Loading

Bacıyan-ı Rum Teşkilatı

Anadolu Kadınlarının Tasavvufi ve Savaşçı Örgütlenmesi Bacıyan-ı Rum Teşkilatı

bacıyanı rum

Bacıyan-ı Rum (Anadolu Bacıları), Anadolu’nun heterodoks Müslüman kadın savaşçılarının cemiyetidir. Abdalan-ı Rum, Ahiyan-ı Rum, Gaziyan-ı Rum ile birlikte Orta Çağ Anadolu’sunun en hareketli zamanlarından olan 12. ve 14. yüzyıllarda, Anadolu’nun toplumsal, siyasi ve inançsal yaşamında etkili olan teşkilatlanmalardandır. Bu yapılar aynı zamanda birbirleriyle ilişkilidirler. Ayrıca Osmanlı’nın kuruluşunda etkili olmuşlardır. Bacıyan-ı Rum, İslam öncesi Türk tarihinde “alp kızlar” olarak bilinen kadın savaşçıların bir devamı niteliğindedir. Bacıyan-ı Rum mensupları, uzun yıllar Anadolu’da bu geleneğin sürdürücüsü olmuşlardır. Heterodoks (Sünnilik dışı) bir örgütlenmedir. Hacı Bektaş-ı Veli ile bağlantılı oldukları ileri sürülmektedir. Alevi-Bektaşi geleneğinde, tarikatın mensubu kadınlara “bacı” denmesinden hareketle, kadınlardan oluşan bu teşkilatın isminin Bacıyan-ı Rum olduğu ifade edilir. Rum kelimesi ise bugünkü anlamının aksine bir toplumu değil, coğrafyayı ifade ediyordu, Anadolu coğrafyasını.

Anadolu’da görülen Haçlı seferleri, Moğol akınları, Anadolu Selçuklu Devleti ve beyliklerin çalkantılı durumu, halkın kendi kendisini müdafaa etmesini zaruri kılmıştır. Böyle bir ortamda topluma rehberlik eden inançsal önderler, teşkilatlanmalarını güçlendirmişlerdir. Bacıyan-ı Rum da böylesine bir durumda teşkilatlanmıştır. Bu oluşumun, Hacı Bektaş-ı Veliye bağlı kadın inanç önderlerinden Fatma Bacı tarafından kurulduğu söylenir.

Bacıyan-ı Rum hakkında bilgi veren kaynaklar sınırlıdır. Aşıkpaşazade bu teşkilatla ilgili bilgi veren eski kaynaklardandır. Yine 15. yüzyılda Anadolu’ya gelen, Bertrandon de la Broquière gibi Avrupalı seyyahlar da bu teşkilatın mensubu kadınları gördüklerinden söz eder. Özellikle beylikler döneminde, beyliklerin ordularındaki önemli silahlı güçlerden oldukları kayıtlara geçmiştir. Bahsettiğimiz Avrupalı seyyah, Dulkadiroğlu beyliğinin ordusundaki bu duruma şahit olduğunu belirtir. Bacıyan-ı Rum mensubu savaşçılar, erkeklerle birlikte savaşır, şehirleri ve obaları korurlardı. Bu teşkilatın da kendi içerisinde tıpkı diğer tarikat oluşumlarında olduğu gibi, özel bir takım kuralları ve ritüelleri mevcuttu. Bacıyan-ı Rum tekkeleri mevcuttu. Ancak bu yöndeki bilgiler sınırlıdır.

Yapılan arkeolojik çalışmalarla elde edilen buluntulardan hareketle, Bacıyan-ı Rum geleneğine kaynaklık eden kültürün izleri, milattan önceki yıllara kadar uzanır. İskitler döneminden itibaren günümüz Ukrayna’sından, Sibirya ve Orta Asya sahasına kadar olan bölgede, kadın savaşçılara ait pek çok kurgan-mezar yapısı bulunmuştur. Eskiden savaşçıların savaş aletleriyle birlikte gömüldüğü bilinmektedir. Buradan hareketle ok uçları, kılıçlar, hançerlerle birlikte gömülmüş kadınların birer savaşçı oldukları ileri sürülür. Öte yandan geçmişin tarihi kaynakları da savaşlarda sık sık kadın savaşçılardan söz eder. Tarihi metinlerde, seyyahların notlarında bu duruma dair pek çok kayıt vardır. Eski Türk destanlarında, Oğuznameler'de, Dede Korkut Hikâyelerinde savaşçı kadınlardan söz edilir.  Tarihi ve mitolojik kayıtlarda yer eden Amazonlar bilindiği gibi en ünlü kadın savaşçılar olmuştur.

Bacıyan-ı Rum teşkilatı mensupları, Anadolu’da ataerkilliğin daha az baskın olduğu bu dönemde, hayatın bir çok alanında kendilerini var edebilmişlerdir. Gerek inançsal alanda, gerekse savaş meydanında geri durmamışlardır. Dergâhta, savaş meydanında ve yönetimde sembolik değil, kazanılmış ve doğuştan gelen güçleriyle birlikte yer almışlardır. Orta Çağ Müslüman Anadolu halkının, toplumsal yapısını anlamak bakımından önemli bir kurumdur bu teşkilat. Tarihsel süreçle “erkek” iktidarlarca, bir erkek dayanışması halinde kadınların geriye itilmesi durumu söz konusu olmuştur.  Bu noktada, Bacıyan-ı Rum teşkilatı da yavaş yavaş kapatılmış, mensupları sürülmüş veya yollarından döndürülerek bir nevi asimile edilmiştir. Toplumsal hayatın da paralel şekilde, yavaş yavaş dönüşüm geçirmesi söz konusu olmuştur. Bu durum yerleşik Müslüman kitlelerde daha hızlı yayılmıştır. Konargöçer kitleler bir müddet daha bu toplumsal dönüşüme karşı, kendilerini korumayı başarabilmişlerdir. Ancak günümüzdeki duruma bakınca, geçmişin gerisine düştüğümüz gerçeği ortada. Şunu da belirtmekte yarar var, geçmişin kadın hakları konusunda mükemmel bir ortam yaratmış olduğu da sakın anlaşılmasın, tabiidir ki o dönemlerde de pek çok aksaklık ve adaletsizlik söz konusuydu. Ama bir şekilde gerileme değil ilerleme kaydedilmesi gerekirdi, tarihsel süreçte yaşananlar ise ortada.

Kaynaklar:

Orhan F. Köprülü: “Bacıyan-ı Rum”

Selahattin Döğüş: “Kadın Alplardan Bacıyân-ı Rum’a (Anadolu Bacıları Teşkilatı); Türklerde Kadının Siyasi ve Sosyal Mevkii”

Deniz Karakurt: Türk Söylence Sözlüğü

Onur Köse
Redaktör / 39 Yazı / 142,7K Okunma

| 🌿🐢 Yol, Tarih ve Doğa

Feyza 15 Ocak 2021 - 23:20:32

Yanıtla

Harika bir yazı olmuş. Sonuna kadın haklarının sanıldığı kadar mükemmel ve eşitlikçi olmadığını eklemenizde güzel bir detay olmuş. Kaleminize sağlık.


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST