Loading

TÜRKİYE’DE DEPREMLER VE HAK İHLALLERİ

Türkiye Deprem Haritası

17 Ağustos 1999 depreminden sonra Türkiye önlem aldı mı?


1939 Erzincan depremine kadar irili ufaklı binlerce kez sarsılan Kuzey Anadolu Fay hattı, o günden beridir durmuyor. Bu kuşak üzerinde bulunan Türkiye’de öncesinde de, ancak daha çok da sonrasında onlarca büyük deprem yaşandı.
Erzincan afetinde şehirdeki bütün evler yıkıldı. 33 bin kişi hayatını kaybetti. Geçen süre içinde hiçbir önlem alınmadı. Aynı fay hattı üzerinde yer alan İzmit yakınlarında deprem olacağı konusunda bilim insanlarının yıllar önce yaptığı uyarıları siyasi liderler dikkate almadı. Hazırlıklı davranmak yerine, çıkarlarını artırmak için deniz kumu kullanan, eksik demirden yapılmış bina kolonlarını artıran ve herhangi bir temel veya yapıyı tam olarak denetlemeyi ihmal eden müteahhitleri desteklediler. Ranta dönük kentleşme, depremin etkisini artırmış ve ne yazık ki 17 Ağustos 1999 günü sabaha karşı yaşanan depremde on binlerce kişinin hayatına mal olmuştur.
1999 depremin ardından Türkiye, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı'nı (AFAD) kurarak afetlerle mücadele ve acil durum yönetimi konusunda daha etkin bir yapı oluşturmuştur. Fakat 6 Şubat 2023 günü merkez üssü Gaziantep ve Kahramanmaraş kentleri olan son depremde AFAD’ın son derece yetersiz kaldığını, gördük. Bu durum TMMOB Maden Mühendisleri Odası (MMO) Ön İnceleme Raporu’nda da yer aldı. Diğer yandan sivil toplumun çalışmalara katılımını engelleyerek vahametin artmasına yol açtılar. AFAD'ın kurtarma çalışmalarında kullanılacak makine ve ekipman eksikliği, deprem sonrası kurtarma çalışmalarının oldukça yavaş ilerlemesine yol açtı. Depremin hemen ardından özellikle ilk dört gün boyunca yaşanan koordinasyon sorunu, aradan geçen onca süreye rağmen hala tam olarak çözülebilmiş değildi.
Türkiye, deprem riskine karşı yapı güvenliğini artırmak için önemli değişiklikler yaptı. Yeni binaların daha dayanıklı olması ve mevcut binaların güçlendirilmesi teşvik edildi. Ancak, Ulusal Deprem Konseyi 99 depreminden sonra kurulmuş olmasına rağmen, 2007'de feshedildi. İnşaat firmalarının talepleri üzerine, 2007, 2010 ve 2019'da imar yasalarında yeniden değişiklikler yapılarak deprem güvenliğinden tavizler verildi.
İlçe belediyeleri ile ortaklaşa hazırlanan 2016 Yılı Toplanma Alanları Raporu AFAD tarafından yayınlandı. Araştırma, geçen yıl bin 332 olan toplanma alanı sayısının bu yıl 2 bin 274'e çıktığını belirtiyor. Fakat toplama alanları arasında 200–300 metrekare büyüklüğünde parklar da bulunuyor. Ayrıca 2001 Acil Eylem Planı'na dahil edilen ancak daha sonra imara açılan birçok toplanma alanı da var. Zeytinburnu'ndaki Forum İstanbul, Bakırköy'deki Capacity AVM, Beşiktaş'taki Ortaköy Ermeni Vakfı Arsası, GAP'taki TOK Avrupa Konutlar, Maltepe'deki DAP Royal Center ve Bağcılar'daki Çınar Olimpia Park binasını bunlara dahildir.
Türkiye, deprem riskine karşı yapı güvenliğini sağlamak için yapı mevzuatında önemli değişiklikler yaptı. Yeni inşa edilen binaların daha dayanıklı olması ve mevcut binaların güçlendirilmesi teşvik edildi. Ancak, kentsel dönüşüm süreci, deprem uzmanlarına göre gerçek anlamda yapılmamıştır. Bu süreçte boş alanların yapılaşmaya açılması ve yıkılan binalardan daha yüksek yapıların inşa edilmesi gibi hatalar yapılmaktadır. Gerçek dönüşümün, boş alanların ve yeşil alanların göz önünde bulundurularak, çevre düzenlemesinin yapılarak, sokak ve cadde genişliklerinin düşünülerek hayata geçirilmesi gerektiği ifade edilmektedir. Önlemlerin yetersiz olduğu Bingöl'de 2003, Van'da 2011, Elâzığ'da 2010 ve 2020, İzmir'de ise 2020 depremlerinde yüzlerce insanın hayatını kaybetmesiyle görülmüştür.

6 Şubat 2023 depremi ve yaşanan hak ihlalleri


6 Şubat 2023 tarihinde Antep ve Maraş merkezli meydana gelen depremler sonucunda Adana, Adıyaman, Antep, Diyarbakır, Elâzığ, Hatay, Kilis, Malatya, Maraş, Osmaniye ve Urfa önemli kayıplar verdi. Resmî açıklamalara göre 26 Şubat 2023 tarihi itibariyle bu depremler sonucunda 44 bin 374 kişi hayatını kaybetmiştir. Ayrıca 16 Şubat 2023 tarihinden önce yayınlanan nihai resmi açıklamaya göre 108 bin 68 kişi yaralanmıştır. Bazı araştırmacılara göre 6 Şubat 2023'te Antep ve Maraş'ı vuran depremlerin yıkıcı etkilerinin ve can kayıplarının önemli bir kısmı devletin sorumsuzluğudur. Türkiye aktif fay hatlarına sahip ve depremlere eğilimli bir ülkedir. Ancak devlet bu gerçeği ve 17 Ağustos 1999 depreminden çıkardığı dersleri göz ardı ederek üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmemiş, bilime dayalı deprem hazırlığı yapmamış ve etkin afet yönetim planları geliştirememiştir. Bu eksiklik ve ihmaller sonucunda yaşam hakkı dahil tüm hak ve özgürlükleri koruma ve geliştirme görevi ihlal edilmiştir. Bu açıdan bakıldığında depremde bir kişinin hayatını kaybetmesi dahi yaşam hakkının ihlali olarak kabul edilmektedir. Türkiye’de ise en az 50 bin insan son depremde yaşamını yitirerek bu hak ihlali ile yüz yüze kalmıştır.
Temel hakları sıralarken yaşama hakkı, bedensel bütünlük hakkı, ifade özgürlüğü, adil yargılanma hakkı gibi hakları sayabiliriz. Linçe uğrayan bir kişinin aslında bu haklarının tamamı ihlal edilmektedir. Linçe uğramak aynı zamanda insan onuruna yönelik bir saldırıdır ve işkence veya kötü muamele olarak kabul edilir. Uluslararası hukuk ve birçok ülkenin yasaları, insan haklarının korunmasını ve her bireyin adil ve insanca muamele görmesini garanti altına alır. Linç gibi kitlesel şiddet eylemleri, bu temel ilkeleri ihlal eder ve ciddi bir insan hakkı suçudur. Bu tür eylemlerle karşılaşan kişiler, yasaların sağladığı korumayı talep etme hakkına sahiptir ve bu tür ihlallerin sorumluları adalet önüne çıkarılmalıdır. 9-13 Şubat 2023 tarihleri arasında sosyal medyada 21 ayrı linç vakasına ilişkin görüntüler paylaşılmıştır. Bu paylaşımların kimisinde resmi üniforma giymiş kişilerin de olduğu görülmektedir. Söz konusu 21 olayda en az 44 kişinin linçe maruz kaldığı ve bunlardan 3’ünün yaşamını yitirdiği ileri sürülmektedir. Bu iddialara dair maalesef henüz resmi bir açıklama yapılmamış, soruşturma ya da herhangi bir idari işlem başlatıldığına ilişkin bir bilgi edinilememiştir.
Bilgi edinme hakkı, demokratik ülkelerde temel hak ve özgürlükler arasında önemli bir yer tutar. Türkiye'de, 1982 Anayasası'nda yer alan bazı hükümler dolaylı olarak bilgi edinme hakkını desteklemektedir. Ancak doğrudan bir düzenleme yapılmamıştır. 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan Anayasa değişikliği referandumuyla, Anayasa'nın 74. maddesi "Dilekçe hakkı" başlığıyla yer alırken, "Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı" şeklinde değiştirilmiş ve bilgi edinme hakkıyla ilgili temel düzenleme yapılmıştır. Ancak deprem bölgesinde haber takibi yapan gazetecilerin müdahalelere maruz kaldığı ve engellendiği belirtilmektedir. Bölgede haber takibi yapan en az 23 gazeteci, 12’si kolluk kuvvetleri 11’i sivil kişiler tarafından olmak üzere müdahaleye maruz kaldı, en az 1 gazeteci yaralandı, 4 gazeteci gözaltına alındı. Ayrıca 1 yabancı gazetecinin ülkeye girişine izin verilmedi ve 10 Şubat 2023 tarihinde basında yer alan haberlerden Maraş’ta gazeteci Mir Ali Koçer’in bir depremzede ile yaptığı röportajın “devlet burada” diyen bir polis memuru tarafından engellendiği öğrenildi. Deprem bölgesinde bunun gibi birçok olay yaşanmıştır. Bu müdahaleler bilgi edinme hakkının ihlali anlamına gelir. Bilgi edinme hakkı, toplumun içinde bulunduğu durumun boyutlarını ve sonuçlarını herkesin açık bir şekilde bilmesi gereken temel bir yurttaş hakkıdır. Bilginin aktarılması ve topluma açık olması, kamu gücünün sorumluluğudur. Özellikle olağanüstü durumlarda bilgi edinme hakkı, alınan tedbirlerin toplumsal kabulünü sağlamak, tedbirlerin doğru ve etkin bir şekilde uygulanabilmesi için ve en önemlisi toplumun yönetimden hesap sorabilmesi için hayati öneme sahiptir.
Son depremlerde, enkaz altında kalan birçok kişinin kurtarma ekiplerine ulaşmak için cep telefonlarını ve sosyal medya platformlarını aktif bir şekilde kullandığına dair birçok haber yayınlandı. Özellikle Twitter, hayatta kalanların acil yardım çağrıları için önemli bir platform haline geldi ve kurtarma ekipleri, platformda paylaşılan bilgileri ve konumları kullanarak operasyonlarını organize etti. Ancak doğal afet gibi durumlarda, internetin kesintiye uğratılması veya erişimin kısıtlanması gibi müdahalelerin gereklilik ve orantılılık prensipleriyle değerlendirilemeyeceği ve bu tür müdahalelerin Türkiye'nin uluslararası insan hakları hukuku kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal ettiği anlamına gelmektedir.
Temel insan haklarından biri de toplanma ve gösteri yapma özgürlüğüdür. Toplanma ve gösteri yapma özgürlüğü, 34. maddede belirtildiği üzere Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın tanıdığı bir hak olarak kabul edilmiştir. 27 Şubat 2023 tarihinde bazı siyasi parti üyeleri Ankara'da Kızılay Genel Müdürlüğü önünde basın toplantısı düzenledi. Açıklamanın ardından olaya müdahale eden polis en az iki kişiyi gözaltına aldı. 27 Şubat 2023 tarihinde ise İstanbul’un Beyoğlu ilçesindeki İstiklal Caddesi üstünde “Kızılay ne için var? İlk günden beri deprem bölgesine çadır yollamayıp, depremin 20. gününde çadırları satmak için var” yazılı bildirileri dağıtan Öğrenci Kolektifleri ve Feminist Kolektif üyesi 4 kişi gözaltına alındı. Bunlar gibi onlarca örnek ile Türkiye'nin toplanma ve gösteri yapma özgürlüğünün ihlal edildiği açıktır.


Sonuç olarak 6 Şubat 2023 depreminde birçok insan hakları ihlali yaşanmıştır. Bu ihlallerin yarısından fazlası maalesef ki, insan hayatını korumakla sorumlu devlet tarafından yapılmıştır. Aktarılan ihlaller bizim tespit edebildiklerimiz ile sınırlıdır ve hakikatin ancak bir bölümünü ifade etmektedir.

Etiketler:
Beritan Demir
Standart Üye / 2 Yazı / 5,8K Okunma

Abant İzzet Baysal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Küresel Perspektif


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST