ADIMIZ SOYADIMIZ
Ben adımı ve soyadımı seviyorum doğrusu; bugüne dek bir yakınmam olmadığı gibi; bir değiştirme isteği de duymadım hiç. Fakat çevremde öylesine dertliler görüyorum ki; hak vermiyor da değilim hani. “Kıllı” soyadlı çok zarif bir bayan, ”Tokses” soyadlı cılız sesli bir erkek ya da benzeri soyadlara rastlamışsınızdır. Soyadınız çok güzeldir; ama o günkü nüfus memurunun yazımına da kurban gidebilirsiniz. “Gonca” yı “Kanca” yazdıysa ya da “Kadın” yazacağına “Erkek” yazdıysa siz belirli bir yaştan sonra derdinizi Askerlik Şubesiyle mahkemelere anlatırsınız ancak.
Ben bu konuda hiç derdim yokmuş gibi söyledim; ama soyadım yüzünden bir kurban bayramını öğrenci yurdu köşesinde pek mahzun geçirdiğimi bilirim. Bayramdan bir gün önceydi, postaneye hemen koştum; telgraf havalesiyle anneciğimin yolladığı harçlığı alacaktım. Cumartesi yarım gün çalışma vardı devlet dairelerinde o zaman, yetiştim diye sevindim. Kimliğimi istediler, zaten hazırlamıştım, uzattım. Sınır kapısında pasaport inceler gibi dikkatini yoğunlaştırdı görevli. “Ödeyemem, soyadınız telgraftaki gibi değil” dedi.
“Benim soyadım ANIL, sizin memurlarınız son harfi R olarak yazmış, benim suçum mu bu” diyerek 17 yaş üniversitelisinin ilk çıkışını yaptım. Yaptım; ama yapılması gereken işlemi memur o kadar sakin anlatıyordu ki; “ Samsun’a bu telgrafın aslını soracağız ama yine telgrafla; soyadınız yazılı olarak ANIL gelirse ödeme yapılacağız, bu işlem de yarım günde olmaz, siz 4 günlük tatilden sonra uğrayın” diye uğurladı beni.
O zamanki adı “Şebeke” olan öğrenci kimliği, nüfus cüzdanı, bakanlığa bağlı yurdun kayıtları işe yaramazmış. Para işiymiş bu, dile kolaymış; bir yanlış ödeme olursa ne yaparmış memur bey, annemin yolladığı 20 lirayı nasıl ödermiş. Adamcağız haklıydı. Biz öğrenci yurduna ayda 15 lira veriyorduk. Bursum 125 lira idi. İstanbul Kumkapı’da torik balığını ( Palamutun dedesi) 100 kuruşa alıp, balıkçının hemen arkasındaki fırına verip 25 kuruşa pişirtiyor, 5 kişi çok rahat doyuyorduk. Anlayacağınız hayat her zaman çok pahalıydı (!).
Demek ki bu kardeşiniz de bu güzel soyadının yanlış yazımı nedeniyle, 4 günlük bayram tatilini devlet eliyle yurtta geçirmek zorunda kalmış.
Adlar ve Soyadlar konusunda çok ayrıntılı bir yazı yayımlayan Prof. Dr. Saim Sakaoğlu şöyle demektedir (1):
“3 Kasım 1928 tarihinde kabul edilen yeni harflerimizin devlet memurları tarafından öğrenilmesinin zaman alması bir yana, âdeta ‘süslü’ diyebileceğimiz bir yazı ile yazılması da kayıt işlemlerinde bazı zorluklar doğuracaktır. Ayrıca o memurlar bazı adları da kendi bildikleri gibi yazmışlardır. Mehmet yerine Memet, Furkan yerine Vurkan, Firdevs yerine Firdes yazılan adların yanında Gülbahçe yerine Gülbağça, Dalgın yerine Dalkıç, Kütük yerine Kütüğ, Konca yerine Kanca yazılan soyadlarını da görmekteyiz. Ancak bu düzeltmelerin bazılarının anlamlandırılmasında hoş olmayan durumlar ortaya çıkmaktadır. Dalgıç veya Dalkılıç yerine Dalkıç yazılması elbette hoş karşılanmayacaktır.”
Sayın Hocam ben nasıl hoş karşılayayım;” Soyadımı Anır yazmışlar memur bey böyle bir soyadı nasıl alınır bir düşünsenize” diyorum; ama “Mevzuat böyle” diye yanıtlıyor. Bu satırları yazarken aklıma geldi; nokta ve çizgi kullanarak Mors Alfabesiyle telgrafı yazan memur bir nokta ya da bir çizgi fazla ya da eksik yazmış olamaz mıydı? Google’dan Morse Alfabesi’ne girdim ve olayı tam 70 yıl sonra şimdi ( 2025- 1955) çözdüm.
Haydi sizin merakınızı da gidereyim bari: Mors alfabesinde (2) :
“ L” harfi şöyle >1 nokta, 1 çizgi, 2 nokta *--**
“R” harfi ise > 1 nokta, 1 çizgi, 1 nokta *--*
Demek ki bizim telgrafçı-maniple denilen makineyi kullanırken- son noktayı koymamış ve benim soyadım “Anıl” olacağına-söylemesi ayıp- “Anır” olmuş.
Şu saatten sonra yeni soyadı alma sözkonusu değil; ama yasalar uygun, kanıtlayıcı nedenler de varsa, değiştirme yapmak olanaklı. Kullandığınız soyadıyla ticari bir iş yapmışsanız, ceza gerektiren bir sabıkanız varsa ya da benzeri sakıncalı durumlarda, yargıç isteğinizi hemen kabul etmeyebilir, yoksa işiniz kolay çözülür, hazırlıklı olun.
Dikkatli olmamız gereken bir konu da alışılmışlığın dışında çift isim kullanmak. Babaannenizin ya da dedenizin adını çocuğunuza ya da torununuza ilk isim olarak verip, sonra da aile arasında biz ikinci ismi kullanırız derseniz işler karışabilir.
Yıllar önce başımızdan böyle bir örnek de geçti. Evimizin hemen arkasındaki ilkokula kız kardeşimi kayıt ettirdik. Okullar açıldıktan bir ay sonra kapımız çalınıyor ve ilkokulun bir görevlisi, kardeşimin okula devamsızlığı nedenini öğretmenin sorduğunu söylüyor anneme. Annem şaşkın ve “Bir yanlışlık olacak ilk günden beri kızım her gün okulda ben şimdi öğretmene bilgi veririm” diyor ve hemen okula gidiyor.
Öğretmen, çocuklar okula alıştıktan bir süre sonra yoklamanın nasıl yapılacağını öğrencilere öğrettiğini, her gün ad ve soyadlarını okuyarak yoklama yapıldığını kardeşimin adı okununca hiçbir ses çıkmadığını, bundan dolayı meraklandığını söylüyor. Sonra anlaşılıyor ki; okul kaydındaki ilk ismi okuyor öğretmen, kardeşimin evde hiç duymadığı bizim hiç kullanmadığımız anneanne adı. Sonraki günlerde asıl ad okununca “Buradayım” demeye başlıyor kardeşim.
Bir de çift isimlerin yazılma biçimleri var. Bir meslektaşımızın rahmetli babasının kimliğinde “Mustafa Ş.” Ve soyadı yazıyor. Bilenler “Mustafa Şerif” derlermiş; ama çoğunlukla “Mustafendi” adı kullanıldığından fazlası da kimsenin işine yaramayacağı için kimseler dert etmemiş bunu. Rahmetli de kimi evraka “Mustafa Ş.” Kimine “Şerif” diye imza atmış. Ölümünden sonra iş mahkemeye düşünce; yargıç, “Ş nokta” yazılışının açılımını kanıtlatmak için bir yığın tanık istemiş.
Hemen herkesin başına gelebilecek bu konuya son verirken bir noktaya daha değineyim: İsim koyma … Kimi zaman çevrenizdeki arkadaşlardan istekler gelmeye başlar isim önerme konusunda. Eskiden erkek mi, kız mı olacağı bilinmediği için her iki olasılık için de çalışma yapılırdı. Biraz geç evlenen bir arkadaşımız, cinsiyeti önceden öğrenme dönemine yetiştiği için, kızı olacağını bizlere söyledi. Hepimiz birşeyler düşünmeye başladık; ama bu konuda deneyimli bir arkadaşımız;
“İsim koymayı sona bırakalım, önce kuralları koyalım”. Konulacak isim çok sık kullanılan bir ad olmasın. Ben öyle bir yanlışlık yapmışım vaktiyle, öğretmen “Murat sen kalk” deyince sınıfta en az üç Murat ayağa kalkıyor. Öte yandan iddialı bir isim de olmamalı ‘Gürbüz’ diyorsun cılız biri oluyor büyüyünce, ‘Solmaz” diyorsun daha çocukken yemek seçmeye başlıyor solup duruyor. Söyleyişi biraz karışık ise, ismini söyleyince karşıdaki ‘Efendim anlayamadım, son harfi neydi’ diyor. ’Devrim’ diyorsun bir süre güzel bir isimken bir süre sonra ‘Yahu bunun ikinci adını kullanalım biz’ diyorsun eşine Bunları esas alarak gelecek toplantımıza önerilerinizi getirin” dedi ve bize ve ad konulmasını isteyen babaya ışık yaktı.
Bütün bu ayrıntılara sahip olan baba, doğumdan sonra çocuğun kimliği için nüfusa gitmiş büyük bir hevesle doğum kâğıdını memura vermeden önce çocuğun adını söyleyince memur “Efendim kâğıdı verir misiniz son harfi anlayamadım” demiş. Zaten hastaneden verilen belgede de son harf tam okunamıyormuş. Olayı bize anlatınca “Hayırlı olsun da çok mu aradınız bu kuraldışı ismi?” dedik arkadaşa. Eşi öyle istemiş, “Biraz değişik olsun benim hoşuma gider ‘Perin’ adı” demiş. Kız şimdi belki de evlendi; ama öğrenimi süresince adının sessiz harfleriyle uğraşıp durduğu söyleniyor.
Herkese sağlıklı bir yaşam anlaşılır isimler dileğimle…
KAYNAK: 1/ Saka, Saim. Prof. Dr. “Soyadlarımızın Başına Gelenler”
https://tdk.gov.tr/wpcontent/uploads/2012/01/24-28.pdf
(Erişim: 01.11.2025)
2/ https://tr.wikipedia.org/wiki/Mors_alfabesi
(Erişim:01.11.2025)






