Loading

Udun Kısa Bir Tarihi

Türk Sanat Müziği'nde çok önemli bir yer tutan ud enstrümanının geçmişine bir göz atış...

Ud Resmi

Perdesiz bir çalgı olan ud, telli ve mızraplı çalgılar kategorisinde yer almaktadır. 3 oktavlık bir ses aralığına sahip olan ud, 11 ya da 12 telli olarak kullanılır. Tel gruplamalarında 6 grup tel bulunmaktadır ve en üstte bulunan bam teli tekli olarak kullanıldığı durumlarda 11, çiftli kullanıldığında ise 12 tellidir. 

Udun gövdesi yarım armudu andıran bir yapıya sahiptir. Gövde kısmı için sert ağaçlardan olan maun, gürgen gibi ağaçlar tercih edilir. Arka kısmı olan sırt tarafı, yaprak olarak adlandırılan 20 ile 21 arası eşit parçadan oluşur. Sap kısmında bulunan burgular geriye doğru sıralanmıştır. Mızrabı diğer mızraplı çalgılara göre daha uzundur ve parmakların arasından geçirilerek tutulur.

Türkiye’de ve hemen hemen bütün Arap ülkelerinde aynı adla yaygın biçimde kullanılır. İran, Azerbaycan, Ermenistan ve Yunanistan’da da sevilen çalgılar arasındadır. İran’da bir adı barbat olup Yunanistan’dauti ismiyle anılır. Ud benzeri ilk çalgının eski Mısır’da 19-29. sülâleler döneminde (M.Ö. 1320-1085) yapıldığı sanılmaktadır. Bu dönemden kalma kil kabartmalardan birinde udun atası sayılabilecek bir çalgı tasvir edilmiştir. M.Ö. 8. yüzyıla tarihlenen kilden bir Elam figüründe de buna benzer bir çalgı vardır. Udun bundan yüzyıllar sonra Müslüman Ortadoğu’da yeniden ortaya çıkıncaya kadarki tarihi iyi bilinmemektedir. Muhtemelen eski ud gibi bu yeni ud da tek bir ağaç parçasından oyularak yapılıyordu ve gövdesi bugünkü udunkinden daha küçüktü; göğsü ise deridendi.

Ud ismi, Arapça “öd ağacı” anlamına gelen “el-oud” kelimesinden türetilmiştir. Bu kelime Arapça’dan türedi diye ud, Arap sazıdır demek de çok sağlıklı bir kanı olmayacaktır. Daha da derinine inmek gerekmektedir. Bu konuda müzikolog tarihçi Walter Feldman tarafından yapılan bir araştırmaya göre; İran Türkleri’nin icat ettiği bir çalgıdır.

Hatta eski zamanlardaki udlar ile şu an ud dendiğinde akla gelen çalgı arasında bile çok büyük farklılıklar vardır. Günümüzdeki udun ikisi küçük biri büyük olmak üzere üç kafesi vardır. Eskiden ise bu sayı bir imiş. Yine günümüzdeki uda göre tel sayılarında da farklılıklar mevcuttur. Eski zamanlardaki udlarda; ikişer ikişer akortlanmak üzere dört çift, toplam 8 tel vardı. Buna “ud-ı kadim” adı verilmekteydi. Günümüzde bu çalgının karşılığına LAVTA adını vermekteyiz. Bundan başka yine ikişer ikişer akortlanmak üzere beş çift, toplam 10 tel olan udlar da vardı. Buna ise “ud-ı kâmil” adı verilmekteydi. Ud, mızrap adı verilen bir alet aracılığı ile çalınır. Eskiden uzun süre zeytinyağına yatırılan genç ve erkek kartalın kanadından yapılan ud mızrabı, bugün yerini plastik mızraplara bırakmıştır.

Lavta

İran’dan yola çıkan ud; önce Araplara uğrar, onları etkiler ve ardından Anadolu coğrafyasına ulaşır Osmanlı ile tanışır. Osmanlı’da minyatürlerden edindiğimiz bilgilere göre daha büyük udlar kullanılmakta idi. Bunlara “şark ud” adı verilmekteydi. Bas gitar enstrümanının olmadığı o günlerde şark udlar, kalın sesleri verme konusunda ihtiyacı karşılamaktaydı. Bu husus, günümüzde bile böyledir. Örneğin klasik bir fasıl grubu içerisinde ud enstrümanı daha bas frekansları karşılamaktadır.

Ud kelimesi ilk defa 8. yüzyıla ait Arapça metinlerde geçer. Ancak sonraki İran ve Arap metinlerinde barbat, ud ve tumbur kelimeleri görülmektedir. Fârâbî’nin ud çaldığı ve bu çalgıda bazı değişiklikler yaptığı belirtilmektedir. Fârâbî döneminde de muhafaza edilen udun sapındaki “destan” adlı perde bağları 10. yüzyılın sonuna doğru terkedilmiştir. En pest tel olan bam telinin ne zaman ve kimin tarafından eklendiği bilinmemektedir. Ve çok ilginçtir ki Fârâbî, günümüzdeki udların şekilini veren âlimimizdir.

Klasik Türk Müziği, saraydan çıkmıştır ve meyhanelerde, ortamlarda, aile sohbetlerinde ud enstrümanı çalınır hale gelmiştir. Böylelikle unutulan ud, eski popülaritesine tekrar kavuşmuştur. 1800-1900lü yıllarda çok büyük üstadlar yetişmiştir. Bence Yorgo Bacanos (1900-1977) bunların başında gelmektedir. Udi Nevres Bey (1873-1937), Cinuçen Tanrıkorur (1938-2000) gibi diğer isimler de bu dönemlerin önemli icracılarındandır. Her üstadın birbirinden farklı tarzları vardır ve bu tarzlar dinlendiğinde fark edilebilir niteliktedir. Yumuşak ve temiz ses çıkarmak için kösele mızrap kullanan Nevres Bey’in tarzı mızrabı eşikten olabildiği kadar uzağa vurmaya dayalıydı. Nevres Bey’inkinden daha sert bir mızrap kullanan Yorgo Bacanos, mızrabı eşiğe yakın vurarak güçlü ve enerji dolu bir ses elde etmeyi tercih etmiştir. Cinuçen Tanrıkorur ile ud icrası yeni bir üslûp kazanmış, o da Tanbûrî Cemil Bey’in tamburundan etkilenmiştir. Bütün Türk Musikisi çalgıları gibi tamamen el işçiliği ile yapılan ud, her ustanın kendine özgü tarzı ile şeklini alır ve çoğu zaman imal edenin ismiyle anılarak ünlenir.

Peki ud eğitimine başlayabilmek için belli bir yaş sınırı var mıdır?

Ud, yapısı gereği büyük bir enstrüman olduğu için çok küçük yaşlarda böylesine büyük bir saz ile başlamak doğru değildir. Ud eğitimine başlayacak bir gencin ilk etapta, kadınların narin yapısı için tasarlanan “zenne udu” adı verilen ud çeşidini kullanması kanaatimce daha doğru olacaktır. Yaşı ilerledikçe normal uda geçiş yapmalıdır.

 

KAYNAKÇA

1- Fatih AHISKALI, Sazın Sözü Programı, TRT, 2009
2- Doç. Ferdi KOÇ, Türk Din Musikisinde Ud Sazının Yeri ve Önemi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 38, s. 123-140, Yıl: 2015
3- TDV İslam Ansiklopedisi, Cilt 42, sf. 39-41, İstanbul, 2012.
4- bilgiustam.com/ut-ud-nedir/ (Erişim Tarihi: 08.10.2019)

Etiketler:
Berkay Özdemir
Standart Üye

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'19 Sincan Süleyman Demirel Anadolu Lisesi'15 İdare Hukukunda akademisyen olmaktan başka düşüncem yoktur. Göktürkçe bilirim.


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST