Loading

Süreksiz Sevgi

Sevgi sonsuz değildir.

Yalnız kalmak

        Taksiden inip kapıyı yavaşça kapattı. Araba yanından süratle geçerken gölge yerler bulmaya gayret ederek yürümeye başladı. Eve kadar dayanamayıp on dakika öncesinde inmişti. Atmosfer öğleden önceki bütün güneş ışınlarını toplamış şimdi ise dünyada cehennemi yaşatmak istercesine sıcaklığını kusuyordu. Bunaltıcı hava mide bulantısını engellemese de arabadan inip yürümek daha iyi hissettirmişti. 

        Genç kadın hastaneden çıktığından beri yerinde duramıyordu zaten. "Tebrik ederim Yeşim Hanım, hamilesiniz." Doktorunun bu sözleri aralıksız kulağında tekrarlanıyordu. O andan beri yüzüne yerleşen gülümseme asla silinmiyordu. Bu haberin Serdar'la aralarındaki birkaç aydır devam eden soğukluğu bitireceğinden de emindi. 

         Üç yıl önce okuldan arkadaşının doğumgününde tanışmışlardı. Tanıştıktan bir buçuk sene sonra da nikah masasında buldular kendilerini. Her şey o kadar güzeldi ki keşke demekten kendini alamıyordu Yeşim, keşke her şey yine öyle güzel olsa.

       Bahçe duvarından sarkan kayısı dallarının altından eğilerek geçti. Bu ağaçları yıllar önce sitenin ilk sakinlerinin diktiğini duymuştu. Bahar geldiğinde ağaçlar önce bembeyaz çiçeklerle dolar, sonra kayısılar bir bir dökülürdü. Bahçeye yayılan mis gibi kokuyu düşündü. Önümüzdeki bahar bebeğiyle ağaçların altındaki kamelyada otururdu belki. 

        Merdivenlerden çıktı. Anahtarı kılıfta üç kez döndürerek kapıyı açtı. İçeri girer girmez çantasını, ceketini girişteki dolaba bırakıp salondaki üçlü koltuğa kendini attı. Haddinden fazla ısıtan güneş ve aldığı haberin heyecanı onu yormuştu. Biraz dinlenip kalkacak, akşama hazırlık yapacaktı. Aklından annesini aramak geçtiyse de vazgeçti. İlk öğrenenin kocası olmasını istiyordu. Öğrendiğinde nasıl tepki verecekti acaba? Sevinirdi elbette, çocukları çok severdi. Kim çocuğu olacağı için sevinmezdi ki. Erkek mi olacaktı, kız mı? Ne fark ederdi, sağlıklı olsun yeterliydi. İsmini ne koyarlardı acaba? Ya da odasını nasıl düzenlerlerdi? Daha önce hiç düşünmemişti. 

Derin bir nefes alıp huzurla iç geçirdi. Hepsi nasıl olsa hallolurdu. Ellerini karnına koydu. Şimdi her şey daha anlamlıydı. Annelik... Akıl almayacak kadar ilginç, yüreğinde hissedebileceği kadar kutsaldı. Kafasında sayısız düşünceyle uykuya daldıktan kırk beş dakika sonra uyandığında saatine bakıp derin bir oh çekti. Çok fazla uyumamıştı, vakti yeterdi. 

Banyoda elini yüzünü yıkayıp tekrar salona döndü. Koltuklardaki yastıkları hafifçe vurarak kabarttı. Her hareketinde ayrıca dikkatli oluyor bebeğine en ufak bir zarar gelsin istemiyordu. Ortadaki büyük sehpanın üzerini düzenledi. Bir hafta önce başladığı ama bitirmeye bir türlü fırsat bulamadığı kitabını da berjerlerin arasındaki sehpaya bıraktı. En kısa zamanda bitirecekti. Kapını önüne geçip tüm salonu gözleriyle taradı. Her şey istediği gibiydi. Neşeyle mutfağa yöneldi. Yemekleri yaparken gülücükleri tencerenin içine akıyordu sanki, uzun zamandır böylesine mutlu olduğu bir günü hatırlamıyordu. Buzdolabının kapağındaki magnetle tutturulmuş fotoğrafı gördü. Geçen kış gittikleri Uludağ'dan. Objektife bakmak yerine birbirlerine bakmışlardı. Aşağı kaymış fotoğrafı özenle düzeltirken düşündü. O güzel anlar uzakta kalmayacaktı. Şimdinin ve gelecek zamanın da öznesi yapmaya kararlıydı. 

Dakikalar sonra her şey hazırdı. Müjdenin muhatabını bekliyordu şimdi. 

           Serdar dün gece gözünü bir an olsun kırpmamış bunun üstüne dokuz saatlik mesai de eklenince yorgunluktan ayakta duramayacak hâle gelmişti. İçindeki belirsizlik de tuzu biberi oluyordu. Kapıyı açmadan önce derin bir nefes aldı. Kararlıydı, yapacaktı. Bu belirsizliği daha fazla sürdürmenin anlamı yoktu. 

         Kapıyı açınca karısı koşarak geldi, bir şey demesine fırsat vermeden boynuna atladı. Birkaç saniyelik hareketsizlikten sonra kollarını Yeşim'in beline doladı. Güzel günlerin hatrına, belki de son kez... Önceleri sarıldığında aşık olduğu kadının kalbinin kendi vücudunda attığını hissederdi. Kalbin her kasılması birbirlerine ait olduğunu hatırlatıldı ona. Peki ya şimdi? Kafasındaki düşünceleri susturup genç kadından ayrılarak salona geçti. Yapacağı her hareketi, söyleyeceği her kelimeyi defalarca planlamış komutlarına sadık bir robot gibi hareket ediyordu. Öyle ki yapılan hazırlığın bile farkına varmamıştı. Masadan bir bardak suyu alıp berjerlerden birine otururken geldiğinden beri ilk sözcükleri döküldü dilinden  "Seninke bir şey konusmam gerekiyor." 

Asıl Yeşim'in bir şey konuşması gerekiyordu. Hem onun haberi kesin daha önemliydi. Bu haberden öncelikli ne olabilirdi ki? Yine de kendi haberini sonra vermeye karar verip yanındaki koltuğa oturdu. 

Genç adam bardaktaki suyu tek seferde bitirdikten sonra derin bir nefes alıp huzursuzca verdi. Konuşmayı yeni öğrenen bir bebek gibi zorlanıyordu şimdi harfleri arka arkaya dizerken.

"Tanıştığımız günden beri sana olan sevgimde bir an olsun şüpheye düşmemiştim. Üç yıllık birlikteliğimizde birbirimizi hep çok sevdik. Yaşadıklarımızdan da asla pişman değilim."

       Yeşim'in  kaşları çatılmış yüzü anlamsızlıkla çevrelenmişti.  Bu konuşma duymayı beklediği son konuşma bile değildi. Müdahale etmeden, edemeden dinlemeye devam etti. 

"Ama son birkaç aydır bir şeyler değişti. Eski heyecanımız, sevgimiz artık hissedilmemeye başladı."

Birinci çoğul eklediği kelimeleriyle karşından onay bekliyordu Serdar. İstiyordu ki o da bu cümlelere katılsın, ayrılık enkazı kendi üstüne yıkılmasındı. Umutla aradığı onay ifadesini bulamadı kadının yüzünde. 

Asla onaylamazdı Yeşim. Onun sevgisi bitmemişti ki. Sevginin bitebilen bir şey olduğunu da ilk kez o akşam duyuyordu. 

İhtiyacı olan tasdik gelmeyince son bir kez devam etti adam. "Bu anlamsız birlikteliği devam ettirmemiz ikimiz için de iyi olmayacak." 

Konuşmasını bitirince muhatabından bir söz bekledi. Bir ifade, bir kızgınlık... Ne kadar aradıysa da bulamadı. Daha fazla burada kalmaya dayanamayacaktı. Karşısındakinin sessizliği çıldırtacak cinstendi. Hem sinirlenmiş hem de korkmuştu. Kendini bir an önce sokağa attı. 

Dakikalar sonra genç kadın oturduğu yerden hâlâ kımıldamamıştı. Akşama kadar yüzünü mesken tutmuş gülümsemesi çoktan silinip gitmişti. Şimdi hayal kırıklığı vardı yüzünde. Kalbinin sızladığını hissetti. Tekrar tekrar soruyordu kendine, sevgi biter miydi? Onun ki asla bitmemişti. Gözü sehpanın üzerindeki öğlen bıraktığı kitabın kapağına ilişti. İlahi senaryo bazen çok acımasız diye düşünürken kitabın adının hemen altındaki cümleleri okudu.

"Bazen bazı şeyler hiç düzelmez. Birini çok sevmeniz onu kaybetmemek için yetmez."

 

Şule İlarslan
Standart Üye / 1 Yazı / 208 Okunma


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST