Loading

İki Farklı Coğrafya Aynı Kader

tarihi kitaplar

Her çağda her devirde sanattan, bilimden, sorgulamaktan korkan halk ve çıkarcılar var olagelmiştir.  

Orta Çağ ve Rönesans döneminde, Avrupalı filozoflar ve bilim insanları sürgün, hapis ve idam gibi ağır cezalarla sonuçlanan mahkemelerde yargılandı. Bu olaylar sadece Avrupa’ da yaşanmadı. İslamiyet’ in hakim olduğu topraklarda da yaşandı bu olaylar. Buna örnek olarak ve iki kişiliği örnek vereceğim her sıfattan önce iki insanı, iki canı, iki düşünce adamını.

Orta Çağ’ da bazılar Galileo Galilei gibi ağırlaştırılmış ceza alıp bu vahşilikten bir nebze de olsa kurtulmayı başarırken bazıları bir vahşete kurban gittiler. Kimileri idam edildi, kimileri diri diri yakıldı, kimisinin de derisi yüzüldü.

 

İlk örneğimiz:

GİORDANO BRUNO

Giordano Bruno 1548’de İtalya’daki Napoli şehrinin yakınlarındaki Nola Kenti’nde doğdu. Asker Giovanni Bruno’nun oğlu olan Giordano Bruno’ya Filippo adı verildi.

Bruno, gençliğinde eğitimini tamamlamak için Napoli’ye gitti. San Domenico Maggiore Kilisesi'ndeki Dominikan Tarikatı’na katıldığında Filippo adını Giordano’ya değiştirdi.

1572’de 'dalalet' olarak tanımlanan bir sürü teori tartışmasına rağmen, Bruno bir rahip oldu.

Ama çok geçmeden bulunduğu yerden ayrılmak zorunda kaldı. Hristiyan inancına karşı olan teorileri hakkında konuşması ve Hristiyan ilahiyatını bırakıp felsefi konulara önem vermesinden dolayı Katolik Kilisesi'ne bağlı bir mahkeme sistemi olan Engizisyon’un dikkatini çekti. 1576’da Bruno, yazıları Egnizisyon tarafından keşfedilince Napoli’den kaçmak zorunda kaldı.

Fransa’ya kaçan Bruno burada 7 yıl geçirdi. Onun yazıları birçok ünlü şahsiyetin dikkatini çekti. Ardından, 1583-1585 yılları arasında Londra’ya yerleşip Polonyalı Matematikçi ve Filozof Nicolaus Copernicus’un günmerkezlilik teorisini savunan birçok kitap yazdı.

Öte yandan, güneş sisteminin evreni dolduran güneş sistemlerinden biri olduğunu doğruladı. Yıldızların uzak güneşler olduğunu ve etrafından dönen gezegenler olduğunu söyleyerek çoklu evren teorisini savundu. Hatta evrenin merkezi olmadığını vurgulayarak sonsuz evren teorisini savundu.

Hristiyan inancına ters düşen t teorileri hakkında konuşması ve Hristiyan ilahiyatını bırakıp felsefi konulara önem vermesinden dolayı Katolik Kilisesi'ne bağlı bir mahkeme sistemi olan Engizisyon’un dikkatini çekti. 1576’da Bruno, yazıları Egnizisyon tarafından keşfedilince Napoli’den kaçmak zorunda kaldı.

Fransa’ya kaçan Bruno burada 7 yıl geçirdi. Onun yazıları birçok ünlü şahsiyetin dikkatini çekti. Ardından, 1583-1585 yılları arasında Londra’ya yerleşip Polonyalı Matematikçi ve Filozof Nicolaus Copernicus’un günmerkezlilik teorisini savunan birçok kitap yazdı.

 

Ancak Giordano Bruno’nun fikirleri birçok düşman edinmesine neden oldu. 1585’te yazdığı tez nedeniyle Oxford Üniversitesindeki akademisyenlerle tartıştıktan sonra Fransa’ya döndü. Akademisyenler kendisiyle alay etti, hatta kendisine deli dediler.

1586 yılında Almanya’ya taşıp Wittenberg, Helmstedt, Frankfurt ve Prag gibi kentlerinde yaşadı. Ardından, 1591’de İtalya’ya gidip Venedik’e yerleşti.

 Venedik’te ihanete uğradı. Bazı yakın arkadaşları onu Engizisyon yetkililerine şikayet etti.  Engizisyon yetkilileri tarafından tutuklandı. Ardından Roma’ya gönderildi ve yargılama süreci 7 yıldan fazla sürdü. 7 yıl boyunca düşündü günden güne evrene karşı hayret edişi büyümekte ve benliğini aşmaktaydı. Katoliklik ve Mesih'in görüşlerine aykırı olmak, Üçlü Birlik'i reddetmek, Meryem'in bakire olup olmadığını sorgulamak, cehennemin varlığını reddetmek ve çoklu evrenin varlığına inanmakla suçlandı.

 

Onun için Tanrı her yerdeydi. Evren sonsuzdu. Evren muhteşemdi.

Duruşma sırasında Bruno, kilisenin fanatik eğilimine rağmen felsefi düşüncelerini koruduğunu vurgulayarak dünya ve çoklu evren ile ilgili bilimsel teorilerinden vazgeçmeyeceğini söyledi.

 

20 Ocak 1600’de Papa VIII. Clement, Bruno’yu dalalet ile suçlayıp idam edilmesini emretti.

17 Şubat 1600 tarihinde, saçları tıraş edildikten sonra “Campo de' Fiori” Meydanına götürüldü. Birçok kaynaklara göre, dili küçük bir tahta parçasına çivi ile sabitlenerek başı asıldı ve çıplak bir şekilde diri diri yakıldı.

 

Sonraki yüzyıllar boyunca, Giordano Bruno birçok kişi tarafından bir ‘bilim şehidi’ olarak tanımlandı. 19. ve 20. Yüzyıllarda, birçok İtalyan onun ölüm yıldönümünü anıyordu. Sonrasında “Campo de' Fiori” Meydanında Giordano Bruno’nun yakıldığı alana heykeli inşa etti.

 

Ne diyordu şair Orhan Veli:

‘’ÖLÜNCE BİZ DE İYİ ADAM OLURUZ’’

 

İnsanoğlu bilmediğine üzülür. Elinden bir şey gelmez bu onu incitir. Ben de buradayım demek ister. Fikirleri olur konuşur ama doğru ama yanlış. Bunu da yapamıyor mu işte o zaman vahşi yönünü gün yüzüne çıkarır. Şiddete başvurur.

Cahil için şiddet:

Bilgidir

Üste çıkmadır

Ben istemezsem konuşamazsın ‘dır.

 

Sıra ikinci örneğimizde:

SEYYİD NESİMİ

Nesimi On beşinci yüzyıl Türk edebiyatının en büyük şairlerinden biridir. Şair kimliğinin yanı sıra düşünür ve halk önderi kimlikleri ile de öne çıkmıştır. Düşünür yanı başının belası, hayatının sonu olmuştur. (Böyle olması düşünürlerin alın yazısı değil midir zaten.)

 Nesimi, 14. yüzyılın mutasavvıf şairidir. Bağdat’ın Nesim ilçesinde doğduğu için Nesimi mahlasını almıştır.

Döneminin meşhur Hurufi şeyhi olan Fazlullah Hurufi’den dersler almıştır.

Fazlullah Hurufi’nin atların arkasına bağlanıp yerlerde sürüklenerek öldürülmesinden çok etkilenmiş ve hocasının görüşlerini yaymaya devam etmiştir. Kısa sürede Anadolu’da, Batı İran’da, Irak’ın kuzeyinde ve Suriye’de geniş bir hayran kitlesi kazanmıştır.

Ancak bir süre sonra çalışmalarından rahatsız olan devlet adamları tarafından yakalanıp esir edilmiştir. Her ne kadar arkadaşları sultandan af dilemesini istemişlerse de o bunu kabul etmemiş ve işkence çekerek öldürülmeyi göze almıştır.

Şair Nesimi’nin önce derisi yüzülmüş ve rulo haline getirilerek sırtına çanta gibi asılmıştır. Ardından asılmış ve cesedi günlerce halka teşhir edilmiştir.

 

Bir diğer rivayete göre de derisinin yüzülmesi bitince Nesimi ayağa kalkmış, derisini bir örtü gibi sırtına alıp izleyenlerin dehşet dolu bakışları arasında yürüyerek gitmişti. Kimse nereye gittiğini bilmiyordu fakat Halep’in 12 kapısında bekleyen kapıcıların her biri kendi bulundukları kapıdan çıktığını iddia etmişlerdi. Bu yüzden derler ki Nesimi 12 kapıdan aynı anda çıkıp sırlara karışmıştır. Bu hikaye de günahlarının üstünü kapatıp başkalarını dinsiz diye cezalandıranlara ders olması için nesilden nesile aktarılmıştır.

 

PEKİ, DERİSİ NEDEN YÜZÜLDÜ, NEYDİ BU HURUFİLİK

 

Hurufilik mezhebi Kuran harflerinin gizemini çözmeyi amaç edinen ve sayılar ile kutsal varlıklar arasında sayısal bir ilişki ortaya koymaya çalışan görüştür.

 

Tasavvufun aşırı kollarından biri olan Hurufi inancına göre yüce Allah bazen kullarının yüzünde bazen de başka yerlerde zuhur edebilir. Bu ileri görüşten itibaren insanlar Hurufilik mezhebine sert biçimde tepki göstermişlerdir.

 

Nesimi ilerici bir düşünür, yazar, şair olmasının bedelini ağır ödedi. Kendisi 7 ulu ozandan biriydi.

 

İşin trajikomik tarafı bu iki insanın da Tanrıyı inkar ettikleri yoktu. Aksine inanışa ayrı bir bakış açısı kazandırmışlardır. Onlar kendilerine din bilgini diyen insanlardan çok daha üstündüler. Kendisine din bilgini diyenler böyle vahşice karar verirken bu iki insan inançları uğruna ölümü zaten kabul etmişlerdi.

Savundukları fikirlere, geliştirdikleri teorilere sadık kalabilmeyi son nefeslerine kadar başardılar…

Bünyamin
Standart Üye / 6 Yazı / 1,6K Okunma


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST