerdi ama onların içtikleri tatlandırılmış kahve, silah zoruyla batı Afrika’dan gemilere doldurulan, dehşet verici koşullarda (10 kişiden birinin yolculukta öldüğü koşullar) Atlantik’in karşı tarafına götürülen, müzayedelerde satılan ve daha sonra ölünceye kadar günde 15, 16 ve hatta 18 saat kamçı zoruyla çalıştırılan insanlar tarafından üretiliyordu.”

Amerika’nın keşfinden sonra sömürgeleştirilen Kızılderili insanların nüfusu %90 oranında azaldı. Refahın kaynağının bu denli azalması yönetici sınıfları dehşete düşürdü. Onlar da çözümü haraç almakta ve zorunlu çalıştırmakta buldular.

Irkçılığın kaynağının ne olduğunu biliyor musunuz? Kölelik. Eski çağlarda insanlar deri rengini; göz rengi, saç rengi ya da boy uzunluğu gibi özelliklerden ayırmamışlardır, aralarındaki herhangi bir farktan dolayı biri diğerine baskı uygulamamış, ötekileştirilmemiştir. Roma tarihinde pek çok isim ve en az bir imparator Kuzey Afrika’dan gelmiştir ama hiçbir tarihi metinde onların ten renginden bahsedilmez. Hatta 16. yüzyılı resmeden eserlerde siyah ve beyaz insanlar ayrılmaz, öyle ki Jordaen’in “Musa ve Zipporah” adlı eserinde Musanın eşi siyah olarak resmedilmiştir. Peki kölelikle ırkçılığın ne tür bir ilişkisi var?

(Musa ve Zipporah)

Şöyle ki; 1680 yılında Virginia Şehirlililer Meclisi, İngiliz hizmetçilerle Afrikalı köleler arasındaki farkı güçlendirmeye çalıştı ve bu doğrultuda “Eğer herhangi bir zenci ya da başka bir köle herhangi bir Hristiyana el kaldırırsa çıplak sırtına 30 kamçı vurulması kararlaştırıldı. Bir zenci, melez ya da Kızılderili ile evlenen herhangi bir beyaz erkek veya kadının koloniden kovulacağını kararlaştırdılar. ”Neden? Çünkü İngiliz hizmetçiler ve Afrikalı köleler dayanışma ruhuyla ayaklanmaya başlamışlardı. Bu ayaklanmanın tepe noktası ise 1676’daki “Bacon Ayaklanması”dır.

Yedi Yıl Savaşı

Biz bu savaşın sadece bizi ilgilendiren kısmına, yani Avrupa kısmına odaklanacağız. Yedi yıl savaşının sebebi Büyük Britanya ve Fransa arasındaki sömürge yarışıdır. Büyük Britanya bir grup, Fransa ve İspanya bir grup olmuştur. Hindistan ve Afrikada Fransızlar bütün sömürgelerini kaybetti, Kuzey Amerika’da ise Fransızlar üstün geldi. Güney Amerika’da ise kısa süreli İspanyol kazanımları oldu.

Sevgili okurlar çok haklı olarak bu savaşın konumuzla ne alakası olduğunu sorabilirler. Onlara çok içtenlikle söyleyebilirim ki yukarıdaki paragrafı ileride beraber soracağımız bir sorunun cevabı, küçük bir neden-sonuç ilişkisi olarak görebilirler.

İsyan ve Özgürlük, Ama Niye?

Amerika Birleşik Devletleri’nin kuruluşunun önemli isimlerinden biri olan Benjamin Franklin 1760’larda “Kralların en iyisinin yönetiminde şimdi mutluyuz.” diyordu, ABD kurulduktan sonra 3.başkan olacak ve bağımsızlık bildirgesini yazacak olan Thomas Jefferson ise 1776 yılının başlarında “Amerikalıların monarşiden ayrılmada ne istekleri ne de çıkarları yoktur.” diyordu. Peki, ne oldu da kısa bir süre içinde aynı isimler yine aynı yılın, yani 1776’nın yazında herkesin eşit olduğunu söyleyen bağımsızlık bildirgesini imzaladılar, isyan ettiler?

Benjamin Franklin and the Civic Virtues of the First American ...

(Benjamin Franklin)

Tarihi olayları anlamak için kişisel bakış açımızı bir kenara bırakmamız, zaman algımızı dünya tarihine bakıldığında küçük gözüken ömürlerimizle sınırlandırmamamız gerektiği söylenir çoğu zaman. Doğrudur, böyle yapılması gerekir ama bir şartla: Toplumsal dinamikler göz ardı edilmemeli.

Nedir bu toplumsal dinamikler dediğimiz şeyler? Dünya tarihine baktığımızda anlarız ki hiç beklenilmeyen şeyler, hiç beklenilmeyen anlarda ve hiç beklenilmeyen toplumlarda ortaya çıkabilir. Halk psikolojisi ve toplumsal olaylara verilen tepki yüzyıllardır anlaşılması en zor olan şeylerden biridir. Örnek vermek gerekirse, 1910 yılında Osmanlı’da biri çıkıp 15 yıl içinde halifelik ve saltanat kalkacak, kadınlar haklarını alacak, fes takmak yasaklanacak, memleket artık “şeyhler, şıhlar” memleketi olmayacak dese, kim inanırdı? Sanırım bunu diyecek birine deli muamelesi yapılırdı toplum tarafından. Ama ne oldu? Bu saydıklarım ve daha da fazlası oldu. Veya başka bir örnek; Ekim Devrimi’nin lideri Lenin’in devrimden 6 ay önce “Devrim önümüzdeki yıllarda çok uzak bir ihtimal“ dediğini biliyor muydunuz? İşte, az önce anlatacağım olayları da bu bağlamda değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum.

7 yıl savaşından sonra Büyük Britanya Amerika’daki 13 koloninin yükümlülüklerini arttırdı, ek vergiler getirdi. 1764’te melas (Rom yapımında kullanılan şeker) vergisi, 1765’te pul vergisi, Britanya birliklerinin Amerika’da bulunmasının faturasını yerlilere ödeten Kışla vergisi, 1767’de ithalat vergisi gibi vergiler eklendi.

Bu ek vergilerin her biri gitgide artan bir öfke yarattı. Bu vergiler Britanya’daki toprak sahiplerinin vergilerini düşürmek amacıyla çıkarılıyordu. Öfkenin en önemli sebebi ise şuydu: İnsanlar karar verme kısmında hiçbir güçlerinin bulunmadıkları politikaların bedelini ödüyorlardı.

Bu öfke ilk başta devrimci, özgürlükçü bir öfkeden daha çok “Biz de Britanyalı’yız ve özgürlüklerimizi savunuyoruz” öfkesiydi ama ilk kez Britanya’ya karşı birleşilmişti. Toplumun farklı kesimlerinde farklı etkileri oldu. Örneğin, Chris Harman’ın tanımıyla “Elitle gerçek plepler arasında bir yer işgal eden muhalif entelektüeller” olan ve kendilerine “Özgürlüğün Çocukları” adını takan bir grup ortaya çıktı. Bu grup toplumun siyasi bir bilinç sıçraması yaşamasında büyük rol oynadı.

İlk sıralarda küçük kalabalıklar Boston’da halk pulların satıldığı bir yeri yaktılar, New York’ta hain olarak gördükleri kişilerin evleri yakıldı ve zaman zaman Britanya askerleriyle çatışmalar oldu. Yine Chris Harman’ın deyişiyle “Herhangi bir protesto hareketi yükselirken, eylem insanların düşüncelerini değiştirirken, değişen düşünceler daha fazla eyleme yol açar.” Chris Harman’ın dediğini %100 netlikte Amerika’da görecektik. İnsanlar gitgide daha da öfkelendiler. En sonunda Britanya hükümeti geri adım attı. Çay hariç diğer her şeyin üzerindeki vergiler kaldırıldı. Bugün bazı yerlerde Amerikalıların isyan etmesine sebep olarak Britanya’nın koyduğu çay vergisi olduğu yazar, bu sizin de yukarıdan analayabileceğiniz gibi yanlış bir bilgidir.

Anlatımı yine Chris Harman’ın bir sözüyle kesmek istiyorum: “Tarihte küçük bir eylemin, aynen bir iğnenin balonu patlatması gibi, büyük bir patlamaya yol açtığı zamanlar vardır.“ Tıpkı Harman’ın dediği gibi, 1773 Kasım ayında bir şirket gemisi Boston limanında çay boşaltırken 100 eylemci bir anda ortaya çıktı ve bütün çayları denize döktüler.

                                                                 (Çayları Döken Yerliler)

Bu bir dönüm noktası oldu. Britanya artık geri adım atamaz bir hale geldi çünkü burada geri adım atmak demek koloniyi koloni yapan hiçbir özelliğin kalmaması manasına geliyordu. Aynı şekilde Amerikan halkı da bilinçlenmişti. Yani, bir savaş olacaktı ve oldu. Bu savaş sonucunda ise Amerika Birleşik Devletleri kuruldu.

Emircan Tepe
Redaktör / 38 Yazı / 82,3K Okunma

Okurum, düşünürüm, sorarım, tartışırım, eleştiririm, yazarım, paylaşırım, otoriteyi sevmem, o da beni sevmez zaten... Ve bittabi herkes gibi gülerim, sevinirim, üzülürüm ve nefret ederim. Sonuç olarak, aranızdan biriyim.


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST