Loading

Türkçemi Çok Seviyorum

Türkçe dünyanın en güzel dillerinden biridir. Doğru konuşup doğru yazalım...

Okunan bir kitap

Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk ve 24 Kasım

TÜRKÇEMİ   ÇOK   SEVİYORUM

 

Hemen her gün ilginç bir örnek duyuyoruz TV kanallarında. Olmayacak bir yerde, heceyi  ya uzun okuyorlar ya da kısa.

Sayın bayan ya da bay görevli! Kuşkusuz bunun doğrusunu öğretmişlerdir size, neden inatla “a”yı kısa okuyor ve “rakım” diyorsunuz. Üstünde uzatma imi yok; yok ama siz kesin olarak bilmelisiniz, ben değil. Siz, bir yerin denizden yüksekliğinden ( yükseltiden )söz açıyorsunuz; ama, ben bir bardak sıvı içecek anlıyorum.

 

Ya siz bay konuşmacı! Hemen her akşam ayrı bir kanalda “ muhattap “ deyip duruyorsunuz. Eskiden de diliniz bu sözcükleri belki severdi; ama şimdi Osmanlıcada olmayan şeddeli söyleyişi yeğliyorsunuz. Kuşkulandım kendimden en baba sözlüklere baktım: TDK yayını Mükemmel Osmanlı Lügati’ne, Bilgi Yayınevi’nin Osmanlıca Türkçe Sözlük ve TDK’nın Güncel Türkçe Sözlük adlı yayınlarına; hiç birinde “muhatap” iki “t” ile yazılmıyor.

 

Hele eskilerdenmiş ayağı ile “meratip” sözcüğünü “ merakib “ diye söyleyip bir çuval inciri ballayanlar…

“Meratip” mertebe’nin çoğulu tamam da; onun yerine “merakib” derseniz  “merkep”in yani arkadaşım “eşek”in çoğulu olmuyor mu? Bir de dilekçe yazacaklara güya yol gösterip  “Silsile-i merakibi izleyin” diyerek enfes bir tamlama yapıyor, izleyeceklerin eşeklerin sırasını sakın şaşırmamalarını özellikle belirtmiyor musunuz?

Derdim bunlar değil, bana ne; ilgililer, yetkililer düşünsün. Ben damardan Türkçe olan sözcüklere bile kızanları, onları kullanmayanları kınıyorum. Güzel bir anlatım içindeyken ve çok hoş bir Türkçe sözcük varken Arapça. Farsça ya da Batıdan apartılmış sözcüklerle bilgiçlik taslayanlara bir kızıyorum ki…

 

Şimdi birkaç sözcük yazacağım size, günlük kullandıklarımızdan. Eskiden bu sözcükler yerine hangi sözcükleri kullanırdık acaba, hemen söyleyebilecek misiniz? Kendinizi bir deneyin bakalım.

Amacım şu: İlk duyduğunuzda kullanmaktan korktuğunuz, çekindiğiniz ya da sinir olduğunuz sözcükler, kısa bir süre sonra dolanıma giriyor ve siz eski kullanımı unutuyorsunuz.

 

Teğet /  İzlenim / Özümseme / Özet / Eşit / Ekim-Kasım-Aralık-Ocak / Yedeksubay / hoşgörü / albeni / sevecen / seçenek ve daha yüzlerce…

 

Haydi size bir kopya vereyim: Ben ilkokul’a başladığımda yılın ay adları değişmişti. Ekim ayına “İlk Teşrin” deniliyordu; bizden önce de “Teşrinevvel” miş adı. Daha sonra “Ekim” oldu da yanlış söylemekten ve yazmaktan kurtulduk. Yoksa “Kanunevvel” ayının son gecesini “Kanunsanî”nin ilk gününe bağlayan geceyi yılbaşı olarak kutlayacaktık.

 

Babalarımız “müselles” diyordu “üçgen”e. Atatürk kafa yorup geometri tanımlarını Türkçeleştirmeseydi eğer; siz bugün “eşit kenar üçgen” yerine “müsellesül mütesaviyül adlâ” diyecektiniz.

Sizin hiç “kuzen” iniz var mı? “Nasıl yani?” dediğinizi duyar gibiyim. Ben hiç kullanmam; ama siz öyle sık kullanıyorsunuz ki bu sözcüğü; onun için size sordum.                   

Kuzen sözcüğünü duyunca bir anlam eksikliği oluşuyor bende; amcamın kızı mı demek isteniyor yoksa teyze çocuğu mu, en önemlisi cinsiyeti ne, erkek mi kadın mı, amcaoğlu olmasın ya da amcakızı?

Gözünü sevdiğimin güzel Türkçesi; halanın torununa, amcanın torununa kadar sıkıntısızca uzanıyor. Konuştuğun ya da yazdığın kişi de kimden söz açtığını – sen teyzemin oğlu der demez- şıp diye anlıyor. “Kuzen” benim için sarı çizmeli Mehmet Ağa gibi bilinmez bir varlık. Kimin nesi anlamıyorum ki? Oğlan mı, kız mı; teyze çocuğu mu, amca tarafından mı?

 

Aile bağları – bizim gibi bir toplumda - güçlü oldukça; adlandırmalar, tanımlandırmalar da güçleniyor. “Amcamın kızı” deyince ya da “Dayımın erkek torunu” deyince kimden söz açıldığını anlıyoruz Türkçede. Hele bir de “emmioğlu” var ki kırsal alanda, tadından yenmez bu sözcüğün.

Karşındaki “ bizim kuzen” deyip başlarsa, anlatılan kişinin kim olduğunu düşün gayri. Dayısının kızı mı, amcasının oğlu mu; halasının ya da teyzesinin neden olmasın? Türkçemiz böylesine güzel işte.

Yıllar önce bir Alman profesörle tanıştırdılar beni Dortmund’da. Adam en az bizim kadar düzgün konuşuyordu Türkçeyi. “ Kaç yıl kaldınız Türkiye’de” diye sordum. “Bir kez gittim; o da turistik bir geziydi” diyerek yanıtladı. “Hepsini Türkiye dışında öğrendim; çünkü öğrenme isteğiyle çalıştım” diyerek sözlerini sürdürdü: “Türkçe matematiksel bir dil, önce bağlantıları çözdüm, bu bana yetti” dedi.

O anda masada oturanlar –yazıp çizmenin serbest olduğu bir duvara- kalemle istediklerini yazıyorlardı. Biri daha önce “To be or not to be” yazmış; karşısına da “Olsa da olur olmasa da” diyerek açıklama yapmıştı. Bir diğeri; “Sen ne diyon gardaşım” gibi çıkıntı eklemişti. Bizim profesör de kalemi aldı eline ve bence en güzel çeviriyi yazdı : “ To be or not to be= YA HERRO YA MERRO “. Çok güzel; ama, başka bir deyiş gelmedi mi aklınıza, hem Türkçe olmayabilir bu deyiş” dedim. Aslında ben de o arada zaman kazanıyordum; ne yazayım diye. “Haklısınız; ama türkler çok kullanıyor bu herro-merro ikilisini…Siz de YA HEP YA HİÇ yazın en açık anlatım olur” dedi. Sonradan düşündüm de adam bizden çok ileriydi, ayrıntılarda.

Sonra internette bir yazıyla karşılaştım; tam da bizim Alman hocanın deyişiyle yazılmış enfes bir makale: “Türkçenin Matematiği” başlıklı. Yazarı Dr.Hüseyin Özbay. Demek ki aynı dil sevgisiyle çalışan bilim insanları aynı görüşleri paylaşıyorlar.

 

Dr. Özbay’ın bana çok hoş gelen bir örnek tümcesi var yazısında; ayrı ayrı anlamlara gelebilen altı tümce. Söcüklerinin hepsi aynı, fiiller de tümce sonunda, sözcükler ve zaman hep aynı.

 

 

Ben örneği alıntılıyorum aşağıya. Örnek tümcenin açıklamalarında Dr.Özbay’ın yazısından esinlendiğimi belirtmek isterim.

 

1 Dün Ahmet camı kırdı.

2 Dün camı Ahmet kırdı.

3 Ahmet dün camı kırdı.

4 Ahmet camı dün kırdı.

5 Camı dün Ahmet kırdı.

6 Camı Ahmet dün kırdı.

 

Tümce 1 : Ahmet dün ne yapayım diye düşündü, taşındı; sonunda camı kırdı.

Tümce 2 : Dün camı kim kırdı diye merak ediyorlardı; sonunda Ahmet olduğunu anladılar.

Tümce 3 : Ahmet dün kimsenin kalbini kırmadı camı kırdı.

Tümce 4 : Ahmet’in camı ne zaman kırdığını merak ediyorsanız; kesin olarak dün kırdı.

Tümce 5 : Merakınız dün camı kim kırdı ise; Ahmet kırdı.

Tümce 6 : Siz başka gün sanıyorsunuz; ama, Ahmet camı dün  kırdı.

 

Şu güzelliğe bakar mısınız ! Aynı sözleri değişik sıralamalar ve vurgulamalarla altı ayrı anlamda kullanabiliyorsunuz. Başka dillerde böyle bir şey olamayacağını Prof. David Cuthell ‘in şu sözlerinden anlayabiliriz:

                

  “ Birçok yabancı dil bilirim. Bu diller arasında Türkçe öyle farklı bir dildir ki; yüz yüksek matematik profesörü bir araya gelerek. Türkçeyi yaratmışlar sanki. Bir kökten bir düzine sözcük üretiliyor. Ses uyumuna göre anlam değişiyor. Türkçe öyle bir dildir ki; başlı başına bir duygu, düşünce, mantık ve felsefe dilidir.”

 

Tartışmalarda diyorlar ki; “Türk yazarlarının en ünlüleri bile, Batı yazarlarından daha az sayıda sözcük kullanıyorlar”. Doğru olabilir; ama bizde bir sözcük 3-4 anlama gelebiliyor da ondan. O sözcüğün her bir kullanılışında öyle vurgular kullanırım ki ben, feleği şaşar Batılı uzmanların. Örneğin;

 

  • Ben Dr. Murat Bey’in hastasıyım, başka doktora gitmem.
  • Bugün hastayım biraz, kırıklık hissediyorum.
  • Bu yazarın hastasıyım, bütün kitaplarını okudum.
  • Aslında hasta falan değil hastalık hastası o.
  • Oğlum sen hasta mısın? Önüne gelene sataşıyorsun!
  • Hasta Fenerliyim abi!

Türkçe ekonomik kullanımlı bir dildir, fazlalıkları atar kimi zaman. “Bekledim” deyince sizin beklediğinizi ben anlarım. Konuşmaya “Ben” eklemenize hiç gerek yoktur. “Bekledim de gelmedin / Hiç mi beni sevmedin” anlatımının tadı mı güzel; yoksa, “Ben seni bekledim de sen gelmedin / Sen hiç mi beni sevmedin” demenin zevksizliği mi?

Dil uzmanı falan değilim ben, konuştuğum ve yazdığım dili çok seviyorum; o kadar. Konfuçyüs’un şu sözünü de hiç unutmam:

 

 

“Sözcükler doğru değilse, kavramlar da doğru değildir. Kavramlar doğru değilse, mantık karmakarışık olur. Mantık karıştığında ulusta dirlik düzenlik kalmaz. Toplumun düzeni bozulunca da devlet tehlikededir”.

Etiketler:
Yalçın Anıl
Standart Üye / 14 Yazı / 15,4K Okunma

1938 Samsun doğumlu Orman Y.Müh. Emekli


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST