Loading

İlk Uygarlıklar: Tarım, Tapınak, Şehir ve Yazı

İlk Uygarlıkların doğuşu, tarım devimi, tapınakların ve şehirlerin ortaya çıkışı ve yazının icadı ile ilgili bir değerlendirme.

göbeklitepe

Kısıtlı bir ifadeyle “şehirde yaşayanlar” anlamına gelen medeniyetin geçmişi yaklaşık 5000 bin yıl önceye gider. Medeniyetin ilk emareleri yeryüzünün farklı yerlerinde görülen büyük yapılardır; Mezopotamya, Mısır ve Amerika piramitleri, Ziguratlar, Girit Knossos Sarayı, Yunanistan Mykenai Kalesi,  Pakistan Mohenco-daro ve Hindistan Harappa şehirleri. Bazı arkeologlar ve tarihçiler bu dönemin adına “kentsel devrim” demektedir.

 Mohenco-daro 

  Ziggurat

 Maya Piramidi

Bu dönemden zamanımıza kalan kalıntılar şaşırtıcı boyutlardadır. Daha çok şaşırtıcı olanı ise, bu yapıların daha birkaç jenerasyon öncesinde basit seviyede bir tarıma bağlı, basit kırsal yaşamından öte bir şey bilmeyen kişilerce yapılmış olmasıdır. İlk etapta kaya kütlelerini sökmek, oymak ve taşımak benzeri işçilik yetileri geliştirmişlerdir. Ardından bunları detaylı sanatsal eserlerle süslemişlerdir. Mısır, Mezopotamya, Etiyopya, Çin ve Amerika’da duygularını ve yaptıklarını ifade etmek için yazıyı oluşturdular. Afrika ve Avrasya’da kaya oksitlerinden kalay ve bakır elde etmeyi öğrendiler. Daha sonra bunu ileri taşıyıp daha kuvvetli bir metali bronzu elde ettiler. Bu metallerle bazı süs eşyaları, kap kacak ve silahlar ürettiler. Bu dönem için kullanılan bakır ve bronz çağı ifadesinin sebebi de budur.

Tarihin seyrinde ve insanların yaşamındaki değişim tarımın seyriyle orantılıydı. Oldukça basit toplama ve tarım işleriyle uğraşan insanlar, zamanla verimliliği arttırmıştı. Verimliliğin artması ve tarımın daha sistemli işler olması, insanlarda boş vakit ve de tatmin sağlayan bir geçim yaratmıştır. Fakat şartlar yerlilerin romantizme büründürülmüş “soylu barbar” hikayelerinde anlatıldığı gibi sevecen ve saf değildi. Gıdadaki çoğalmanın insan sayısındaki çoğalmayı zar zor karşıladığı örnek sayısı fazladır. İnsanlar, kontrolleri dışındaki fırtına, don, sel, kuraklık ve yangınlar gibi doğal afetler nedeniyle beklenmedik kıtlıklarla karşı karşıya kalıyordu. Örnek olarak Eski Amerikan uygarlıkları sık sık gelişim dönemlerini sekteye uğratan büyük kıtlıklarla mücadele etmişlerdir.

Eski insanlar yerleşik yaşamda ısrarcı olacaksa, sadece iki seçenek önlerindeydi. İlki, besin için diğer toplulukları yağmalamak, bu da bu toplumlarda gittikçe gelişen bir savaş yetisi yaratacaktır. İkinci seçenekte daha verimli ve yoğun tarım yöntemleri geliştirmekti. Bu anlamda yeni teknolojik adımların büyük ehemmiyeti vardı. Bunu sağlayabilen topluluklar, olası açlık tehlikeleriyle başa çıkabiliyordu. Bunları yapamayanlar ya ölüme maruz kalıyordu ya da toplulukları dağılıyordu.

Söz konusu dönemlerdeki yenilik, yalnız mevcut tahıl çeşitlerini geliştirmek veya evcil hayvanları daha verimli bir şekilde beslemeyi öğrenme manasına geliyordu. Afrika ve Avrasya’da büyük hayvanların (öküz ve at gibi) evcilleştirilmesi ve daha sonra bunların toprağı sürmede kullanılması önemli bir gelişmedir. Buna bağlı olarak sabanın kullanılması verimi arttırmış, bunun yanında zamanın tasarrufunu sağlamıştır. Taşkınları önlemek ve susuz alanlara su götürmek amaçlarıyla yapılan kanallar da yine önemli bir adımdır. Toprağın veriminin arttırılması adına hayvan gübrelerinin kullanılması keşfedildi. Yine farklı yerlerde, bataklıkların ıslahı, yamaçların teraslandırılması, su kuyularının açılması tarımın gelişmesini sağladı.

İnsan emeğinde olduğu gibi bu yeni yöntemlerinde iki boyutu vardı. Bir taraftan insanlara artı geçim imkânı sağlamaktaydı. Önceden yalnız kendi toplulukları için üreten topluluklar, artık ürün üretebiliyorlardı. Diğer yandan da insanların sosyal ilişkilerinde de bir takım değişiklikler vuku buluyordu.

Yeni yöntemler, insanlar içindeki farklı işbirliklerine dayalıydı. Örnek olarak saban, karnında çocuk taşıyan veya bebek bakan bir kadın tarafından kullanılması güç bir alet ve iş olduğundan cinsiyetler arası iş bölümünün doğmasında rol oynadı. Yine sulama kanallarının inşası ve düzenli işletilmesi fazlaca insanın işbirliğine bağlı olduğundan bu durum, işi yapanlar ve denetleyenler olarak iki gruba bölünmeye yol açtı. Fazla gıdanın stoklanması ve bu durumun yönetilmesi ve kontrol altına alınması, bu işlerden sorumlu grupları meydana çıkardı. Artık ürünün elde edilmesiyle artık ilk defa kimi kişilerin tarımsal faaliyetlerden uzaklaşıp, savaş için hazırlanan zanaatkarlara dönüştü veya bazılarını yerli ürünlerini farklı topluluklarla değiş tokuşa yoğunlaştırdı.

5-6 bin sene evvel insanlar, Mezopotamya’da oldukça verimli bir araziye sahip olmuşlardı, fakat bu topraklarda “kolektif çaba” isteyen, sulama ve drenaj yöntemiyle tarım yapabilmekteydi. Bir müddet sonra, akarsu kenarlarına gedikler açmak setler yapmak suretiyle hem verimi arttırıp hem de daha fazla alanı tarıma açarak işlerini kolayladılar. İnsanlar fazla ürüne sahip olunca, bu ürünleri kıt geçecek zamanları düşünerek depolamaya yöneldiler.

İnsanlar, tarım alanlarının etrafında büyük depolar inşa edilmeye başladılar. Bu yapılar toplumsal yaşamın sürekliliğini ve muhafazasını temsil eder mahiyete büründüler. Ambarlarını idare edenler, artık ürünleri toplar, depolara koyar ve bölüşümünü yaparken, halkın geri kalan kısmını da yönetecek itibarlı bir grup halini aldılar. Ambarları ve denetimcileri idare edenler, topluluk üstünde bir kudretteymiş; toplumun başarısının kilidiymiş gibi görülmeye başlandı. Bu durumda halkın bu kişilere itaatini zaruri kılıyordu. İnsanüstü özelliklere sahipmiş gibi görülmeye başlandılar. Söz konusu ambarlar ilk tapınakları, idarecileri de ilk rahipleri meydana getirdi. Farklı toplumsal gruplar tapınakların çevresinde toplandı, yapı işleri, ustalaşmış el zanaatları, tapınaktakilerin kıyafet ve yiyecekleri, tapınaklara yiyecek tedariki ve malların uzak yerlerdeki değiş-tokuşuyla alakadar oldular. Asırlar içerisinden ufak köyler kasabalara, kasabalar da Lagaş, Uruk, Nippur, Uruk, Kiş ve Ur benzeri ilk kentlere evirildi.

2500 sene sonra benzer süreçler Amerika’da görüldü. Mısır, verimli senelerde sulamaya ihtiyaç duymadan da fazlaca fazla ürün verdiği için, sulama sistemi ilk etapta önemli görülmüyordu. Öte yandan hasatlarda yaşanabilecek olumsuzluklar, kıtlık riski yiyeceklerin depolanmasını teşvik etmiştir.  Yine bölgeler arası ürün çeşitliliğini sağlamak için işbirliği geliştirildi. Uzmanlaşmış bir takım insanlar eğer üretimi yönetir, mevsimleri izler ve ambarları kontrol ederse bu durumun tüm topluluğa faydası dokunuyordu. Burada da gıda ambarları vakit geçtikçe tapınaklara dönüştü. Doğal olarak söz konusu idarecilerde ruhban sınıfını oluşturdu. Şahane heykelleri, tapınakları, devasa piramitleri, kiremitten yapılma ayinsel top oyunu sahaları ve de detaylıca planlanmış kentleriyle Olmek, Zapotek, Teotihuacan ve Maya kültürlerini yarattılar. Teotihuacan’ın tahmini nüfusu MS 1. Asırda 100 bin kişiye ulaşıyordu.

Mezo-Amerika ve Ortadoğu’da tarihi ehemmiyete sahip başka bir hadise daha vuku buldu. Tapınakların hakkını depolayan ve dağıtımını yapan yönetici-rahip sınıfı, girdi-çıktı kaydını tutmak adına kil veya taş üstüne işaretler koymaya başladı. Zaman geçtikçe bazı şeylerin standart imgeleri kullanılmaya başlandı. Bazen simgelediği şeyin sesini de ifade ederek, neticede kişilerin düşüncelerinin ve cümlelerinin kalıcı sembolik ifadesi doğdu. Doğal olarak yazı bulundu. Tapınaklardaki kişiler bolca boş vakit sahibi oldular ve boş vakitlerinde gökyüzünü detaylıca gözlemleyecek imkânı buldular. Gezegenlerin, Ay’ın, yıldızların ve Güneşin hareketlerini izlediler, bunları birbirleriyle ilişkilendirdiler. Dahası bunları kendileri ve dünya ile ilişkilendirdiler. Gök cisimlerinin hareketlerini gözlemleyerek, gelecek ay ve güneş tutulmaları periyotlarını çözdüler, bu durumda büyücülük gibi bir statü getirdi. Yine ekinler için gerekli uygun zamanların sistematik bir şekilde belirlenmesi adına güneş ve ay takvimleri geliştirildi. Söz konusu hadiseler, daha çok astroloji şeklinde de olsa astronominin ve matematiğin tapınaklarda filizlenmesiyle sonuçlandı. Temelde tapınak benzeri yapılarda, daha doğru ifadeyle ambarlarda fazla ürünün biriktirilmesi, uygarlığın ölçütü olarak görülen kültürel gelişmelerdi.

Mezo-Amerika ve Mezopotamya’da ilk uygarlıklarca geliştirilen yazı, ortaya çıktıktan sonra onlarla irtibat kuran çokça halkın diline uyarlandı. Ortalama 5 bin yıl evvel yazı, Ortadoğu’dan çıkarak Orta, Düney ve Doğu Asya’ya yayıldı. Yine Akdeniz çevresinde, Avrupa’da ve Kuzeydoğu Afrika’da da kullanıldı. Ayrıcai Olmek medeniyetinden beri Mezo-Amerika’da kullanıldı. Bunların haricinde konuşmaların ifade edildiği bir yazıyı geliştirmese de, hatırlamaya yardımcı olmak adına bazı işaretleri kullanan, İnkalar gibi gelişmiş farklı uygarlıklar da Güney Amerika’da görüldü.

Tarıma yoğunluk verilmesi ve kentleşmeye geçişi göstermek adına bir iki örneğe yer var. Söz konusu geçiş, dünyanın farklı yerlerindeki kişiler yaşamlarını idame ettirmek için yeni yollar keşfettiğinde meydana geldi. Öte yandan bu yolun yalnızca bir kısmını yürüyen ve hayrete düşürücü taş yapılar dikmek için, yüzlerce insanın beraber çalışabildiği ziraat toplumu örnekleri mevcuttur. MÖ 4. ve 3. Bin yıllarda Malta’da inşa edilen taş tapınaklar; Avrupa’nın batısındaki Stonegenge gibi taş daireler, Easter Adası’nın büyük heykelleri ve de Tahiti’nin basamaklı yapıları. Bazen “uygarlığa” yönelik adımlar, bir noktada başka yerlerdeki ilerlemelerden etkilenir. Fakat bu, köylerin ve kentlerin meydana gelmesine, pek çok kez yazının icadına giden sürecin, bağımsız şekilde birkaç yerde, tarımın belli bir düzeye varmasından sonra halkın kendi iç dinamikleri ile ortaya çıktığı gerçeğini değiştirmez. Bu da “uygarlığa” daha önce ulaştıkları için kimi toplumların öteki toplumlardan “üstün” olduğu doğrultusundaki savların saçmalığını gösterir.

Son olarak, Göbeklitepe ortalama 10-12 bin yıllık geçmişe sahip ve tarım toplumu, kentleşme, dinin ortaya çıkışı, tapınaklar, avcı-toplayıcılık, göçebe yaşam, mimari ve estetik başta olmak üzere pek çok meselede yeni soru işaretleri açmıştır. Yeni bilimsel çalışmaların ve arkeolojik buluntuların ortaya çıkmasıyla da, gerek göbeklitepe gerekse yeni keşifler pek çok karanlık noktayı aydınlatacak ve şüphesiz yeni soru işaretleri de doğuracak. Geçmişin derin izleri arasında, net genellemelerin ve bazı toplumları aşağıda bazılarını da yukarıda görme ısrarının hiçbir anlamı yoktur. "Tarihsel gelişim" ibresi hiçbir zaman yukarı doğru seyretmez, o, iniş çıkışlı bir seyir izler. İlerlemenin, gelişimin ve uygarlığın değerlendirilmesi, toplumların içinde bulunduğu coğrafyaya, zamana, iklime, yaşam biçimine ve üretim ilişkilerine bağlı olarak ele alınabilirse ancak sağlıklı olur.

KAYNAKLAR

Chris Harman: Halkların Dünya Tarihi

Neil Faulkner: Marksist Dünya Tarihi

Yuval Noah Harari: Hayvanlardan Tanrılara Sapiens

Alan Woods, Ted Grant: Aklın İsyanı

 

Onur Köse
Redaktör / 44 Yazı / 190,9K Okunma

| 🌿🐢 Yol, Tarih ve Doğa


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST