Loading

Aşı neden önemlidir? Aşı ne işe yarar ve bağışıklık sistemi nedir?

Aşı karşıtlarının çoğalmasının sayısal verilere yansıması görüldükten sonra kaleme alınan bu yazı; aşı ekseninde bağışıklık sistemi, serum gibi konular hakkında da bilgilendiricidir.

Aşı

Merhaba sevgili Bilgeyik okurları, öncelikle bu yazının kaleme alınma sebebi aşağıda paylaşacağım başlıkta bir haber görmemdir. Bugünkü yazımız son dönemlerde sıkça gündeme gelen "Aşı" mevzusuna dair olacak. Sırasıyla aşının tarihçesinden, bağışıklık sisteminden ve aşının çalışma sistematiğinden bahsedecek; son bölümde ise aşının neden gerekli olduğu sorusunu cevaplayıp, aşı karşıtlarına ve onların savundukları argümanlara dair birkaç kelam edeceğim. Tabi ki önerilen yazının bütünlüğünün bozulmadan okunmasıdır ancak İsteyen okurlarımız yukarıdaki "İçindekiler" bölümünden arzu ettikleri bölüme kolayca ulaşıp sadece ilgili bölümü okuyabilirler.  

"7 yılda çocuklarına aşı yaptırmayan ailelerin sayısı 183’ten 23 bine çıktı. 2019 yılının ilk dokuz ayında ise kızamık vakaları önceki yılın aynı dönemine kıyasla 5.2 kat artarak 2 bin 666’ya ulaştı."

Aşının tarihi

Bir papazın çocuğu olarak Dünya'ya gelen Edward Jenner 1796'da ilk kez çiçek aşısını geliştirdi. Jenner çiçek aşısını ineklerden üretti, tıp dünyasında da geçerliliğini sürdüren dilin latince olması ve "İnek" kelimesinin latince karşılığının "Vacca" olması sebebiyle geliştirdiği şeye "Vaccination" Türkçe karşılığıyla "Aşı" adını verdi. Daha sonra bu aşıyı olan çocukların çiçek hastalığına yakalanmadığı fark edildi.

Edward Jenner  

Fransız biyolog ve kimyager, kuduz aşısını bulan ve birçok aşı türünün hassaslaşmasını sağlayan kişi; Louis Pasteur. Kuduz aşısını ilk önce tavşanlarda sonra da köpeklerde denedi. Kuduz bir köpek tarafından ısırılan 9 yaşındaki bir çocuğun hayatını ürettiği aşı sayesinde kurtardı. Aynı zamanda Pasteur günlük yaşamda da çok duyduğumuz "Pastörizasyon" denilen bir yöntemi de geliştirdi. Bu yöntem sayesinde sıvılar uzun süre bozulmadan kalabiliyor. Yöntemin uygulanış şekli ise şöyle; sütün sıcaklığının ilk önce 63 santigrat dereceye çıkarılması ardından da hızlı bir biçimde soğutulması. Bu yöntemin daha geliştirilmiş ve daha teknolojik olan şekline UHT deniliyor. 

Pasteur çocuğun hayatını kurtardıktan sonra kahraman ilan edildi ve hala kullanılan, bilimsel araştırmalara ev sahipliği yapan ve dünyanın birçok yerinde uzantıları bulunan Pasteur Enstitüsünü kurdu.

Bilimsel çalışmalar anlatılırken şimdi olduğu gibi birkaç isimden bahsedilebilir ancak ortaya çıkan ürünün arkasında birçok insanın emeği vardır. Bu insanların isimlerinin geçmemesi o insanların var olmadığı anlamına gelmez, örnek vermek gerekirse Pasteur kuduz aşısı çalışmalarını Pierre Paul Roux ile beraber yürütmüştür. 

PASTEUR VE HAYATıNı KURTARDıĞı ÇOCUK 

 

Bu çalışmalar sonucunda 1997 yılında çiçek hastalığı ortadan kaldırıldı. Çocuk felci hastalığı ise yok olmaya yakın ve kızamık minumum seviyelerde.  

Bağışıklık sistemi

Bulunduğumuz ortamdaki hastalık yapıcı maddelerin, mikroorganizmaların herhangi bir yolla vücudumuza girmesi vücudumuz tarafından çeşitli yollarla engellenir. Bu engelleme yollarına dair birkaç örnek şöyledir:

  • Göz yaşında lizozim enzimi bulunur, bundandır ki gözümüze toz kaçtığında göz yaşlarımız akar.
  • Tükürüğün yapısında bakterilerin yapısını bozan maddeler vardır.
  • Hayati bir vücut işlevimiz olan solunum ile vücudumuza giren maddeler mukusla tutulur, ardından sillerin hareketi sayesinde öksürükle dışarı atılır.
  • En hayatilerinden olan örneğimiz deridir; erişkin bir insanda yüzey alanı 2 m2'yi bulan deri mikrop girişini engeller, ter ve yağ gibi salgılar sayesinde anti mikrobik etki oluşturur.
  • Yediğimiz besinler midede mide asidi ile parçalanır. Bu asit bazı mikropların yapısını bozar.

[Mikrop, virüs gibi mikroorganizmalar; vücudun bağışıklık göstermesine sebep olan her maddeye antijen denir. Yazının bundan sonraki kısmında da antijen kelimesi kullanılacaktır.]

Bu yukarıda sayılanlar vücuda mikrop ve virüs girmesini engelleyen faktörlerdi. Oldu da diyelim ki eğer kendimizi iyi korumazsak çok sık karşılaşabiliriz, mikrop veya virüs bu engelleri aşıp vücudumuza girdi, ne olur?

Vücut bağışıklık oluşturur. Vücudun oluşturduğu bağışıklık savunma hatları şeklinde 3 bölüme ayrılır, şimdi sırasıyla bu savunma hatlarını inceleyelim fakat yukarıda saydığımız şeyler aslında savunmanın birinci hattıydı. Eğer antijen bu savunma hattından sağ bir şekilde çıkabilirse ikinci savunma hattıyla karşılaşır. 

İkinci savunma hattı

Birinci savunma hattını geçmeyi başaran antijenler ikinci savunma hattında birtakım dirençlerle karşılaşır. Bunlardan bazıları şöyle sıralanabilir.

  • Doğal Katil Hücreler: virüs bulaşmış ya da kanserli hücreleri salgıladıkları lizozim enzimi ile yok ederler. 
  • İltihaplanma: İltihaplanma kabaca antijenin bulunduğu dokuda bazofiller ve mast hücrelerinin histamin salgılamasıyla başlar, histamin damar geçirgenliğini arttırır ve ödem oluşmasına sebep olur, fagositik hücreler antijenleri yok eder.
  • Fagositik hücreler: Bazı akyuvar hücreleridir. [Akyuvar beyaz kan hücreleridir; lenf bezleri, dalak, kemik iliği ve timüsta üretilirler.] 3 türdür.
  • İnterferonlar: Virüsün bulaştığı hücre interferon salgılar. Bu interferonlar virüsün çoğalmasını engeller.
  • Ateşin Yükselmesi: 40 santigrat dereceden yukarısı enzimin ve proteinin yapısını bozduğundan dolayı insanlar için tehlikelidir ancak 38,5-39,0 derece arası antijenlerin üremesini durdurur ve diğer ikinci savunma hattı elemanlarının işini kolaylaştırır.

Üçüncü savunma hattı

Özgül bağılıklık da denilen bu hatta, ilk iki hattı aşan antijenler lenfosit denilen bağışıklık sistemi hücreleri ile karşılaşır. B ve T olmak üzere iki tür lenfosit vardır. Anne karnındaki bebekte karaciğerde, doğum sonrasında ise kemik iliğinde üretilen lenfositlere B lenfositi, Timüs bezinde üretilen lenfositlere ise T lenfositleri denir. Bu lenfositler, vücudun yabancı olarak algıladığı antijenlere karşı özgün savunma proteinlerini oluşturur. Vücutta lenfositler bir antijenle ilk karşılaşmada antijene uygun reseptörlü lenfosit denk gelene kadar bir etki göstermezler, ancak uygun reseptörlü lenfosit denk geldiği zaman kendini uyararak çoğalmaya başlar. Lenfositlerin bir kısmı plazma hücrelerine dönüşürken bir kısmı da uzun ömürlü hafıza hücrelerine dönüşür. Uzun ömürlü hafıza hücreleri aşı sisteminin de temelini sağlar. Bu hücreler yarın bir gün aynı antijen vücuda girip ilk iki savunma hattını geçerse hastalığın çok daha hızlı ve sert bir şekilde yok edilmesini sağlar. 

Aşılar nasıl üretilir? Aşı ve serum farkı nedir?

Hastalık yapıcı mikroplar zayıflatılmış, yani vücuda girince hastalık oluşturmayacak bir şekilde kişinin vücuduna enjekte edilir. Daha sonra yukarıda bahsettiğimiz antikorlar mikroba müdahale eder ve hafıza hücreleri oluşur. Kilit kısım da burası, yarın bir gün vücuda antijen bulaştığı zaman oluşan bu hafıza hücreleri sayesinde vücut çok hızlı bir şekilde bağışıklık oluşturacak ve hastalık önlenecek. Aşağıdaki grafik anlaşılmaya yardımcı olabilir.

Serum'u ise anlaşılır olmak bakımından örnekle anlatmak istemiyorum; grip virüsu bir canlıya, örneğin bir ineğe enjekte edilir. İneğin vücudunda üretilen antikorlar ineğin kanından ayrıştırılarak alınır, ardından grip hastalığına yakalanan kişilere bu antikorlar verilir.

Serum ve aşının farklarını aşağıdaki gibi bir tabloyla anlatabiliriz.

AŞİ SERUM
Etkisi uzun sürelidir. Etkisi kısa sürelidir.
Sağlıklı kişinin ileride hasta olmaması için herkese uygulanır. Sadece hasta kişiye uygulanır.
Vücuda antijen verilerek uygulanır. Vücuda antikor verilerek uygulanır.
Pasif bağışıklık sağlar. Aktif bağışıklık sağlar.

Aşının önemi

Son dönemlerde Dünya'nın aslında düz olduğuna inanan güruhtan daha tehlikeli olan bir grup ortaya çıktı, aşı karşıtları. Neden düz Dünyacılardan daha tehlikeliler, şöyle ki düz Dünyacıların zararı kendineyken, aşı karşıtlarının zararı tüm topluma. Aşının büyük şirketlerin ve emperyalist devletlerin para kazanmak için uydurdukları bir oyun olduğunu söyleyen mi dersiniz, aşı sayesinde Amerika'nın istediği zaman bizi öldürebileceğini söyleyen mi? Argüman? Argüman yok bu güruhta. Neden böyle düşündüğünü, neye göre bu kanaate vardığını sorsanız verecekleri en fazla cevap şudur; kaynımın eltisi, dadısının dadısı... :)

Neden toplum sağlığı sorunu? Çünkü diğer insanları, yani tüm toplumu riske atıyorlar. Bu yüzden bu sorun bir toplum sağlığı sorunudur ve yetkililerce derhal gereken yapılmalıdır. Gereken ise benim kanımca aşının kolluk kuvvetleri takibince yapılması ve medyanın da aşı konusunun üzerinde durmasıdır.

Yazının incelenmesinde ve eklemeler/çıkarılmalar yapılmasında katkıları için sayın Gülşah Toyran'a teşekkürler. 

Emircan Tepe
Redaktör / 28 Yazı / 39,5K Okunma

Dokuz Eylül Bilgisayar Mühendisliği öğrencisi; Fizik ve Biyolojiye meraklı bilimsever. Matematiği zevkli olduğu için; Tarihi geçmişi bilmek, günceli yorumlamak ve hatalardan ders çıkarmak için; Felsefeyi yaşayışını belirlemek, hayatını temellendirmek için öğrenmeye çalışan aranızdan biri.


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST