Loading

Eski Türk İnanç ve Kültür Dünyasında Geyikler ve Dağ Keçileri

Kutsalın Sınırlarını Aşmak "Geyikler ve Dağ Keçileri"

dağ keçisi ve orman

Eski Türklerin inanç ve kültür dünyasındaki en önemli figürlerden birisi de dağ keçisi ve geyiklerdir. Türkler kutsal dağlarında, kutlu ormanlarında ve diğer pek çok kutsal alanda dolaşan, buraları mesken tutan dağ keçilerine ve geyiklere hürmet duyarlardı. Bu canlılar mitoloji içerisinde ve inanç dünyasında özel anlamlar yüklenerek kutsallaştırılmışlardı. Söz konusu canlıların kutsal mekanlar etrafında yaşaması sebebiyle, tanrısal alemle ve ruhlar dünyasıyla iletişim kurabildiklerine inanılırdı.


Kadim Türklerin kültür dairesinde önemli yer etmiş dağ keçisi ve geyikler, tıpkı diğer kutsallar gibi dokunulmazlık statüsündeydi. Bu dokunulmazlıktan kasıt, bu canlılara hiçbir şekilde zarar verilmemesi inancıdır. Bu ifadeden yola çıkarak bu canlıların hiç avlanmadığı sonucuna varılmamalı, bu hayvanların üzerinden hayatını idame ettiren Türk toplulukları da vardı, yine belirli ritüellerle avlanan topluluklar da söz konusuydu. Ama bazen kağanların kutsal alanlar dışında kalan kimi sahaları da avlanmaya yasak kıldığı kaynaklarda geçmektedir. Dağ keçisi kağanlık sembolüdür de aynı zamanda; bu konuya yazının devamında biraz daha detaylı değineceğiz.


Kutsal canlıların somut bir takım inanç ve kültür nesneleriyle ifade edilmesi durumu da vardı. Dağ keçisi, geyik, at ve koç-koyun gibi kutsal hayvanların taşlara kazınması veya taşlara bu hayvanların şeklinin verilmesiyle oluşturulmuş "geyikli taşlar" geleneği, dağ keçisi ve geyik kutsallığının somut ifadesidir. Yine geyikli taşlar haricinde pek çok kaya resim alanında, anıt taşlar ve kitabelerde dağ keçisi ya da geyik tamgalarına rastlamak mümkündür. Kutsal alanlarda, mezar alanlarında ve tören/ritüel sahalarında özellikle, sıklıkla dağ keçisi geyik tamgası taşıyan taşlara rastlanır. Ayrıca doğrudan Gök Tanrı'ya, iyelere veya çeşitli tanrısal varlıklar adına dikilen kutsal geyikli taşlar da mevcuttu. Özellikle arkeolojik veriler dağ keçisi ve geyik kültünün, Türk inanç dünyası içerisinde çok eski tarihlere uzanan önemli bir yer edindiğini de bizlere gösteriyor.

Eski Türk tarihinin yazılı kaynakları oldukça sınırlıdır, elde olan yazılı verilerin çoğu da Türkler dışındaki halkların kayıtlarıdır. Ama Türkerlerin binlerce yıllık yolculuğunun kayıtları olan kaya resimleri bizlere çok şey söylemektedir. Bir halkın inanç dünyası, yaşam şekli, hayalleri ve hayatı anlamlandırma biçimi ve de kendisini bu anlamlandırılmış dünyada "anlama" biçimi, taşlara kazınmıştır. Bu noktada az öncede değindiğimiz gibi dağ keçileri ve geyiklerde taşlara kazınmış, pek çok anlatının öznesi olmuşlardır.


Dağ keçileri ve geyikler, Türk Şamanizmi'nin inançsal öznesi olan kam (şaman) dünyası için de önemlidir. Ritüellerin icrasında bu canlıların boynuzundan yapılma başlıkların kullanılması söz konusuydu. Yine dağ keçilerinin/geyiklerin yardımıyla tanrısal alemle iletişim kurduklarına ve yine alemler arası seyahat pratiklerini gerçekleştirdiklerine inanılmaktaydı. Yine kamlara yol gösteren kutsal hayvanlardandırlar. Dağ keçisi ve geyik motifleri kamların kutsal hayvanları olabilmekteydi, bildiğimiz gibi Şamanizm içerisinde kamların belirli başlı hayvanların donuna girdiğine inanılmaktaydı, bunlardan bazıları da dağ keçisi geyik gibi hayvanlardır. Kam davulunu süsleyen ve bunun ötesinde mitik bir tasavvur taşıyan motiflerden birisi de yine dağ keçisi ya da geyiktir. İnanışa göre kamların başat ritüel nesnesi davul, kutsallardan bir parça taşımalıydı, bu nedenle kamlar davullarının derisini de kutsal dağ keçisi ve geyik derilerinden seçerlerdi.


İlk somut izlerinin 3000 yıl öncelerine tarihlendiği dağ keçisi ongunu, bozkır kültürünün başat folklorik motifidir. Asya'nın doğu sahillerinden Balkanların kuzeyine kadar olan geniş sahada, dağ keçisi ve geyik tasvirleriyle bezenmiş heykelcikler, kap-kacak, kaya resimleri, taş abideler, kurganlar ve pek çok arkeolojik bulgu görmek mümkündür. İlk arkeolojik izlere Ötüken bölgesinde rast gelinmiştir. Arjan kazılarında çokça arkeolojik malzeme ortaya çıkarılmıştır. yine bir takım anlamsal bütünlük ve "anlatı" barındıran kaya resimleri, kemik ve ahşap levhalar üzerinde dağ keçisi/geyik kutsallığına ait bir takım motiflere rastlanır. Uybat ve Kıpçal 1 kurgan alanında koç-koyun, dağ keçisi ve geyik heykelleri bulunmuştur. Abakanların ve Hakasların yaşam sürdüğü alanlarda mezar taşları mahiyetindeki heykellere de rastlanır. Özellikle mezar taşlarına ve kurganlara bu canlıların nakşedilmesi, "kutsallığın" boyutunun ne denli yüksek olduğunun da anlaşılması bakımından, önemli bir veri sunmaktadır. Örneğin Kök Türk hanedanından Tekeş Altun Tamgan Tarkan'ın mezar taşında dağ keçisi motifleri yer almaktadır. Kök Türklerin "sıgun keyik" şeklinde ifade ettikleri dağ keçisi hanedan ailesinin de bir sembolü ve söz konusu dönemlerde en yaygın kullanılan kültürel ve siyasi motifti. Dağ keçilerine ithaf edilen kutsallığı ve "kut"u ifade etme, ulaşılmazlığı, özgürlüğü, bağımsızlığı ve cesareti ifade etme gibi anlamlar sonucu, tamga olarak kullanılması durumu söz konusuydu. Kimi bilim insanlarına göre dağ keçisi tamgası doğrudan kağanı da simgelemekteydi.


Temelde bu inançsal ve kültürel motifi daha eski zamanlara götürmek de mümkündür. Kök Türkler öncesinden neolitik çağa kadar geriye gidebildiğimiz bir arkeolojik veriye sahibiz. Bu noktada özellikle Kalbaktaş kaya resim alanı değerli bir sahadır. Kalbaktaş bölgesindeki kaya resimlerinin tarih aralığı, neolitik devirlerden ortaçağa kadar uzanmaktadır. bu sahayı önemli kılan bir diğer husus ise geyik, dağ keçisi ve kadın işlemelerinin beraber görülmesidir. Bu birliktelikte tabiiki aydınlatılmaya çalışılmakta, farklı yönlerde tezler iddia edilmekte, yorumlanmakta ve halen üzerine çalışılmaktadır. Dağ keçisi ve geyik motifinin görüldüğü arkeolojik ve tarihsel buluntuların örneklerini çoğaltmak mümkündür. Türkoloji'nin önemli ismi W. Radloff'un içerisinde yer aldığı Koçho-Tsaydam kazı alanında, eski Çince ve Türkçe yazılarla birlikte dağ keçisi tamgaları bulunmuştur.


Kök Türk harfleriyle kaleme alınmış fal kitabı "Irk Bitig" yazmasında, dağ keçileri ve geyikler Gök Tanrıyla ilişkilendirilmiştir. kitaptan aktarılana göre tanrı bu canlılara doğrudan kut vermiştir. Yine bu kaynağa göre, söz konusu canlıların çiftleşme dönemlerinde çıkardıkları sesler de kutsal olarak tanımlanır, bu sesleri duyanların tanrı kutuyla ödüllendirileceği belirtilir.


Dağ keçisi/geyik motifi Türklerin başta türeyiş olmak üzere mitler içerisinde de önemli yer edinir. Kuman türeyiş efsanelerinde, Kök Türklerin kağanının dağ keçisi/geyik donuna girmiş bir kutsal ruhla birlikte olması gibi durumlar anlatılır. Yine kutsal alanlardan ve özellikle kutlu dağlardan söz edilen mitolojik anlatılarda dağ keçisi veya geyik motifleriyle sıklıkla karşılaşılır. Türk mitolojisin bir diğer unsuru olan hayat ağacı motifiyle beraber de yine dağ keçisi ve geyik motiflerinin işlendiğini görüyoruz; mitolojik anlatılarda söz konusu canlılar yaratıcı rolü veya yaratılışa kaynaklık etme rollerini üstlenirler. Buryatlar ata hayvan olarak geyiği sayarlar ve mitolojik anlatılarında bu unsur görülür, geyiğe "geyik ana" diye hürmet ederler. Arkeolojik verilerle ve destanlardan yola çıkılarak derlenen verilerle bakıldığında, dağ keçisi/geyik motifinin kozmosla ilişkilendirildiği de yorumlanır.


Eski Türklerin kültür ve inanç dünyasının en önemli motiflerinden olan dağ keçisi ve geyikler, günümüzde de bazı Türk topluluklarında önemlerini korumakta ve yine geniş Türk kültür sahasında her zaman bir şekilde yaşamaktadır. Tölesler, Tuvalar, Altaylar, Hakaslar, Dukhalar, Buryatlar ve geniş Sibirya coğrafyasında devam eden Şamanizm kültüründe bu inanışlar hala diridir. Bu halkların inançsal ritüellerinde, şamanlık müessesinde ve halk anlatılarında hala çok önemli motiflerdir. Yine günümüzde Anadolu'da pek çok anlatı, efsane ve inançsal temada geyik ve dağ keçisi motifleri görülür. Özellikle Alevilikte hala kutsal hayvanlar olarak kabul görürler. Yine Anadolu mezar taşı geleneğinde, halı, kilim dokumlarında söz konusu canlıları görmek mümkündür. Eren/Evliya motiflerinde, inançsal bir takım şahısların etrafında dağ keçisi ve geyik anlatıları-inanışları sıklıkla görülür (Geyikli Baba, Abdal Musa ve Hacı Bektaş-ı Veli anlatılarında örneğin). Şiir, masal, müzik, efsane ve memorantlarda bu motifler hala yaşamaktadır.

Kaynaklar

Jean Paul ROUX: Eski Türk Mitolojisi
Jean Paul ROUX: Orta Asya'da Kutsal Bitkiler ve Hayvanlar
Sergen ÇİRKİN: Güney Sibirya Arkeolojisi ve Şamanizm
Onur KÖSE: Türk Şamanizmi'nde Yer-Su Kültleri (Iduk Yir-Sub)
Bahaeddin ÖGEL: Türk Mitolojisi
Nilgün DALKESEN: Orta Asya'dan Anadolu'ya Türk Kültüründe Geyik Kültü
Emel ESİN: Türk Sanatında İkonografik Motifler
Emel ESİN: Türklerde Maddi Kültürün Oluşumu
Aslı ÇANDARLI ŞAHİN: Maddi Buluntulara Göre Kuman/Kıpçaklarda Kültürel Hayat
Halil Can AKGÜN: Avrasya Kaya Resimlerinde Türk Kültür ve Mitolojisi

Onur Köse
Redaktör / 56 Yazı / 430,1K Okunma

| 🌿🐢 Yol, Tarih ve Doğa

Yalçın Anıl 17 Nisan 2024 - 11:22:33

Yanıtla

Sayın Onur Köse, Bu makalenizi yayımlandığı ilk günlerde okumuştum. Şimdi elimde Zülfü Livaneli’nin “Orta Zekâlılar Cenneti” kitabı var. 132.sayfada okuduklarım yeniden sizin yazınıza döndürdü beni. O sayfadan yaptığım alıntıyı eklemek istiyorum: “Gobustan bölgesi, Hazar Denizi kıyısında sarp kayalardan oluşmuş ve insana bu dünyadan olmadığı duygusunu veren tuhaf bir yer. Otuz bin yıl önce burada insanlar yaşamış. Kayalarda resimler var. O resmi oraya yapan insanı gözümüzün önüne getirmeye çalıştığımızda garip bir perspektif çarpılmasına uğruyorsunuz. Otuz bin yıl önce o kayalardaki kovuklara sığınmış yaşayan, avlanan, gülen, sevişen, kavga eden insan. Yani bizim atalarımız. Kayalara bir kadın ve bir erkek figürü çizmişler. Acaba bir âşık mı çizdi o resmi oraya? Sevgisini kayalara kazımak mı istedi? Biraz ötede bir kayık; kürekçileri belirgin bir kayık. Norveçli denizci Thor Heyerdahl buraya üç kez gelmiş ve günlerce kalarak bu resimleri incelemiş. Garip bir şekilde İskandinavya’daki kayık çizimleriyle benzerlik gösteriyormuş çizimler. Çizimlerde elbette hayvanlar da var. Bir hayvanı resmetmenin, onu avlamayı kolaylaştıracağına inanıldığını sanıyor bilim adamları… Dans eden insan figürleri Matisse’in son resimlerinin neredeyse aynısı.” Konu sizin yazınızla doğrudan ilgili olduğu için, Zülfü Livaneli’nin değindiği yüzlerce konudan oluşan deneme türündeki bu kitaba göz atacak okurlar olacağını sanıyorum. Çalışmalarınızda başarılar dileğimle…


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST