Loading

Destanlar Üzerinden Türk Mitolojisinde Doğa Tasavvuru

şaman davulu

Türk mitolojisi büyük ölçüde doğal varlıklar üzerine inşa edilmiştir. Türklerin Animist inançları (Gök-Tanrı/Şamanizm) temelli yükselen bir mitolojileri vardır. Destanlardan anlaşıldığı kadarıyla Türk Mitolojisi, Türklerin dini inançlarını beslemekte ve kültürel kodlarında var olan doğa kültlerini barındırmaktadır. Dini inançta ve mitolojide dağ, ağaç, orman, akarsu, kurt, at, geyik, mağara, taş-kaya ve ateş gibi pek çok unsur ön planda bulunmaktadır. Ayrıca ruhlar, kamlar (şamanlar), tanrı ve tanrısal manaları olan gökyüzü ile birlikte göksel dünyada mitolojinin içinde var olan unsurların başında gelir. Günümüz Türk kültüründe pek çok tabiat kültü hala yaşamaktadır. Bazı kültler, bin yıllardır insanlarla birlikte farklı inanç ve coğrafyalara maruz kalmasına rağmen hala devam etmektedir. Anadolu'da mevcut olan, ağaçlara çaput bağlama, ateşi kirletmeme, bazı kayalara hürmet gösterme, dağ/tepe başlarını kutsama, geyik/dağ keçisi gibi hayvanları kutsama gelenekleri hali hazırda Anadolu İslam anlayışı içerisinde devam eden eski kültürün izleridir. 

Eski Türklerin, İslam öncesi inançları olan Gök-Tanrı/Şamanizm inanışında, doğa varlıkları ve ruhlar insanların inancının temelini oluşturmaktaydı. Dünyayı anlamlandırmada doğayı, doğa varlıklarını kullanıyorlardı. Tabiattaki canlı-cansız her varlığın bir ruhu olduğunda inanıyorlardı. Bu inanış dinin yanı sıra kültürün de ana omurgasını teşkil etmekteydi. Eski Türklerin doğa tasavvurunu anlamak bakımından, bazı destanlardaki önemli motiflere bakalım. 

Oğuz Kağan Destanı Bağlamında Doğa Tasavvuru

Oğuz Kağan destanının birçok versiyonu mevcuttur. Birçok alimin derledikleri, Çin kaynaklarına yansımış olanlar, Uygur versiyonu ve İslamlaşma sonrası kaleme alınıp İslami figürler içerenler olmak üzere geniş bir çeşitliliğe sahiptir. İslam öncesi Türk inanç ve kültürüne dair çok büyük izler barındırması bakımından önemlidir. Ayrıca tarihi birçok olayla örtüşmesi açısından da tarih için değerli bir kaynaktır. Kültürel altyapının anlaşılması ve kültürel değişim-gelişim sürecinin izlenebilmesi bakımından değerli bir örnektir.

Oğuz Kağan destanı birçok mitolojik öge barındırır, ışık, ağaç, kadın, rüya, ok-yay ve dağ bunların en önemlileridir. Oğuz Kağan destanındaki insan ve tabiat varlıkları arasındaki ilişkiye bakarak, Türk insanının bu konudaki düşüncesini anlayabiliriz. Oğuz Kağan’ın fiziksel özelliklerinin bir hayvana benzemesi, gücü kuvveti bakımından hayvansal niteliklere sahip olması insan hayvan ikilisinin denkliği algısına örnek olabilir ki hatta anlatıda hayvanın üstün vasıflarına dikkat çekilmiştir. Kadının kutsanması, Oğuz Kağan’ın eşlerinin tanrı tarafından çeşitli vesilelerce yollanması durumu söz konusudur, burada ışık ve ağaç gibi kutsal gücü büyük olan varlıklar dikkat çeker. “Yine günlerden bir gün Oğuz Kağan bir yerde Tanrıya yalvarmakta idi. Karanlık bastı gökten bir ışık indi. Güneşten ve aydan daha parlaktı. Oğuz Kağan oraya yürüdü ve gördü ki o ışığın içinde yalnız oturan bir kız vardı. Oğuz Kağan onu görünce aklı gitti; sevdi ve aldı. Günlerden ve gecelerden sonra kız, üç erkek çocuk doğurdu. Birincisine Gün, ikincisine Ay, üçüncüsüne Yıldız adını koydular”. Destanda Oğuz Kağan’ın eşleri göğün ve yerin kızları olarak sıfatlandırılır. Bu da dini inançtaki yer-su ve gök kültüyle doğrudan ilişkilidir. Doğan çocuklarına da göksel ve kutsal isimler verilmesi dikkat çekicidir. Yine Oğuz Kağan’ın göl kenarında rastladığı ağaç kovuğundaki ikinci eşinden olan çocuklarına da Gök, Dağ ve Deniz adlarını verdiği aktarılmaktadır destanda. Türklerin önemli kültlerini taşıyan isimlerin verilmesi dikkat çekicidir. Türkler açısından önemli olanın ve kutsal olanın ne olduğunun anlaşılması bakımından da incelenmesi gereken bir sonuca işarettir.

Uygur Türeyiş Destanı Bağlamında Doğa Tasavvuru

Türklerin Türeyiş Destanına göre türedikleri yer Orhun Nehri kenarıdır. Bu noktada suyun hayat kaynağı olma inanışını, su iyelerine (ruhlarına) inanışı, nehrin kutsallığını göz önünde bulundurmak gerekir. Destanda Karakurum’da yaz kış yeşil bir ağaçtan söz edilir. Bu ağaca günün birinde inen ışık ve ardından yükselen dağlar... bu anlatı Türk inancının kutsal motiflerine oldukça yer veriyor. Her gece ağaca ışık düşer ve şimşek çakar, daha sonra burada halk beş çadır ve her çadırın içinde beş çocuk görecek. Buradan anlaşılıyor ki Türkler mitolojik olarak kökenleri ve türeyişlerini doğa unsurları ve doğa olayları üzerinden tasavvur etmektedir. Destanın birçok farklı versiyonu vardır. Bu aktarımların en önemlisi olan Cüveyni versiyonuna göre incelediğimizde karşımıza çıkan bu anlatıma göre ağaç, ışık, nehir ve dağ gibi kutsal kültlere rastlanmakta. Destan, Türklerin sahip olduğu kültürel ve mitolojik motiflere yönelik ayrıntılı bilgiler barındırmaktadır.

Destanın ilerleyen bölümünde, çocuklara anne-baba olarak tanıtılan ağaca yapılan hürmet aslında Türklerin ağaca karşı bakışını onun kutsallığına dair tasavvurlarını da somut olarak aktarmakta, “çocuklar artık süt emmeyi bırakıp, konuşmaya başladıklarında, Uygurlardan anne ve babalarını sordular. Onlar da iki ağacı gösterdiler. Halk çocukları da alıp, ağacın yanına gitti. Çocuklar ağaçları görünce, tıpkı evlatların ana-babalarına gösterdikleri hürmete bulundular. Ağacın karşısında diz vurup, yeri öptüler”.  Ağaç Türkler için ata olarak kabul edilmekte, önemli kutsal ağaçlardan olan kayın için örneğin "kayın ana", "kayın baba" ve "kayın ata" gibi terimler kullanılmaktaydı, bu ifadeler farklı anlamlara bürünerek dilimizde hala yaşamaktadır. Yine Türk kültüründeki hayat ağacı motifi de oldukça önemlidir. Yine destandaki bir anlatıda, Ak Tag adlı bir dağda Bögü Kağan’ın Tanrının elçisi bir kızla görüşmesi gibi dağ motifi vardır. Yine destanın Cüveyni aktarımına göre “Beş Balık’ta her evde Uygurların türediklerine inanılın ağacın birer dalı bulunur” ifadesi yer alır genelde ağaçtan türeme ve ağaç ata motifleri de mevcuttur.

Uygurların Göç Destanı Bağlamında Doğa Tasavvuru

Bu destanla ilgili iki ana kaynaktan rivayet mevcuttur, birincisi Cüveyni’nin aktarımı ikincisi ise Çin kaynaklarıdır. Destanda iki ağaç arasında çadır kurma ifadesi, bize bir geleneğin ipucunu vermiş olabilir. Tabiata duyulan saygı, onun rehber ve aracı olma rolü yine bu destanda da baskındır. Cüveyni aktarımına göre “bir vakit geldi Uygurlarla, onlara tabi etraftaki kavimler atların kişnemesinden, vahşi hayvanlar ve köpeklerin ulumasından, sığırların böğürmesinden, koyun ve keçilerin melemesinden, kuşların ötmesinden, çocukların ağlamasından kısaca her şeyden göç göç giye ses duymaya başladılar. Bu sebepten, yerlerinden kalktılar. Artık yurtlarından ayrılmanın zamanı geldiğini anladılar”. Bu aktarım çok dikkat çekicidir. Türklerin neredeyse tüm destanlarında hayvan ve diğer doğal unsurlar oldukça belirgindir, bu akarım önemli bir örnektir. Mevcut aktarımda geçen anlatım insan-hayvan ilişkisi tespiti bakımından önemlidir. Türklerin hayvanlarla olan bağını doğaya bakış açılarını, zihinlerindeki ilahi, mitolojik ve somut bakış açısının tezahürü olarak algılanabilir. Türklerin doğa tasavvuruna sağlam bir bakış açısı sunmaktadır.

Destanın Çin kaynakları versiyonunda ise en dikkat çekici olanı Kutlug Tag’dır. Aktarıma göre “Karakurum’un kudret ve zenginliği bu dağ sayesinde olsa gerek. Biz bu dağı yok edip, Türklerin devletini zayıflatalım” İfadesi yer almaktadır. Dağ kültüne, kutsal dağ motifine işaret eden bu aktarım, Çinlilerin ve diğer komşu kavimlerin, Türk inancına ve kültürüne olan bakış açısını da nakleder. 

Ergenekon Destanı Bağlamında Doğa Tasavvuru

Ergenekon destanı Türk mitolojisi, inancı ve kültürü hakkında önemli bilgiler taşıyan bir diğer destandır. Destan içerisinde çokça mitolojik figür barındırır. Hayvanların insanlara rehberliği önemli yer tutar. Tanrının çeşitli aracıları ile en zor gününde Türklere yardımcı olması söz konusudur.

“Bir dişi geyik gördüler. Arkasından gittiler. Geyik bunları dağların üzerinden düz bir yere götürdü. Orada her yeri iyice yokladılar. Geldikleri yoldan başka yol yok. Biraz ilerlediler. Geniş, çimenlik bir ülke gördüler. Burada akar sular, pınarlar, meyve ağaçları, hayvanlar vardı. Bunları görünce sevindiler. Tanrıya şükür ettiler, buraya yerleştiler. Kışın hayvanlarının etini yer, derisini giyer, yazında sütlerini içerlerdi”.

         

Dağa sığınma, dağın koruyuculuğuna ve lütfuna sığınma durumu söz konusudur. Dağ kültünün önemli bir sembolüdür bu anlattım. Geyik kültünün bulunması, geyiğin yol gösterici vasfının olması söz konusudur. Demir, demircilik gibi kutsal meslekler ve madenler destanda önemli bir yer tutar. Bir demircinin rehber olup Ergenekon’dan çıkış yolunu söylemesi gibi durum söz konusudur, demircilik mesleğinin Kamlık/Şamanlıkla eş değer bir dini vasfının olduğu da bilinmektedir, bu durum bunun en önemli tasvirlerinden biri olarak kabul edilebilir. Ateş kültü ve Dişi kurtta destanda önemli yer tutar.

Not: Makalede Destanların detaylı olarak anlatımına yer verilmemiş, sadece bazı önemli doğa figürlerine değinilmiştir. Şunu ifade etmekte yarar var, söz konusu destanlar çok geniş bir anlatıya sahiptir ve içlerinde yer alan bilgiler oldukça fazladır. Bu yazıda Türklerin doğa ve doğa varlıklarına yönelik düşüncelerini anlamak açısından sadece bazı figürler ön plana sürülmüştür. Yazıda bahsedilenden daha fazla ve daha ayrıntılı çalışmalar için kaynak olarak gösterilen eserlere bakılabilir. 

 

Kaynaklar

Saadettin Gömeç: Türk Destanlarına Giriş

Jean Paul Roux: Eski Türk Mitolojisi

Murat Uraz: Türk Mitolojisi

Onur Köse
Redaktör / 27 Yazı / 28,2K Okunma

MSKÜ - Tarih | 🌿 Yol, Tarih ve Doğa


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST