Uzun süre sonra bir damlayla satır başını belirlemek farklı olmuştu. Ne yazacağını bilmeden, mavi bir denize hapsolmuş gibi ya da mavi bir gökyüzünde özgürce uçan kuş misali. Yarıya bölünmüş kalpler diyarında uyuyakalmışta bir daha uyanamamıştı. Bir gün yaşanmıştı sonra hep o gün kalmıştı. Üzerine yeni biri eklenmemiş, her gün o günün tekrarı gibiydi. Öyle bir gündü ki aynaya her bakışta görünen bir iz di sanki. Nefes almak gibi unutulmaz, yabani otlar gibi kurutulmaz bir iz. Herkesin izleri vardı oysa.. Herkes böyle mi hisseder di? Hep o izi mi yaşardı yoksa o izi taşımayı mi öğrenirdi?
Kim derdi ki bir gün böylesine bir ize sahip olacak. İzlerini kendi bırakmışlar daha şanslıydı mecburlardan. Onlar keyifle izlerdi izlerini. Mecbur olanlar izlerine, gizlenirdi.
Gücüne değil izine sarılmıştı. Susmuştu. İzlemişti. Hislenmiş ve gizlenmişti. İyileşmek değil hissizleşmek istiyordu. Derin bir nefes alamayışın ardından canına sarılmak istemişti. Canı yanmış, gücü bitmiş, izi büyümüş, varlığı azalmıştı. İnsan canına kıyabilir miydi ? Kıymıştı canına. Meğer o mavi denize hapsolmuş ama bundan habersiz beklemişti kıyıda.
Bir izine bir canına bakıp kalmıştı yine mavinin kıyısında. Uzun süre sonra bir damlayla satır başını belirlemek farklı olmuştu gerçekten. Ne yapacağını bilmeden.
Kıyıdaki mavi ile gökyüzündeki mavinin hikayesi ayrıymış ta, sırf mavi diye her ikisi de kabul edilmiş. Tüm izlere ve maviliklere rağmen canını içinde tutabilmiş, ama hala hangi mavi olduğuna karar verememişti.
Yine de uzun süre sonra bir damlayla satır başını belirlemek farklı olmuştu , ne yazacağını bilmeden..





