Loading

Tuzun Tarihi

Tuzun insanlık tarihindeki yeri

Çeşit tuzlar

Tuz Nedir

Tuz insanlık tarihinde besin maddesi, besin saklama ve koruma, temizlik(arındırıcı olarak) yıllarca çeşitli şekillerde kullanılmıştır. Ayrıca kimya ve diğer sanayi kollarının önemli girdi maddelerindendir.

Tuz (NaCl = sodyum klorür), saf halde iken % 40 sodyum ve % 60 klordan oluşan, özgül ağırlığı 2,1 - 2,35 g/cm3 aralığında değişen, erime noktası 800,8 °C, kaynama noktası 1412 °C olan renksiz bir mineraldir.

BAZ + ASİT → Tuz + Su

Çözeltilerinden ayrıştırıldığında katı yapıda olan tuzlar, asit ya da baz özeliği göstermezler. Bu nedenle suda çözüldüğünde suyun pH değerini ve turnusol kâğıdının rengini değiştirmezler. Tuzlar, asit ve bazlardan daha kararlı bileşikler olup erime ve kaynama noktaları kendilerini oluşturan asit ve bazlardan daha yüksektir. Tuzlu çözeltilerin fiziksel kaldırma kuvveti yüksek, tatları acıdır.

Halk dilinde “sofra tuzu” olarak bilinen Sodyum Klorür, tuzu kimya dilinde NaCl sembolü ile ifade edilmektedir. Kübik sisteme göre kristalleşen tuz, Sodyum (Na+) ve Klor (Cl-) iyonlarından oluşur.

Doğadan üretildiği şekliyle rengi gri, sarı, kırmızı hatta mavi ve yeşil olabilir. Tuz saf halde iken renksizdir. Ekonomik değer taşıyan tuz kaynakları katı ve sıvı olarak ikiye ayrılmaktadır. Tuz sıvı halde denizlerde, tuzlu su kaynaklarında ve katı halde kaya tuzu şeklinde bulunmaktadır.

Tuzun Tarihçesi

 Eski çağlardan beri tuzun tüketildiği bilinmektedir. Homeros “kutsal bir madde” olarak tanımlamıştır tuzu, insanların besin maddesi, besin saklama ve koruma aracı olarak yıllarca tükettiği madendir.

Neolitik dönemde (yeni taş devri) etin tuzlanarak saklanmasının keşfi, insanlara av dönemi dışında da et yeme olanağı tanıdı. Et ve diğer mevsimlik gıdaların tuzlanarak korunması sayesinde, dengeli beslenen insanların yaşamı kolaylaştı. Yakın bir tarihte buzdolabının bulunduğu göz önüne alınırsa, tarih boyunca besinlerin, özellikle de etlerin uzun süreli saklanmasında kurutma ve işlemlerinin taşıdığı önem anlaşılabilir.  Bundan dolayı eski çağlardan itibaren tuz işleme teknikleri gelişmiştir. Tuz esas olarak iki şekilde elde edilir:

  • Kuru alanlarda bulunan kaya tuzunun çıkarılması
  • Denizlerdeki suyun damıtılması yoluyla deniz tuzu elde edilmesi

Tuzun, tuzlu göl sularından üretilmeye başlanması 8.000 yıl öncesine uzanmaktadır. Çinliler ’in M.Ö. 6.000’de Xiechi Gölü’nden tuz ürettiği biliniyor. Ayrıca M.Ö. 2200’de Çin İmpartoru Yu devlet bütçesini dengede tutmak için tuza vergi koymuştur. Tuz vergisinin tarihteki ilk vergi olduğu söylenir.

Eski Çİn

M.Ö. 3000'de  Eski Mısır mezarlarında tuzlu kuşlar ve tuzlu balıkların bulunması cenaze törenlerinde tuzun kullanıldığını göstermiştir. M.Ö. 2800 yıllarından itibaren Mısırlılar, Lübnan sediri, camı ve boya Tyrian moru karşılığında Fenikelilere tuzlu balık ihraç etmeye başladılar; Fenikeliler, Akdeniz ticaret imparatorluğu boyunca Kuzey Afrika’dan gelen Mısır tuz balıklarını ve tuzlarını sattılar.

Mısır

Antik Yunan’da esirler tuz karşılığında satılırdı ve tembel köleler için “tuzun karşılığını veremiyor” denilirdi. Savaş dönemlerinde sefere çıkan orduların tuz bulamayışı sorunlara neden olurdu.

Roma İmparatorluğu’nun ilk yıllarında Roma’ya tuz taşıyan arabaların kolay ve hızlı hareket etmeleri için özel bir tuz yolu (ViaSalaria) yapılmıştı. Ayrıca Roma İmparatorluğu döneminde askerlerin maaşı, bazen para yerine tuz verilerek ödenirdi. İngilizce’de yer alan “maaş, ücret” anlamındaki “salary” kelimesi Latince “salarium”dan gelmektedir. Bu kelime başlangıçta Romalı askerlere maaş olarak tuzun verildiğini gösterir. Bu sebepten ötürü geçmişte görevini iyi yapan askerlere “aldığı tuzu hak ediyor” denilirdi. Roma İmparatorluğu’nda önemli bir gelir kaynağı da tuzdan alınan vergiydi. Savaş zamanı tuza zam yapılır. Barış zamanı tuz ucuzlatılarak fakir halkın tuzsuz kalmaması sağlanırdı.

Yerli Kuzey Amerika kültürlerinin birçoğu genellikle dişi olan tuz tanrılarına tapardı. Amerika kıtasındaki tüm büyük uygarlık merkezleri de tuza kolayca erişilebilen yerlerde kurulmuştu. İnkalar tuz üreticisiydi, Cuzco’nun hemen dışında tuz kuyuları vardı. Herman Cortez’in fetihlerini kaydeden Bernal Diaz’a göre ise Aztekler idrarı buharlaştırarak tuz yapıyorlardı.

Afrika’da, Tuz, M.Ö.523’te Habeşistan’da para yerine kullanılıyordu. 1350'li yıllarda seyyah İbn Battuta, yazılarında Afrika'da bulunan Taghaza tuz şehrini anlatır. Tek inşaat malzemesi tuz olan bu kentteki bütün yapılar tuzdandır. Ayrıca Taghaza halkının, 750 km. uzaklıktaki Timbuktu şehrine 100 kg. ağırlığında tuz tabletleri taşıdıklarını belirtilir.

tuz para bloklarıtuz şehri

Ortaçağ ve Rönesans'ta sofraya tuz koymak zenginlerin lüksüydü. Bu dönemde Fransız krallıklarında, kral sofraları mücevherlerle kaplı ve içleri tuz dolu vazolarla donatılırdı. Özellikle İtalyan eşyalarının moda olduğu 16. yüzyılda ''büyük tuz'' adı verilen şık tuzluğun dışında, değişen yemeklerle beraber sofraya konulan küçük tuzluklar da bulunurdu. Büyük tuz, yemek boyunca büyük efendinin, davet sahibinin ya da şeref misafirinin yanında bulundurulurdu. Parmakla tuza dokunmak kaba bir davranış, hatta bazen talihsizlik olarak görülürdü. Bazı Ortaçağ ve Rönesans tabaklarında tuz konulması için küçük bir oyuk bulunurdu.   17. yüzyılda Fransa'da tuz vergisi önemli sıkıntılara yol açmıştı. Tuz vergisi toplayıcılarından nefret ediliyordu. Tuz vergisi toplayıcıları, özellikle kadınlardan kuşkulanır ve onlara karşı kötü davranırdı. Kadınlar bazen, vücutlarının çeşitli yerlerine sakladığı tuz torbalarıyla yakalanırdı. Kadınlar aranmayacaklarını düşündükleri göğüslerinde, korselerinde tuz saklarlardı. 18.yy sonlarında tuz vergisine karşı işlenen suçlardan dolayı her yıl üç binden fazla Fransız erkek, kadın ve hatta çocuk ölüm cezasına çarptırılıyordu. Fransız İhtilali’nin başlamasında tuz vergisinin "Gabelle” adı verilen sistemle toplanmasının etkili olduğu düşünülüyor. Gabelle; fakir ve zenginlerin aynı miktarda tuz tükettiğini, bunun için aynı miktarda vergi ödemesinin gerekli olduğunu savunan, şahıs başına alınan vergi türüydü. Zaman içinde kimi kişi ve zümrelere yapılan imtiyazlar ve krala daha fazla gelir için kuralsız artırımı Fransız İhtilali’nin fitilini ateşleyen eşitsizliklerden biri olmuştur.

12 Mart 1930 tarihinde İngiltere’nin Hindistan’da uyguladığı ağır tuz vergisini protesto etmek için 400 kilometre süren bir yürüyüş gerçekleştirdi. Umman’a kadar olan bu yürüyüşe Tuz Yürüyüşü dendi slogan olarak’’ Kendi tuzunu kendin yap. ’kullanıldı. Gandhi Ahmedabad dan Dangi’ye kadar başta yüz kişi bile değilken yürüyüşe gittikçe daha fazla Hintlinin katılmasıyla on binler ile birlikte yürümüştür. Ghandi daha öncesinde İngilizlere ait olan kumaş yerine kendi kumaşınızı üretin çağrısında bulunduğu gibi şimdi de kendi tuzunuzu kendiniz üretin çağrısında bulununca bu İngiliz otoritesine büyük zarar vermiştir.

Gandhi tuz yürüyüşü

Hititlerin, Çankırı civarlarında bulunan kaya tuzu mağaralarından tuz çıkararak, bu tuzun ticaretini yaptıkları dönemin çivi yazılı tabletlerde anlatılmaktadır.

Çankırı'da bulunan tarihi tuz mağarası

Anadolu’ da 1258 yılında Moğollar’ın Malatya’yı istilası sırasında çıkan kıtlık yüzünden bir merkep yükü tuzun fiyatı 500 beyaz sikkeye ulaşmıştır.

Osmanlı Devleti’nde deniz ve büyük göllerin kıyısında bulunan yerleşim birimlerindeki tuzlalarda ve yer altı tuz yataklarında üretilen tuz, sanayide, yiyecek maddelerinin uzun süre saklanmasında ve gündelik tüketimde fazlasıyla ihtiyaç duyulan maddelerdendi. Gelirleri Osmanlı hazinesinin önemli kalemlerinden olan tuzlalar ülkenin birçok yerinde faaliyet göstermekteydiler.

Tuz, devlet için önemli gelir kalemlerindendi ve Suriye ve İzmir limanlarından Avrupa’ya ihraç ediliyordu. Akarsular, madenler göller, denizler devlet malı sayıldıklarından tuzlaların mülkiyeti de devlete aitti. Dolayısıyla buralarda üretilen tuz devletin malı sayılmakta idi. “Mal benimdür, amilin değildür, ana göre ihtimam edeler.” Tuzlaların öneminden dolayı tuzcular bazı vergilerden muaf tutulmuşlardı.

 

Devlet tuzlaların açılması aşamasından tuz üretimine kadar geçen süreçte son derece titiz davranır ve her türlü ihtimali göz önünde bulundurarak işe başlardı. Açılacak tuzlaların randımanlı ve karlı olduğuna kanaat getirilirse üretimine izin verilirdi. Tuzlalar açıldıktan sonra, üretimden satışa kadar bütün işlemler bir nizama bağlanırdı. Hangi tuzlanın hangi bölgelere tuz satabileceği (örü) tespit edilerek bunun dışında satışa izin verilmezdi. Ancak herhangi bir tuzlanın mahsulü, kötü hava şartlarının etkisiyle örüsünün ihtiyacını karşılamayacak kadar azalmışsa, hükümetin onayı ile civar örünün tuzlasının mahsulü, bu söz konusu tuzlanın örüsünde satılabilirdi. Tuzlanın tuz satışları, nakliyatı, tuzun depolanması da belli bazı kurallar çerçevesinde yürütülürdü. Tuzun büyük bir kısmı tuzlada, ithal edilen tuzlar ithal kapısında, bir kısmı da örünün tali satış reyonları olan divanlarda ve şehirlerdeki perakendeci tuz dükkânlarında satılırdı. Tuzun dağıtımını tüccarlar yapmakta idiler. Bunlar tuzlalardan aldıkları tuzu başkent İstanbul’a getirip Tuz Emini’ne teslim ederlerdi. Bundan sonraki sürecin iyi bir şekilde işlemesini bu görevliler sağlarlardı. İstanbul’a getirilen tuzun dağıtımı da belli bir nizama göre gerçekleşirdi.

Günümüzde de Budist rahipler tuzun şeytanın ruhunu kovduğuna inanırken, Şinto inancından olanlar bir yeri temiz kılmak için tuz dökmenin gerektiğine inanırlar. Sumo güreşlerinin yapıldığı ringin tuzlanması bu inancın günümüze yansıyan bir işareti olarak halen devam etmektedir Ringe atılan tuz aynı zamanda saygı ve onurun da bir göstergesidir.

Sumo güreşçisi ringe tuz serperken

Sonuç olarak günümüzde çok miktarda evlerimizde bulunan ve eski önemini yitiren  tuz bizden önceki nesiller için çok büyük bir önem arz etmekteydi. Tuz eski dönemlerde çeşitli yöntemlerle kullanılarak insanlığa çok büyük kolaylıklar sağlamıştır. Tuzun tarihini bilmek bize insanlık tarihini anlamak için önemli katkılar sağlar.

Olgun
Standart Üye / 2 Yazı / 438 Okunma

doğa, kitap, yol


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST