Loading

Renklerin Dili

Değişik Renkli Ağaçlar

 

R E N K L E R İ N    D İ L İ

 

Haftalık gazete “Oksijen”, benim çok hoşuma gidiyor. Bir hafta boyunca günlük okuma ortamı hazırlıyor bana. Her gün bir yazardan bir köşe okuyorum. Öteki konuların hemen hepsi de benim için ilgi çekici oluyor. Geçenlerde yayımlanan 201.sayıda Levent Erden’in “Dilli Kaşar” başlıklı bir yazısı (1), beni şu okuyacağınız satırları hazırlamama yöneltti.

Gazetedeki o yazısında yazar, annesiyle küçük bir yüncü dükkânına giriyor; annesi bir iki çile yün alacak sanırım. Satıcı çocuğa istediği yünün rengini şöyle anlatıyor kadın: Evladım , “yavruağzının olgun şeftaliye çalanı” deyince satıcı çocuk donup kalıyor; çünkü istenen rengi belirten en ufak bir ipucu yok. Yazar, burada “ satıcı donup kalıyor” demiyor; “ satıcı doğal olarak mavi ekran verdi” diyor. Bu arada yazıyı okurken benim ekran da mavi oluyor; Google’a başvurup mavi ekranın ne olduğunu öğrenene kadar. Meğer bir bilgisayar söylemiymiş bu; yanlış bir komut verildiğinde bilgisayar durur ve ekran mavimtırak bir renk alırmış. Hiçbir iş yapamayan bilgisayarı, yeniden başlatmak gerekirmiş. İngilizce bir deyimi Türk kaşığı ile yersen doğal sonuç bu oluyor. Yazar, toplumumuzun birbirini anlayacak dili yitirdiğini güzel örneklerle anlatıyor, kendi kuşağının bile zor anlayacağı bir örneği de bilerek veriyor sanıyorum. Ben bilgisayar kullanalı 25 yılı aştı; ama bu terimi hiç duymamıştım. Bu arada, 87 yaşımda bana böyle gençlik terimleri öğrettiği için Sayın Levent Erden’e teşekkür ederim.

Her ne ise, biz gelelim annelerin hatta anneannelerin renkleri anlatımına. Çocukluğumdan beri çok hoşuma gider renkleri doğa benzetimleriyle anlatanları dinlemek, izlemek. Yazıyı okuyunca eşime aktardım öğrendiklerimi, yaşımız ve meraklarımız aynı olduğundan benzer anlatımları örneklerle anımsamaya başladık: Gülkurusu dedik, saman sarısına geçtik; ayva pişmişinden ördekbaşı yeşile geçince bilinçaltındaki tüm renkler akın etti. Hattâ büyüklerimizin hiç bilmediği “parlement mavisi”ni bile listeye aldık. Ben Samsunlu, eşim Balıkesirli olmasına karşın renkleri tanımlamamızda hiçbir aykırılık olmuyordu. Aşağıda yazılanları bir kenara not edip aklımıza geldikçe eklemeler yaptık.

Bu arada benim aklıma “Yapay Zekâ”ya danışmak geldi; bakalım ne ölçüde tanıyordu halk dilini diye merak ettim. ”Kiraz rengi, altın sarısı, deniz mavisi, toprak rengi, menekşe moru, kömür karası yazmaktan öteye gidemedi. Ben bizim bulduklarımızdan birkaç örnek verince de sevinmedi değil.

Bizim aklımıza gelenler şöyleydi:

                                               Kurşuni

                                               Vişne rengi                                        

                                               Saman sarısı

                                               Ayva pişmişi

                                               Limonküfü              

                                               Balköpüğü

                                               Bayrak kırmızısı

                                               Ördekbaşı yeşil

                                               Yavruağzı

                                               Kül rengi

                                               Camgöbeği

                                               Haki yeşil

                                               Çingene pembesi

                                               Kuzguni siyah

                                               Buz mavisi                                                   

                                               Kirli beyaz

                                               Kar beyazı

                                               Hardal sarısı

                                               Patlıcan moru

                                               Kiraz rengi

                                               Tütün rengi                                    

                                               Gülkurusu

                                               Kemik beyazı

                                               Vizon

                                               Kanarya sarısı

                                                                                                                                

Şimdi tarafsız olarak söyleyin bana: Yukarıdaki renk tanımlarını, yani anne ya da anneannelerimizin söyleyişinden okuyunca gözünüzün önünde bir renk canlanıyor değil mi? Belki birkaçı boşlukta kalır sizin için; yavruağzı, vizon, balköpüğü gibi. Gerisini beyniniz bir renge oturtur sanıyorum.

Peki bir de aşağıdaki ev içi ve dışında kullanılacak duvar boyalarının tanıtmalıklarındaki şu isimler neler anımsatacak size; bir düşünün bakalım;

Aydan / Hasır / Rezene / Tan / Koral Karnaval / Islak kum/ Kum grisi /Yudum / Irmak / Kozmik / Kehribar / Eylül / Mango / Masal / Andezit / Ilık Maya / Alüvyon / Deretaşı / Yeni kesekâğıdı … Şimdi de sizin ekran, mavi verdi değil mi? Çünkü bu renk adları şaşırttı sizi. Hemen her boya kataloğunda yazdıklarımın yüzlercesi var.

Uzayıp gidiyor bu renk adları, buralara sığdırmak olanaksız. Her markanın dili ve tanımı başka; siz boyayı satın alırken kapalı bir kutu alıyorsunuz, bir de tüp veriyorlar yanında. Tüpü o kaptaki sıvıyla karıştırıp yeteri kadar su kattığınızda istediğiniz renge ulaşıyorsunuz. O renk hiçbir zaman satıcının ya da badana ustasının kartelasındaki renk olamıyor. Bilgisayarda ayrı, kâğıtta ayrı tonlar çıkabilirmiş. Duvarda şeker renk beklerken, şap rengine razı oluyorsunuz böylece.

Bütün bunlardan sonra söyleyeceğim şey; yıllar önce yaşlıların bize söylediklerinin aynı olacak sanırım; artık biz de yaşlı olduk ya “Bir türlü anlaşamıyoruz sizinle”…Genç yaşlıyla, yaşlı da gençle çatışıp duruyor.

Tam 46 yıl önceki bir yazımda da değinmişim bu konuya (2). “Kung-Fu ve Ormancılık Terimleri” başlıklı yazıma Konfuçyus’un şu sözüyle giriş yapmışım:

Sözcükler doğru değilse, kavramlar da doğru değildir. Kavramlar doğru değilse, mantık karmakarışık olur. Mantık karıştığında, ulusta dirlik düzenlik kalmaz. Toplumun düzeni bozulunca da devlet tehlikededir”.

Sanki bugünü görür gibi şu satırları da eklemişim yazıya:” Kimi zaman AYNI şeyleri konuşuyor ama AYRI sonuçlara varıyoruz. Aynı amaçlara yönelsek bile, seçtiğimiz sözcükler yüzünden aynı ereklere ulaşamıyoruz. Ulus içindeki ilişkilerde de oluyor bu uluslararası ilişkilerde de. Hani şu kavram kargaşası dediğimiz şey, hep sözcükleri yanlış seçmemizden kaynaklanıyor.”

Yukarıda -yazımın başında vermeye çalıştığım- örnekler, yalnızca renk ayrımlarını anlatmak için kullandığımız bir dil. Birbirimizi anlama, anlatma yolunda kullanacağımız dil ise çok önemli bu bakımdan. Duvarın rengini beğenmedikse biraz masrafla değiştirebiliriz; ama kalbini kırdığımız bir arkadaşın, bir sevgilinin, annemizin, babamızın kalbini maddi hiçbir şeyle onaramayız. Onaramayınca da hepimiz mavi ekran veririz ki bunun da sağlığımız için çok zararlı olduğunu söylüyorlar.

Duvarınız istediğiniz renk, yaşantınız gökkuşağı gibi olsun…

 

================================================

1/ Anıl Yalçın, 1978.”Kung-Fu ve Ormancılık Terimleri ”,                                  “Orman Mühendisliği Dergisi”, Kasım-  Aralık. 1978

                                  .  

2/ Erden Levent, “Dilli Kaşar”, Oksijen Haftalık Gazete, Sayı:201

 Sayı: 201, 15-21 Kasım 2024, Sayfa: 26                                

 

 

                       

 

Yalçın Anıl
Standart Üye / 45 Yazı / 369,9K Okunma

1938 Samsun doğumlu Orman Y.Müh. Emekli


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST