Loading

Avrupa Tarihinin Günah Keçileri: Cadılar, Kadınlar ve Ateş

Avrupa Tarihindeki Cadı Fenomeni

cadı infazı

Dünya tarihinin şüphesiz en önemli fenomenlerinden birisi cadılıktır. Özellikle kadınların muhatap kaldığı cadılık suçlamasıyla binlerce insan işkenceyle öldürülmüştür. Peki cadılık nedir ve neden kadınlar?

Bilindiği üzere pek çok din ve kültürde, doğa üstü güçlerle uğraşan, büyücülük yapan, ruhlarla iletişim kuran kişiler olmuştur. Bunlar iyi ve kötü güçlere hizmet edenler olarak ikiye ayrılırlardı. Örneğin doğu toplumlarında Şamanlar bu görevi icra etmekteydiler ve önemli dini figür olarak saygı görmekteydiler. Batıda ise paganizmden ve animizim temelli inançlardan sonra, tarihsel süreçle birlikte değişen dini ve kültürel yapıyla bahsi geçen kişilerin toplumdaki rolü değişti. “Cadı” (Almanca kökenli olup, tüm büyücülük anlamalarını kapsayan üst bir terim) olarak anılan bu kişiler, zamanla şeytanın hizmetinde kötü varlıklar olarak görülmeye başlandı.

Aslında bakıldığında antik zamanlarda Avrupa’da cadılık/büyücülük suç teşkil eden bir durum değildi. Tam tersine bazı toplumlarda saygı da görüyordu. Hatta Hristiyanlığın ilk dönemlerinde cadılığın iyi mi kötü mü olduğu konusunda, din adamlarının tam bir mutabakatı yoktu. Ancak ilerleyen süreçte cadıların ve büyücülerin yaptıkları sapkınlık olarak algılanmaya başlandı. İblisin işbirlikçileri olarak görüldüler. Süpürgeli, mistik güçlere sahip, çirkin yaratıklar ve kadın olarak insanların beyninde resmedildiler.

İlk cadılık suçlamaları Orta Çağ’da görülmeye başlandı, daha sonra yakın tarihimize kadar uzanan bir süreçle, özellikle Avrupa tarihinin en acımasız olayları vuku buldu. “Cadı Avı Çağı” (1350-1780) olarak bilinen dönemde, yaklaşık 50.000 kişinin sadece Fransa, Almanya, Polonya ve İsviçre’de cadılık suçlamalarıyla öldürüldüğü bilinmektedir. Avrupa genelinde büyük çoğunluğu kadın olan, 100 bin ila 1 milyon arasında insan cadılık suçlamalarıyla katledildi. Şüphesiz, Avrupa’daki dini, siyasi ve sosyo-ekonomik sebepler bu meselenin zeminini oluşturmaktadır. Avrupa’da cadılığa dair hipotezler Aristocu skolastiklere dayanmaktaydı. Bu doğrultuda cadılığın üç faklı anlama sahip olduğu ortaya çıkmaktadır. İlki, basit bir efsunculuğu kapsadığı, bazı basit tılsımlarla uğraşanlar. İkincisi, Paganizme dayanan ve genellikle Anglosakson ülkelerde görülen ve hayatın bilinmeyenlerini büyü ile açıklamaya çalışan yaşam tarzının yeniden ortaya çıkması. Üçüncüsü ise İblis cadılığı olarak bilinen ve şeytanın hizmetinde olan cadılıktır.

Neden kadın? Bu sorunun birçok cevabı var; Cadının cinsiyetinin kadın olmasının izleri Antikçağa kadar uzanmaktadır. Özellikle Yunan Mitolojisindeki Diana, Gello, Lamia gibi kadınlar Avrupa’daki cadı algısının oluşmasında büyük rol oynamıştır. Özetle bu mitolojik karakterler başlarına gelen olaylardan sonra, çocukları kaçırıp öldüren varlıklar olmuşlardır. Bu dişi mitolojik varlıklar, Hristiyanlık sonrası Avrupa’ya kadınların potansiyel kötülük kaynağı ve şeytanın hizmetinde olmaları düşüncesini miras bırakmıştır diyebiliriz.

Orta Çağ dünyasının en önemli olaylarından birisi de bilindiği gibi Haçlı seferleridir. Bu olayın Avrupa ve Doğu toplumları için pek çok değişime sebep olduğu bilinmektedir. Avrupalı kadınlar özelinde de pek çok değişim meydana gelmiştir. Savaşa giden erkeklerin toprakları ve mülkleri kadınların kontrolüne geçmiş, ekonomik bir güç kazanan kadınlar, yavaş yavaş siyasi olarak da güçlenmeye başlamıştı. Peki, bu durum kimlerin işine gelmez sorusunu sormak gerekir bu noktada, cevap da tabii ki kilisenin ve yöneticilerin olacaktır. Yani aslında “erkeklerin”. Çünkü onlar zaten kadının toplumdaki yerini kendileriyle hiçbir zaman denk görmediler. Dolayısıyla kadınların bu denli bir gücü ellerinde bulundurmaları kabul edilemez. Cadılık suçlamaları ekonomik dengeleri pek hala kilise ve yöneticiler lehine değiştirebilirdi. En azından kolay bir çözümdü. Kadınların zaten cennetten kovulmanın da müsebbibi olduğu düşünülürse, bu varlıkların pek de toplumsal hayatta rol almaları hoş olmazdı. Asırlardır, bütün dini ve kültürel altyapı kadınların aleyhine şekil almıştı. Kilisenin ve üst sınıf tabakanın kadınlara bakış açısını daha iyi anlamak için kendi sözlerine bakmak daha sağlıklı olacaktır.

Papa II. Pius: “Kadın gördüğünde dur ve düşün; o, bir şeytan olabilir”

600’lü yıllara gelindiğinde Papa I. Gregory büyücülerin cezalandırılmasına yönelik ilk resmi kararı aldı, artık büyücülük ve cadılık Kilisenin en önemli düşmanlarındandı. Daha X. Gregory, IV. Alexander, III. Boniface ve XXII. John şeklinde listenin uzayıp gittiği Papalar, fermanlar yayınlayarak cadılığa karşı savaşı diri tutacaklardı. 

Bu noktadan sonra büyücülükle uğraşanların yanı sıra; ebeler ve şifacılar başta olmak üzere çoğunluğu kadın olan insanlar cadılık suçlamasıyla öldürülmüştür. Bir insandan kurtulmak için düşmanlarının en kolay kozu cadılık suçlaması olmuştur. Cadılıkla suçlananlar masumiyetini ancak türlü işkencelerden sağ çıkarak ispatlayabilirdi ki bu da pek mümkün değildi. İşkencelerle insanlar, cadılık suçlamalarını kabul ettirilmeye zorlanırdı, bunun sonu da türlü vahşi yollarla ölümdü. Cadıların en yaygın öldürülme yolu ateşti. Cadıların yaygın olan bu cezalandırılma yöntemi genellikle çarmıha gerilip, yağ dökülerek ateşe verilmeleri şeklinde uygulanırdı. Bunun yanında türlü türlü işkencelerle ölüm şekilleri uygulanırdı.

Avrupa yarattığı hayali mite öylece kapılmıştı ki her köyde neredeyse bir cadılık suçlaması ile infaz gerçekleşiyordu. Kadınlara yönelik katliam ve nefret çok ileri safhalara gelmişti. Çocuk-yaşlı tüm kadınlar tarihin en büyük katliamına ve acımasızlığına maruz kalıyordu. Cadı avcılığı çılgınlığı o kadar büyümüştü ki, Avrupalılar cadılık düşüncelerini kanıtlamak, cadıların kadın olduğu ve yine şeytani kötülüğün kaynağının kadınlar olduğunu desteklemek için uydurma kitaplar yazmışlardı. Bu kitaplar zamanın akademik çevrelerinde başvuru eserler olarak dahi kullanılıyordu. İncil ve Tevrat’taki kadınlara dair sözler çarpıtılıp, kadınlar aleyhine kullanılıyordu. Kadınlar uğursuzlukların ve felaketlerin sebebi olarak görülmekteydi.

İlgilenenler, konuyla ilgili Türkiye’de yapılmış en önemli çalışma olan, Pınar Ülgen’in yazmış olduğu Kadınlar ve Cadılar kitabını okuyabilirler. Dönemin örnekleriyle birlikte cadılık meselesinin anlatıldığı değerli bir çalışmadır. Yine Umberto Eco’nun “Gülün Adı” romanı ve romandan uyarlanan aynı isimli film dönemin resmini çizmesi bakımından değerlidir.

Kaynaklar

Pınar Ülgen: Kadınlar ve Cadılar.

Yücel Aksan: “1450-1750 Yılları Arasında Avrupa’da Cadılık”, Tarih İncelemeleri Dergisi.

Onur Köse
Redaktör / 7 Yazı / 2,0K Okunma

MSKÜ - Tarih | 🌿 Yol, Tarih ve Doğa


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST