Loading

Eski Türk Kültüründe Tabiat Kültleri

Gök Tanrı/Şamanizm İnancının Temel Unsuru Tabiat Kültleri

şaman ayini

Kült; inanç, tapma, tapınma, din, dini tören, ibadet ve ayin karşılıklarıyla açıklanmış bir kelimedir. Türk tarihi açısından kült kelimesinin tanımını şöyle açıklamak daha doğru olacaktır: Türkler eski çağlardan beri tabiata ve tabiat kaynaklı kuvvetlere inanmış ve saygı duymuşlardır. Bu anlayış merkezli bir kült inancı oluşmuştur. Bu inanç erken devirlerde bazı unsurlarıyla (ağaç, dağ vb.) Tanrı olarak görülmesinin yanında zamanla dini ve dünyevi manada saygı duyulan, ilahi araç olarak görülen bir boyuta evrilip, ibadet aracı, yaşam kaynağı, kutsal mekân ve varlık olarak yaşam hakkına değer verilen, insanla eşit görülen ve her bir unsurun ruh taşıdığına inanılan bir inanç sistemi halini almıştır. Kültler yardımcı ilahi kuvvetler olarak görülmüş, Gök Tanrı/Şamanizm de inancın ana ekseninde yer alan unsurlar olarak tanımlanmıştır diyebiliriz. Şu hususu da belirtmek gerekir, kültler sadece tabiat merkezli unsurları içinde barındırmaz, ruhlar alemi gibi görünmeyen ancak var olduğuna inanılan soyut boyutları da kapsar.

İnsan, parçası olduğu doğa ile her bağlamda uyuşamaz, asırlar boyu bir mücadele içindedir, kimi varlıklarla uyum içinde kimi varlıklarla da türünü yok edecek seviyede mücadeleye giriştiği ilişkiler içerisinde olmuştur. Dünya üzerindeki tüm canlı-cansız varlıklar birbirine bağlı ve bağımlıdır bir şekilde. Yapılan bilimsel çalışmalar da bize gösteriyor ki; bir canlının bir diğerine her anlamda üstünlüğünden söz edilemez, her bir canlının doğadaki yeri ve işlevi farklı şekillerde gelişmiş, aynı ve çok faklı rolleri olmuştur. İnsan dünyada en zeki canlı olması sebebiyle ve akıl yoluyla yaşamına yön verebilmesi bakımından diğerlerinden ayrılır. Çevresindeki varlıklarla iletişime geçer ve bir şekilde onlarla bağ kurar, bunu aklı ile kavrar. İlk toplumlardan beri yaşamın döngüsü belli başlı başat doğal varlıklar etrafında şekillenmiştir. Tarihsel süreç bize gösteriyor ki toplum olma, kültür oluşturma ve birlik şuuru oluşturma bağlamında doğa unsurlarının yeri çok kuvvetlidir.

Eski Türkler, avcı-toplayıcı yaşam dönemlerinde ve sonrasında izledikleri konar-göçer yaşam döneminde Ötüken bölgesi ile ilişki içindedirler. Yaşam tarzında süreç içinde gelişen değişimler, toplulukların büyümesi ve bölünmesi, farklı kültürlerle ilişkiler ve kültürel etkileşimlerle gelen değişimler yaşandı ama büyük ölçüde bazı inançsal ve kültürel değerlerin, geleneklerin sahiplenildiğini görüyoruz. Bu inanç ve kültürü yaratan/yaşatan dinamiklerin, eski Türk yaşamının merkezindeki tabiatın bazı önemli güçlü varlıklarının yani ağaç, dağ, su, toprak ve ateş unsurlarının olduğunu bilmek gerekir. “Vatan” kavramını da bu kültlerin bulunduğu coğrafya oluşturuyordu. Ötüken’in dağlık ve ormanlık alanlarında farklı boylarla tanıştıkları ilişki kurdukları, esasında üzerine hayatlarını bina ettikleri biliniyor. Eski Türklerin, göçebeliğe evirilmenin ardından, toplum içinde daha sıkı bağların oluşmaya başladığı bir anlayış görülmüştür.

Türkler, hayatıyla ilişki içinde olan varlıklara önem vermiş, bilemedikleri veya açıklamakta zorlandıkları şeyleri de yine hayatında önemi olan bazı doğa unsurlarıyla açıklamaya çalışmışlardır. Heybeti, yüksekliği ve kudreti ile dağ; besin ve barınak sağlaması ile birlikte kendini yenileyen bir döngüsü ile ağaç, yerden göğe uzanan yapılarıyla ilahi boyutlar kazanmıştır. Yaşamlarını sürdürdükleri av hayvanları, hatta kendilerine korku ve tehlike saçan kurt, ayı gibi diğer hayvanlara saygı duymuşlardır. Bazı taş, nehir ve göllere saygı duyup, doğadaki tüm varlıkları kendileriyle eşit görüp onların da ruhları olduklarına inandıkları faklı bir hayat anlayışını doğurmuşlardır. Benzer yaklaşımları Kızılderililerde, bazı Afrika ve Asya kabilelerinde, eski Güney Amerika medeniyetlerinde ve Avrupa’nın Pagan topluluklarında da görülmüştür. Bu kültürlerin de Animizm temelinde bir inanç dünyası oluşturdukları bilinmektedir.  Animizmin dünyanın en eski inanç geleneğinden biri olduğunu belirtmek gerek. Animizm temelli gelişen benzer inançlar ve kültürler insanların genelde pek farklı olmadıklarının da bir göstergesidir. Farklı kültürler, coğrafi ve iklimsel koşulların farklılaştırdığı bir çeşitlilikle bezenmiş yapı barınmaktadır yeryüzünde. Kültürlerin aynı ve farklı yönlerini, ayrışma süreci ila bunların sebeplerini incelemek yönündeki adımlar, toplumların tarihsel gelişim süreçlerini anlamak bakımından önemlidir.

Türkler erken dönemlerden temellendirdikleri, kendileriyle birlikte gelişen ve değişen kültler yaratmışlardır. Somut ve soyut her şey, tüm varlıkları bu kültlerdir. Günümüze kadar sirayet eden bu güç hayret verici boyuttadır. Tarihi varlığının her anında mevcut olan bir yapı, coğrafya ve inanç değişimleriyle de farklı anlamlar eklenerek çoğalan, kendi içinde hiyerarşik bağ oluşturan kült gerçekliği vardır. Doğa ve doğal varlıklar üzerinden oluşan kültler, eski Türklerin inanç dünyasının da temel taşıdır.

Prof.Dr. İbrahim Kafesoğlu, eski Türk dinin üç temel unsuru olduğunu belirtmiştir.

Tabiat kuvvetlerine inanma (Yer-Sub/Yer-Su)

Atalar kültü

Gök-Tanrı

Eski Türklerde tabiat kültlerinin genel ifadesi Yer-Sub/Yer-Su’lardır. Yer-Sub terimi ve inancı, ağaç, ateş, su, toprak, kaya ve dağların da geleneksel Türk dini içerisinde kutsal bir anlam ve öneme sahip olduklarını ifade etmektedir. “Orhun Kitabeleri’nde “mavi gök” ile “yağız yer” iki ana kozmik alan oluşturmakta ve onlar birbirlerini tamamlamaktadırlar. Göğün kutsallığının yanı sıra yerin de kutsallığı inancı gelişmiştir. Kutsal yerler, ormanlar, dağlar inancı gelişmiştir. Bu bölgelerde avlanılmaz, ağaç kesilmez kutsallığı bozacak hiçbir faaliyete girilmezdi. Ayinlerin yapılması için en uygun yerler buralardı. En kutsal olarak bilinen yerler, Kuttag (Kutlu Dağ), Altay Dağları, Tamir Nehri, Orhun nehri, Selenga Nehri ve Ötüken Ormanları’dır.

Yer evrenin oluşumunda Gök ile birlikte zikredilir, beraber yaratıldığına inanılır. Kitabelerde bu düşüncenin izleri oldukça kayda geçmiştir. “Üstte mavi gök altta yağız yer yarılmadıkça” ifadesi en bilindik sözdür. Bilge Kağan’a ait olan bu sözde de olduğu gibi yerin ve göğün birbirinin tamamlayıcısı birbirinin eşi olduğu inancı vardır. Gökte, Gök Tanrı ve mahiyeti varken yerde de onun kutsalları vardır. Tanrısal mekanlar, ormanlar, dağlar, insanlar, hayvanlar onun yarattığı ve insanların somut olarak birebir algıladıkları kutsal varlıklar vardır. Kutsanmış nehirler, arındırıcı ateş, Ataların mezarları hepsi yer alemindedir. Bütün bunlarla birlikte yer kutsaldır ama asla gökle, Gök Tanrıyla kıyaslanmaz, göğün kutsallığı her zaman en üst mertebededir. Yer tamamıyla Tanrının emrindedir.

Su ise Türklerde saflığın timsalidir. Yağmur olarak gökten inmesi bakımından göğe bağlıdır, kutsaldır. Doğadaki büyük elementlerden biri, insan hayatı için hayatidir bu bakımdan önemli görülür. Hayatın sürmesi için su önemlidir. Bu nedenle Türkler için nehirler, akarsular kutsaldır. Göçebe yaşamın vazgeçilmezi geniş otlaklarla birlikte sudur da. Türkler hayatları için büyük öneme sahip suyun da bir ruhu olduğuna inanmaktaydılar. Bazı boylar için nehirler canlı varlıklar olarak bilinmekteydi, onları kirletmemeye ve rahatsız etmemeye dikkat ederlerdi. Su ateşi söndürdüğü için, ateşin karşıtı ama bir o kadar da tamamlayıcısı kabul edilmekteydi.

Su kutsal olarak görüldüğünden ötürü diğer kutsallar gibi önemli saygı gösterilerine mazhar olmuştur. Bunun en bilindik örneklerinden biri İbn Fadlan, Oğuzlar için der ki: “Büyük ve küçük abdestten sonra temizlenmiyorlar, cinsel temastan veya başka herhangi bir biçimde kirlendikten sonra yıkanmıyorlar. Suyla herhangi bir şekilde temas etmiyorlar” şeklinde aktarmıştır. İbn Fadlan’ın aktardığı gibi suya karşı bir özel durum sergilendiğini anlamaktayız. Bu insanlar tembellikten veya kirli olmayı çok sevdiklerinden mi suya bulaşmaktan kaçınmışlardır? Tabii ki hayır, kutsal suyu kirletmekten kaçınmışlar, kendi kirleriyle suyu kirletip rahatsız etmekten korkmuşlardır. Çünkü su da onlar gibi canlı ve hayat kaynağı sunan bir varlıktır. Bu anlayış doğal olarak ona karşı farklı bir tutumda olmalarına neden oldu. Suyu kendileri gibi gördüler, kendilerini rahatsız edecek olanın onu da rahatsız edebileceğini düşündüler. Mümkün oldukça az suyu kirletme gayretine girdiler. Türklerin buna benzer uygulamalarına birçok seyyah ve alim şahit olmuş, eserlerinde bu konuya temas etmişlerdir.

Tabiat kültlerinin genel anlamda ifadesi için “yer-su” terimi kullanılır. Vatan kültürüne evrilmiş bir sürecin kaynağı olarak da görebiliriz. Özellikle büyük imparatorluklar döneminde böyle bir gelişim yaşanmıştır. Orhun Yazıtları’nda yer-su hakkında oldukça fazla bahsedilmektedir, “Iduk yer-sub” (kutsal yer-su) ifadesi yer alır. Ayrıca vatanın korunmasıyla ilgili bir ifadeye yer veren Tonyukuk Yazıtı’nda Tanrı Umay ve yer-su ruhlarının yardımıyla gafil avlanarak bastırıldı “Tengri Umay yer-sub basaberti”  . Türk boylarının ortak inancı olan ağaç, kaya, dağ ve su kültlerinin Türk yazıtlarında Yer-Sub adı altında toplanmış olduğunu görmekteyiz. Bütün bu doğal varlıklar dışında daha çoğaltabileceğimiz pek çok kült vardır. Örnek vermek gerekirse; kaya/taş, pınar, ateş/ocak, mağara, oba/ovo vb. şeklinde pek çok kutsal değer ve kült vardır. Bütün tabiat varlıkları bir ruh taşır, bunun yanında diğer ruhların da barındığı yerlerdir.

KAYNAKLAR

Abdülkadir İnan: Eski Türk Dini Tarihi

Abdülkadir İnan:  Tarihte ve Bugün Şamanizm

İbrahim Kafesoğlu: Eski Türk Dini

Saadettin Gömeç: Şamanizm ve Eski Türk Dini

Onur Köse
Redaktör / 25 Yazı / 18,3K Okunma

MSKÜ - Tarih | 🌿 Yol, Tarih ve Doğa


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST