G20 öncesi zombi eylemi

Çürüyen toplum ve Nilgun Bodur

Kültür Sanat

06 Ekim 2018 22:45


Bu yazıya başlarken söylemek isterim ki, bu yazı bir önceki yazımın, buradan ulaşabileceğiniz yazımın devamı. Ancak bu yazıyı okumak için o yazıyı okumak zorunda değilsiniz, sadece ilintili olan bir kaç kısım var ve ben o yazıyı yazarken şunu fark ettim: topluma ve insalarımıza karşı ağır eleştirilerim var, sahip olduğum eleştiriler de o yazının konusu bakımından gayet ilişkili , yazılabilirdi oraya ancak ben bunun için ikinci bir yazı yazmak istedim.

Büyük ihtimalle kapak fotoğrafında gördüğünüz "zombilerin" ne olduğunu biliyorsunuzdur, ancak bilmiyorsanız aşağıdaki videodan izleyip öğrenebilirsiniz.

Kapak fotoğrafı bu yazının da ana konusunu oluşturuyor. Çürüyen insan ve insan ilişkileri, bunun sebebi olarak da yaşadığımız sistem. Bu eylem geçen sene Hamburg'da G20 zirvesinde yapıldı ve dünyada büyük ses getirdi, çünkü tarzı bakımından yeni sayılabilir ve verdiği mesaj bakımından daha anlaşılabilir ve etkileyici. G20 dünyanın en büyük 20 ekonomisi sayılan ülkelerin temsilcileri tarafından toplanılıp bazı konuların görüşülüp kararlar alındığı bir yer. Bu ilk 20 ülke dünyanın gayrisafi hasılasının beşte dördünü, ticaretinin dörtte üçünü, dünya nüfusunun da üçte ikisini temsil ediyor.

Eyleme katılan insanlar ilk başta sürü piskolojisindeler, kimisi plazalarda sahtelik havuzunun içinde, kimisi bir patronun emrinde köle, kimisi ise evsiz barksız. Ancak aralarından biri sanki bir "aydınlanma" geçiriyor ve üstünü yırtmaya başlıyor, ona giydirilen, belki farkında olmadan doğumundan itibaren ailesi tarafından giydirilmeye çalışılan maddi manevi her türlü şeye karşı bir uyanış gerçekleştiriyor. O üstünü yırttıktan sonra, bir diğerinin "aydınlanmasını" sağlıyor, bir diğeri de bir başkasını derken, üstü yırtılan, doğasına dönen "insan" dans etmeye, mutlu olmaya, öpüşmeye, sarılmaya başlıyor. 

Unuttuk değil mi hepimiz doğa ile iç içe olmayı? Vaktimiz veya nakitimiz kalmıyor çünkü. Unuttuk değil mi hepimiz sevdiklerimize sarılmayı, haftada bir kere köpek maması alıp dağıtmayı, veya hiç yoktan barınaklara gidip hayvanları sevmeyi? Veya arkadaşlarla bir araya gelip en son ne zaman şiir okuduk? Veya hangimiz en son ne zaman sabah akşam eleştirdiğimiz insanları düzeltmek için bir şeyler yaptı? 

Toplumumuzun son hali

Tüm dünya hızlı bir çürümeye ve çöküşe doğru gidiyor çünkü sistem kendi çukurunu kazıyor. Bizim toplumumuz ise, her hafta cinayetlerin olduğu, uyuşturucu satışının hat safhalara çıktığı, gençlerin kabadayı dizileri izleyip kabadayıcılık oynadıkları, bu oyunu oynarken bazen aşırı gidip birbirlerinin canını aldıkları, bazen otobüste mini etek giyenin tekmelendiği, insanların birbirlerinin zaaflarını aradığı, karşılıklı saygı ortamının okullarda öğretmenlere dahi kalmadığı, bilimin b'sini bilmeyenlerin bilim hakkında atıp tuttuğu, hatta birilerinin Hitler'in toplama kampında hayatını kaybeden Anne Frank'ın hatıra defterindeki sözü kitabına alması, ama utanmadan sözün kime ait olduğunu yazmaması, olay gündem olduktan sonra da pervasız ve yüzsüzce şu açıklamaları yaptığı bir toplum oldu. Ne demişler; "Türkiyede her şey olursunuz ama rezil olamazsınız."-Murathan Mungan

Toplumun bu çürümüşlüğü tabi ki edebiyata da yansıyor, ne kadar edebiyat denilebilirse tabi. Mesela yukarıda bahsettiğimiz hanımefendinin kitabından bir kaç kesit.

Tüm kitap bunun gibi zırvalarla dolu ancak bu kitap bilmem kaçıncı baskısını yaptı, en çok satılanlarda. bu toplum, bu insanlar bunları okuyorsa eğer, ortada bir sorun var demektir, daha kötüsü, ortada büyük bir sorun var demektir ve bunu çözmek kolay değildir.

Toplumdaki çürümüşlüğe bir pencere daha açmak istiyorum, diğerkamlık. Malesef "insanların kendinden önce başkalarını düşünmesi" gerektiğini söyleyen ama bunun tam zıttını yapan insanlarla dolu ortalık. Bence hata bu düşüncede, hepimiz insanız ve "ben" duygumuz her daim en önde. Kendimizi kandırmamıza sebep oluyor belki de o düşünce. Ancak hepimiz istersek biraz olsun diğerkam olabiliriz. Her türlü meselede, kendi başına gelmeyince umrunda olmayan bir sürü insanla doldu çevremiz. Birini dövmüşler haksız yere, bana ne? Bir erkek sokakta eşini mi dövüyormuş? Bana ne abi, onun eşi. Bir işçi insanca yaşamak için sesini mi duyurmak istiyormuş? Bana ne abi, benim sorunum mu? 

Evet, gerçekten sadece onun sorunu mu, yoksa düşünsek biz de bulabilecek miyiz şahsi bir neden? Gerçekten sadece "onun eşi" mi? Hayır, o kişi yardıma muhtaç kalmış biri. Aslında kolluk güçlerinin yapması gereken bir iş, ancak toplumsal yaşamda bu ani olarak mümkün olmuyor ve kolluk kuvvetleri bu işi ne kadar iyi yapıyor tartışmalı. Bu yüzden bizim biraz tepkisel olmamız gerekiyor, soktak eşini döven insanlara ses çıkarmalıyız, tabi ki sokakta olduğu için değil, eşini dövemeyeceği için de değil, kimsenin kimseye şiddet uygulamaya hakkı olmadığı için. Hakkı verilmeyenin sesi olmalıyız elimizden geldiğinde ve hakkın verilmeyeceğini, alınacağını öğretmeliyiz.

İnsan ilişkilerimizdeki sahtelik

Şöyle bir duralım, düşünelim geçmişimizi, yaptıklarımızı, en büyük üzüntülerimizi, sevinçlerimizi, hayal kırıklıklarımızı, kederlerimizi, pişmanlıklarımızı. Hepsinde illa ki bir insan vardır, çünkü insan sosyal bir hayvandır. Düşünmeye devam edelim, o insanlar ile olan ilişkilerimiz ne kadar gerçekçiydi? Ne kadar doğrular konuşuldu? Onun hiç yalan söylediğini düşündüğünüz olmadı mı, hiç içinizden "Şu an bana %100 yalan söylüyor ama olsun, aynı yalanı ben de söylemiştim" demediniz mi? Dediniz, dedik ve demeye de devam ediyoruz. 

Bu bir yerde benim canımı sıkıyor, her yerdeki sahteliği kaldıramıyorum ve bu sebeple bütün arkadaşlıklarım kısa süreli oluyor, uzun süre kimse ile anlaşamıyorum. Mesela bir örnek, aranız bozulduktan sonra size o zamana kadar ki yaptığınız çoğu eylem için kin besleyen birinden bu düşüncelerini duyduğunuz vakit keder duymaz mısınız? Onu siz yaparken sesini çıkarmamış, ama yolunuz ters düştüğünde, anlaşamadığınızda yüzünüze yüzünüze vurmuş, hatta bu sizin yapmakta hiç çekinmediğiniz bir şey, ne hissederdiniz? 

Basitlik eleştirisi

Geçen yazıda da kenarından değinmiştim bu mevzuya. Benim kafamda basitlik diye adlandırdığım şeyi yapan kişiler, son zamanlarda özellikle gençler arasında moda olan, oraya buraya çok sevdiğini, onun için öleceğini söyleyen, sosyal medyada "kadın dediğin şöyle olmalı, erkek dediğin şöyle olmalı" minvalinde paylaşımlar yapanlar, YouTube'da karşımıza çıkan bir uygulamadaki boş konuşmalar, dışarıdan havalı gözüken ama içeriden bomboş olan sözleri yazan çizen ve okuyanlar vs vs. 

Dünyanın her yerinde her gün insanlar, bebekler ölürken, Türkiye'de bir insan geçinemediği, çocuğuna okul pantolonu alamadığı için intihar ederken gerçekten derdiniz bu mu sizin? Bu kadar mı basitsiniz, yoksa çok profosyonel bir şekilde basit mi bırakılıyorsunuz, düşünmeye vaktiniz yok mu sizin? Nazım Hikmet'in bahsettiği akrepten de betersiniz.

Üniversiteye hazırlanan bir arkadaşının getirdiği soruyu çözmeyecek, potansiyel rakip gözüyle bakacak kadar alçaklaşacak ne yaşadınız? Çok mu hırslısınız, alın sizin olsun bütün birincilikler, gözümde pul kadar değeri varsa namertim.  

Çıkış yolu

Bu durumdan bir çıkış yolu var, olmak zorunda, gerekirse onu deneme yanılma yolu ile bulmalı ve kurtulmalıyız bu meseleden, çünkü tam anlamıyla karanlık bu. Çünkü ya bizim gibiler bir çıkış yolu bulur, ya da çekiliriz dağ evlerimize, karavanlarımıza orada yaşama tutunmaya çalışırız. Peki ne yapmalı öznel olarak?

Bence işe bir yerden başlamalıyız, öğrenci miyiz? O zaman okula gidip gelirken otobüste, sınıfta hocanla, koridorda öğretmeninle iletişim halinde olmalısın. Çalışan bir ücretli miyiz? İş arkadaşlarımızla her zaman iletişim halinde kalmalıyız, insanlarla konuşmalı onlara bunun böyle olmadığını, böyle olmanın vasatlık olduğunu anlatmalıyız, bütün ilişkilerimizi gerçeklik temelinde kurmalıyız. 

En önemlilerinden biri, yaşadığımız tüm sosyal mecralarda, yanlış bulduğumuz her şeye şovalyelik yapmadan karşı çıkmalıyız, düşüncemizi söylemeliyiz. Mesela örnek olarak vermem gerekirse şu twitter adresi çok iyi işler yapıyor edebiyat meselesinde.

Yazıda hatam olduysa okuyan herkesten özür dilerim. Bu Bilgeyik'te yazdığım 8. yazım, bu yazıda bütün okurlara belirtmek istediğim bir şey var. 

Okurlara

Arkadaşlar ben bu işi profesyonel olarak yapmıyorum, üzerine araştırmalar yapıyorum, gerekirse okumalar yapıyorum ve kafamda oluşan düşünceyi sentez olarak buraya yazıyorum. Bunu yapmaktaki amacım sizlere bir bakış açısı kazandırmak olduğu kadar, kalemimi güçlendirmek, çünkü hepinizin bildiği gibi 17 yaşındayım ve önümde uzun bir gelecek var ve ben bu gelecekte iyi bir kalemimin olmasını istiyorum :). Sağlıcakla kalınız.


etiketler: Çürümüşlük, Toplum eleştirisi, İkiyüzlülük, Yalnızlık

Emircan TEPE

Emircan TEPEYazar

Emircan Tepe; sorgulamayı hayat felsefesi edinmiş, ikinci el bilgiye göbekten karşı çıkan, bilimsel bilgiyi tek bilgi sayan, empati yapmayı, gözlem yapmayı hayatın normal bir olayıymış gibi alışkanlık haline getirmiş, tarih, politika, siyaset gibi konularda yaşına göre üst düzey ilgili, bir zamanlar html, css, JavaScript eğitimi almış fakat uygulamaya dökmemiş aranızdan biri.

İlginizi çekebilir

Yorumlar

  • Boş Avatar

    handan

    17 yaşa göre guzel bir sentez.Ama diğerkam değil diğergam olmalıydı.


    16 Ekim 2018 - 08:36:14        0
    Emircan TEPE

    Emircan TEPE

    Teşekkür ederim değerli yorumunuz için. En kısa sürede düzelteceğim yazım hatasını, tekrardan teşekkürler.


    16 Ekim 2018 - 08:54:02        0    0

Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

Gönder