Loading

Avrupa Tarihinin Günah Keçileri: Cadılar, Kadınlar ve İsyan

Cadılık fenomeninin arka planında aslında ne var?

engizisyon yargılaması

Yapılan çalışmalar, toplumların çoğunda büyücülük ve cadılık benzeri inanışların mevcut olduğunu ortaya koymaktadır. Cadılar, iyi veya kötü güçlere sahip olduğu düşünülen kişilerdir. İnanışa göre bu güçler atalardan aktarılmaktadır. Genellikle anneden kızına geçtiğine inanıldığı gibi nadiren erkek çocuğa da geçtiğine inanılır. Orta Çağ’ın erken devirlerinden itibaren cadıların varlığına yönelik inanışlar yaygındır. İspanya ve Galya bölgelerinde Hristiyanlığın ilk dönemlerinde, kilise yasaları ve sivil yasalarda cadılık uygulamalarına yönelik kayıtlar mevcuttur. Başta Charlemagne ve diğer Frank kralları cadılık inanç ve uygulamalarını, batıl, kötücül ve şeytani olarak damgalıyorlardı. Bu tür şahısları damgalıyor ve idama mahkûm ediyorlardı.

“Cadıların varlığına inanmamak, sapkınlıkların en büyüğüdür.”  Malleus Maleficarum

Bu dönemde Avrupa’da büyü ile cadılık ayrımı çok da belirgin değildi. Büyü ve cadılık ayrımının sınıfsal olduğuna dair belirtiler mevcuttur. Mevcut dönemde, yüksek sınıflara mensup doğa üstü güçlerle uğraşan eğitimli erkeklerin uygulamaları büyü olarak görülmekteydi. Öte yandan yoksul, eğitimsiz ve kadın olanların benzer uygulamaları, cadılık olarak adlandırılıyordu. Bu noktada sınıf ve cinsiyet ayrımı açıkça görülmektedir.

Kilise, cadılığı bazen sadece batıl bir inanç ve paganizm geleneği olarak görmekteyken, bazen de ortadan kaldırılması elzem olan ciddi bir tehdit olduğunu ilan etmekteydi. Kilisenin mevcut dönemdeki temel amacı, eski paganizm pratiklerini zayıflatmak ve Kilisenin otoritesine tehdit oluşturan bu “sapkınlığa” karşı mücadele etmekti. Kiliseyi bu kadar korkutan neydi? Bu sorunun cevabı aslında çok açık, “sapkın hareketler” bir anlamda mevcut toplumsal düzeni tehdit ediyordu. Bu hareketler feodal beylerin, kralların, kilise ve din adamlarının düzenin yerine, daha eşitlikçi bir düzeni temsil ediyordu. Kadınların ve yoksulların aslında sanıldığı kadar güçsüz olmadıkları imajını yaratıyordu. Ayrıca bu hareketler insanların kafasında kiliseye karşı soru işaretleri doğmasına da sebep oluyordu.


Kiliseye göre cadılık, cahil halkın yanılsamasından başka bir şey değildi. Orta Çağ’ın erken devirlerinde durum böyleyken 12. ve 15. yüzyıllar arasında Arap kültürünün etkisiyle Kilisenin tutumunda değişiklik oldu. Araplarla kurulan ilişkilerde, astroloji ve simya gibi alanlara Avrupalıların ilgisi arttı. Köylülerin küçümsenen inancı bir anda popüler olmaya başlandı. Hristiyan teologlar büyü konusuna ilgi duymaya başladılar. Cadılar artık kendi başlarına büyü uygulayan bireyler olarak görülmekten ziyade, güçlerini şeytana satan sapkın bir tarikatın üyeleri olarak kabul edilmeye başlandı.

Kilisenin tutumunda değişime sebep olan, değinildiği gibi sapkın akımlarla mücadele ihtiyacı olmuştur. Kilisenin sapkınlık suçlaması, tehdit olarak görülen her türlü toplumsal ve siyasal itaatsizliği bastırmak için kullanılıyordu. Bu konuda devlet yöneticileriyle de ittifak ediliyordu. Bu iş birliği, reform döneminde, İngiltere’de olduğu gibi devletin kilise, Cenevre’de olduğu gibi kilisenin de devlet olduğu örneklerde daha da güçlüydü. İktidar erki bir yandan yasayı koyuyorken, diğer yandan uyguluyordu. Bu olgu, dini ideolojinin siyasi pozisyonunu açıkça gösterir ve sapkınlık suçlamalarının muhatabı cadılığın, Avrupa’yı aşan niteliğini ortaya çıkarır diyebiliriz. Artık “cadı” her türlü isyanın simgesidir. Cadılık “ayakların baş olması” durumunun da bir sembolüdür. Kiliseye, devlete ve belki de aslında erkeğe karşı gelmek cadılık kelimesi arkasında vücut bulmuştu.

Tarih, kadınlara karşı genellikle hep acımasız olmuştur. Cadı avı çılgınlığı da bunun en bariz örneklerindendir. Ruhban sınıf tarafından “halkı kötülüklerden arındırma” amacıyla başlatılmış bu vahşet, din adamlarının ve iktidar sahibi erkeklerin kadına yönelik kin, nefret ve bastırılmış sapkınlıklarından başka bir şey değildir. İşkencelerle öldürülen çoğunluğu kadın olan cadılar, kilisenin ve siyasilerin otoritesi karşısında en büyük tehditti. Toplumun ezilen kesiminden, alt tabakadan insanlardan oluşuyorlardı. Dini ve siyasi erklerin baskısı altında ezilen halkın kendi geleneği, kültürü ve arayış çabaları sapkınlıktan başka bir şey olarak görülmüyordu. Cadı avı, ebelik ve şifacılık gibi halk geleneğinin sahip olduğu kadim bilgilerinde yok olmasını sağlamıştır. Kadınların mülk sahibi olmaları, yönetimde söz sahibi olmaları her zaman önlendi. Kilise açısından zaten bir değeri olmayan kadınlar sınırı aşarlarsa, türlü suçlamalarla kolayca öldürülebilmekteydi. Cadılık fenomeninin perde arkası aslında sınıf ve cinsiyet temellidir. Açıkça görülmektedir ki her türlü inançsal ve sözde bilimsel sapkınlık suçlamalarının muhatabı ezilen halk ve kadınlar olmuştur. Bu durumda çoğu kez sadece yoksul kadın olmak bile cadılıkla suçlanıp öldürülmeye yetmiştir.



Not: Yazı, cadılar ve kadınlar makale dizisinin 2. bölümü niteliğindedir. (1. Bölüm bkz: “Avrupa Tarihinin Günah Keçileri: Cadılar, Kadınlar ve Ateş”) 
https://www.bilgeyik.com/avrupa-tarihinin-gunah-kecileri-cadilar-kadinlar-ve-ates-562 

 


Kaynak

Fatmagül Berktay: Avrupa’da Cadılık ve Cadı Avı: Çok Katmanlı Bir Karanlık Tarihsel Olgu

Pınar Ülgen: Kadınlar ve Cadılar

Yücel Aksan: 1450-1750 Yılları Arasında Avrupa’da Cadılık

Onur Köse
Redaktör / 28 Yazı / 35,1K Okunma

MSKÜ - Tarih | 🌿 Yol, Tarih ve Doğa


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST