Her gün başka bir hisle başlıyoruz arkadaşım güne. Bu günün hissi uzaklara savrulmayı istemek olsun.
Bunaldığın da çekildiğin bir kabuğun, gittiğin bir şehir, paylaştığın biri olur ya hani. Öyle bir savruluş olsun bu gün.
Neresinden tutsan olmaz bazen, mutlu etmez, keyif vermez. Olsun diye olur her şey mecburiyet gibi. İnsanlar, iş, aile, finans ve tüm evren aksi gider ve sana doğru yürür gibi boğucu bir his gelir. O histen çıkmanın belki de kaçmanın bir yöntemidir uzaklara savrulmak çoğu zaman. Bir kıyıya ayak basıp, masmavi denizin kokusunu içine çektiğin an kaçmayı başardığın o andır. Nefes aldığını hissedersin ve gülümsemeye başlarsın. İliklerine kadar dolar o oksijen. Şimdi hücrelerin kan akışını rahatlıkla yapmaya başladı. Şimdi yediğin her şey lezzetli, duydukların daha anlamlı, gördüklerin daha güzel. Sen oldun. Kendine getirmişliğin çoktu kendine gelmişliğin de oldu.
Kaldığın yerden değil yepyeni bir yerden başlarsın orda. Uzaklara savrulup uzakta gibi hissetmediğin yerdesin. Orada kalmak ve oraya varmak arasında gidip gelirsin bir süre. Aitlik duygusunu ararsın uzun uzadıya. Neyden kaçtığını unutturur o aradığın duygu. Bulunduğun yer sen, dönmek zorunda olduğun yer uzaklar gibi gelir. Halbuki böyle değil. Halbuki sen savruldun. Kaçtın, koştun. Neden şimdi bu karışık duygular. Neden o dolu dolu 'BENİM' diyebileceğin bir konum arama çabaların. Ne oldu şimdi bir mavi kokuya yenik mi düştün? Yoksa gerçekten kendine mi döndün?
Şimdi soruyorum arkadaşım sana; sen nereye aitsin?






