Loading

Neden soru sormuyoruz?

"Neden soru sormuyoruz?" cümlesi ekseninde "Soru sormak nedir?", "Neden soru sormalıyız?", "Nereden başlamalı?" gibi soruların cevaplanmaya çalışıldığı, bazı toplumsal sorunların deşildiği bir yazı.

Soru işareti

Merhaba sevgili Bilgeyik okurları, Fizik yazıları serisine bir mola verip uzunca süredir üzerine düşündüğüm konuları hem paylaşmaya hem de tartışmaya açmaya karar verdim. Umarım düşündürücü, bilgilendirici ve hoş bir yazı olur. Öyleyse başlayalım.

Soru sormak nedir?

"Soru sormak" benim zihnimde birçok kavrama ve eyleme karşılık geliyor. Mesela sorgulamayı, öğrenmeyi arzulamayı, öğrenilmiş ve öğretilmiş tabuları yıkmayı, otoriteyi sorgulamayı ve benzerleri. Bu ve benzeri birçok soruya cevap aranılarak geçirilmiş bir ömür kıyaslanamayacak derecede önemli bir ömürdür. Kimsenin senden böyle bir isteği yokken; toplumun çoğunluğu tarafından farklı olarak damgalanmayı göze alıp herkesin yaptığını yapmamayı seçmek kolay bir iş değildir. Peki öyleyse soru sormak bize ne kazandıracak veya daha öncekilere ne kazandırdı?

Açıkçası pek de bir şey kazandırmayacak. Dünya düz değildir dediği için Giordano Bruno 8 yıl türlü işkencelere maruz kaldı, baskılara yenilmeyip kilisenin istediği şeyleri söylemediği için sonunda yakarak öldürüldü. Bilime yaptığı katkılar saymakla bitmeyecek olan Pisagor, memleketinden kaçıp geldiği İtalya'da 300 öğrencisiyle kurduğu okulun içinde yanarak öldürüldü. Kimya biliminin temellerini atan Antoine Lavoisier giyotin ile idam edildi. Matematikçi Hypatia sırf kadın olduğu için piskopos tarafından hedef gösterildikten sonra halk tarafından sokaklarda sürüklendi ve taşlanarak öldürüldü. Felsefeci Sokrates yine düşünceleri yüzünden baldıran zehri içilerek öldürüldü. Yapay zekanın kurucusu sayılan Alan Turing eş cinsel olduğu için mahkeme tarafından "Tedaviye" zorlandı, bu baskılar sonucunda 42 yaşında Turing intihar ederek hayatına son verdi. Pek ismi bilinmeyen bilim insanı Michael Servetus kiliseyi eleştiren anonim kitaplar yazdı, yakın arkadaşlarından birinin Servetus'un gerçek kimliğini ortaya çıkarmasıyla diri diri yakılarak öldürüldü. 

Neden soru sormalıyız?

Bu sorunun cevabı ise temelde çok basit; ilerlemek için. Büyük öğretmen Mustafa Kemal Atatürk'ün gösterdiği muasır medeniyetler seviyesine çıkabilmek için. Sorulara cevap aramayan toplumlar gelişemez, sabit kalırlar ve hatta geriye dahi gidebilirler. Soruya cevap aramadan önce de soru sorulması gereklidir. Yukarıda anlatıldığı üzere çoğu zaman bu büyük bir bedel ödetmeyi gerektirse de bu bedel illa ki birileri tarafından ödenecektir. Demokrasi de aslında bu yüzden bizlere lazımdır, azınlığı korumak gerekir her zaman çünkü ilerlemeler azınlıklardan çıkmıştır çoğu zaman. 

Merakı gidermek için. İnsanoğlu binlerce yıldır merak etmiştir, şu anda var olan teknolojinin, bilimin altında yatan en temel sebep budur. İlk merak etmeye başladığımızda bilinmeyen her şeye "Tanrı" denmiştir. Şu anda içinde hangi atomdan ne kadar bulunduğunu, hangi tepkimelerin gerçekleştiğini bildiğimiz Güneş'e tapılmıştır mesela. 

Boyun eğmemek için. Bu cümle her şeye itiraz etmek şeklinde anlaşılmasın, ama boyun eğmemek için sormak gerekiyor. Gerçeklerle, en azından sorgulayıp araştırdığımız ve doğru saydığımız kendi gerçeklerimizle yaşanmamış bir ömür benim için manasız.  Bilgiye ulaşmanın kolay kelimesinin bile altında kalacak derecede kolay olduğu bir çağda eğitim sisteminin bunca süredir aynı kalması çok yanlış. Çoktan değişmeliydi. İlerleyen zamanlarda illa ki değişecektir. Öğrenmenin, doğru bilgiye ulaşmanın öğretildiği bir sistem tasarlanması gerekiyor. Bu konudaki görüşlerimi buradaki yazımda paylaşmıştım, ilgilenenler okuyabilir.

Bu sorunun cevapları daha da çeşitlendirilebilir ama temelde yatan sebepler bunlardır. Mesela konforun artması şeklinde de bir cevap verilebilir; soru sormak ve cevaplar arayıp öğrenmek teknolojinin gelişimini, teknolojinin gelişimi ise konforun artmasını sağlayacaktır. 

Nereden başlamalı?

Farz edelim ki bu zamana kadar çoğu şeyi sorgulamadık, soru sormadık, denileni kabul ettik, uyum sağladık ve başarılı veya başarısız olduk. Ne yapmalı? Nereden başlamalı? Olduğumuz yerden başlamalıyız. Geçmişi çöp kutusuna atıp geleceği dizayn etmeliyiz. Çevremizi değiştirmeliyiz, kendimize göre dizayn etmeliyiz. Bu demek değildir ki tüm arkadaşlık ilişkilerimizi çöpe atalım, asla. Unutmamalı ki kazanılan bir insan bir çok şeyi değiştirebilir ve o insan belki de sizin çevrenizde eskiden kalan insandır. 

Bulunduğumuz yaş kaç olursa olsun değişmeyi unutmamak gerekiyor. Değişmiyorsak eğer bir şeyler yanlış gidiyor demektir. Belirli dönemlerde yavaşlayabilir veya hızlanabilir ama eğer değişmiyorsak bir yerlerde bir sorun var demektir. Eski neslin yeni nesli beğenmemesi gibi bir durumdur bu, şarttır gelişim için. İzmir'deki Radyo ve demokrasi müzesinde gördüğüm bir gazete küpürünü de paylaşmak istiyorum.

Bulunduğumuz bütün sosyal mecralarda; okulda, otobüste, iş yerinde, trafikte, sokakta yanlış gördüğümüz şeylere imkanlar dahilinde müdahale etmeliyiz. Fikirlerimizi yine imkanlar dahilinde açmalı ve uygun ortamlarda verimli tartışmalar gerçekleştirmeliyiz.

Yazının son kısmında insanlık tarihi boyunca ileriye dönük fikirleri yüzünden cezalandırılan, ötekileştirilen ne kadar insan varsa hepsini saygıyla anmak ve yazıyı noktalamak istiyorum. Umarım verimli bir yazı olmuştur. Yazıdan sonra siz sevgili okurlardan geri dönüşler bekliyorum.

Emircan Tepe
Redaktör

Dokuz Eylül Bilgisayar Mühendisliği öğrencisi; Fizik ve Biyolojiye meraklı bilimsever. Matematiği zevkli olduğu için; Tarihi geçmişi bilmek, günceli yorumlamak ve hatalardan ders çıkarmak için; Felsefeyi yaşayışını belirlemek, hayatını temellendirmek için öğrenmeye çalışan aranızdan biri.


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST