Loading

İmza ve Mühürler...

İmza ve uygulama yöntemleri

Karikatürcü Altan Erbulak'a ait resimli bir imza örneği

İMZA  ve  MÜHÜRLER …       

 

Türk Dil Kurumu Sözlüğü  “imza” sözcüğünü şöyle tanımlıyor: Bir kimsenin herhangi bir belgeyi yazdığını veya onayladığını belirtmek için her zaman aynı biçimde kullandığı işaret. Çocukluğumuzdan başlayarak elimize geçen kâğıda yaptığımız karalamalarla başlıyor imza çalışmaları ve kimi zaman ömür boyunca da sürüp gidiyor. Gençlik dönemlerinde sık sık değişen imzalar, yıllar geçtikçe değişmez bir kalıba giriyor. Nikâh işleminden sonra eşinin soyadını kullanmak isteyen kadın, nişanlılık döneminde başlayan yeni imza çalışmalarını sonlandırıp uygulama alanına taşıyor.

Okuma yazması olmayanlardan da başparmak izi alınıyor imza yerine. Sayıları giderek azalsa bile yine de uygulanıyor bu yöntem. Parmak izleri her insanın kendine özgü olduğu ve hiç değişmediği için gerektiğinde incelemeyle denetlenebiliyor.

İmza konusunda Osmanlı tarihimizden de ilginç örnekler var, bunların en önemlisi “Yedi Sekiz Hasan Paşa”. Okuma yazma yok paşamızda; ama büyük kahramanlıklar ve çalışmalarla erlikten sonra tüm rütbeleri alarak paşalığa kadar yükselmiş. İmza gerektiğinde eski yazıyla” yedi” ve “sekiz” rakamlarını yanyana yazıyor ya da bir çizgi ile birleştiriyor. İstanbul Laleli’de “Yedi-sekiz Hasanpaşa Fırını”nı bilmeyen yoktur sanırım. Ayrıca bir yalısı da var Boğaz’da. Meraklılar Google Hazretlerine başvurabilir.

 

 

Hasan Paşa zamanında mühür kazıtma işi yürürlükte değil miydi, yoksa paşalık aşamasına gelenler için pek uygun sayılmaz mıydı bilmiyorum; ama devletin yürürlükteki mevzuatına göre eşim ve ben birer tane mühür kazıtıp kullanmak zorunda kaldık vaktiyle.

 Olay şöyle gelişti: Kızımın doğumundan sonra arkadaşlarımız tarafından çocuğa yollanan bir paketin postada kaybolduğunu saptadık. İlçenin posta müdürü çok yakından ilgilendi; ama bir türlü paketlmize kavuşamadık.  Bir arkadaşımızın yolladığı paketteki; Şevket Süreyya’nın “Tek Adam” kitabına mı yanalım, yoksa çocuğumuz için seçilen ve o günlerde pek aranan göz yakmayan bebe şampuanına mı, ufak tefek bebek giysilerine mi bilemedik. 

İstanbul’dan Anadolu’nun tam ortasındaki bir dağ başına posta ile paket göndermek en sağlıklı yoldu herkes için. 60 yıl önce kargo olmadığı gibi taşıma işini yapan büyük ambarlar küçük eşyalarla uğraşmazlardı. Posta müdürü bize mevzuata uygun bir yöntem önerdi. Paketlerimizi “değerlendirilmiş posta” olarak gönderirsek kaybolduğunda; gönderinin değeri kadar parayı PTT ödemek zorundaydı. Bunun için istenen şey, gönderilecek eşyanın değerini belirtmek, değere göre artan posta giderini ödemek ve gönderen kişinin adına kazınmış bir mühür ile PTT’ye gitmekti. Yani okuryazar olmanız, güzel imza kullanmanız yetmiyordu bazı işlere, ille de adınız soyadınız kazılı mühür olmalıydı.

 

           

 

 

Mühürlerimiz hazırladık. Mühürcüler, bakır ve çinko karışımı olan pirinç metalinden dökülmüş mühürlerin üstüne ad ve soyadını sağdan sola doğru ters olarak kazırlar; ıstampa mürekkebiyle boyanan mühür basıldığı yerde düz olarak okunur. Gerektiği zaman eritilmiş kırmızı muma bastırılır ve kullanılan torbanın sahibinden önce açılmamasını güvence altına alır. İlkel bir yöntemle çelik kalem kullanılıp yazıldığından bu ilkel yazılı harflerin aynını yeniden kopyalamak olanaksızdır. PTT işlemlerinde, seçim torbalarında ve birçok resmi işlerde güvenliği sağlamak için bu kullanım çok yaygındır.                                     

 

                     

    

 

İmza çok önemlidir insanın yaşamında. İlginç öyküleri de vardır herkes için. Araştırma yapmışlar, boş kağıtta kalem denemek ya da mürekkebi sınamak isteyen kimselerin hemen tümü kendi imzasını çakarmış uzatılan kâğıda. İmzalarının hiç okunmamasını, taklit edilememesini isteyenler garip karalamalar yaparlar attıkları imzanın üstüne. Kimi yalnız adını, kimi adının baş harfini ve soyadını yazar. Ünlü karikatürcümüz Altan Erbulak gibi kimi sanatçılar da resim bile eklerler harflerine. 

İmzanın en güzeli ve mantıklısı adını ve soyadını kendi el yazınızla yazmaktır. Bunun ilginç bir örneğine yıllar önce yurtdışında tanık oldum ben. Görevli olarak bulunduğumuz Finlandiya’da Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü merkezi Roma’dan yollanan çekleri paraya çevirmek için bankaya gittik. Dört beş kişilik grup içinde yurtdışı işlerde deneyimli bir meslek büyüğümüz de vardı. Önce o çekini imzalayıp karşılığını aldı; sonra ben imzaladığım çeki verdim ve paramı alarak benden sonrakine kendi çekini imzalamasını söyledim. Attığımız imza paramızı aldık demekti. Arkadaşım imzalı çekini görevliye uzattı; ama adamcağız garip bir gülümseme ile –şaşkınlık anlamında- mimikler yapmaya başladı. Yanımızdaki büyüğümüz merakla ilgili görevliye yaklaştı ve çeke o da baktı. Bu kez o da gülümsemeye başladı. Çekin imza yerinde siyah bir yün yumağı biçiminde bir karalama vardı, tek bir harf bile okunamıyordu. Şimdi rahmetli olan büyüğümüz, arkadaşımızın kulağına eğilerek adını ve soyadını el yazısı ile yazmasının en doğru imza olduğunu, isterse yalnız adının baş harfi ile soyadını yazabileceğini söyledi. Görevlinin haklı olduğunu yün yumağı imzanın geçersiz sayıldığını ekledi. Ben o sırada pek rahattım; çünkü adımı el yazımla imza olarak kullanıyordum. Türkiye’ye döndükten sonra adımın yanına soyadımı da ekledim ve hiç değiştirmeden kullanıp duruyorum.

Bizde garip bir alışkanlık var. İmzanın okunamaması başarılı bir imza kullanımı sanılıyor. Evet, kolay taklit edilecek kadar da basit olmamalı, ama karmakarışık bir harf yığını biçiminde de görünmemeli. Zaten imzanız taklit edilecek denli önemli biriyseniz siz kendinize özgü bir imza yaratırsınız sanırım.

Elektronik imzaların anlatımını da bu işin uygulayıcılarına bırakarak noktalayalım.

 

            

   

Etiketler:
Yalçın Anıl
Standart Üye / 27 Yazı / 204,5K Okunma

1938 Samsun doğumlu Orman Y.Müh. Emekli


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST