Bazıları vardır, hayatta gelmiş olduğu noktaya dişiyle tırnağıyla kazıyıp gelmiştir. Hem kazancının hem vaktinin kıymetini bilir. Bu insanların iradesi sağlamdır, disiplinlidir. Elindekini onu memnun edecek biçimde değerlendirmeye daha açıktırlar. Hayata daha gerçekçi bir pencereden bakarlar. En önemlisi zaaflarına karşı durma konusunda daha güçlüdürler.
Bazıları da vardır ki hayat onlar için bir çarktan ibarettir. Onlara göre basit işlerde çalışarak emek sarfetmek, dirsek çürütmek sadece tutkudan yoksun sıkıcı insanların işidir. Onların işi meteliğe kurşun atsa da büyük riskler alarak kendini en az çabayla kurtarabilmektir. Yazılarımızda hep dengeden bahsediyoruz. Buradaki denge, hayatta risk alma sınırını belirleyebilme ve emeğini en uygun alana yönlendirerek potansiyel gücünü açığa çıkarmakla ilişkilidir. Eğer hiç risk almadan yaşarsan potansiyelini keşfedemezsin ama aldığın risklerin emek karşılığı yoksa ya da bir anda en üst basamağa zıplamak üzerine düşüncelerden ibaretse o zaman hayalperest birine dönüşürsün. Başarı zaaflarını dizginleyemeyen ve disiplini tutturamayan bir insan için Everest’in zirvesinden bile daha uzaktır. Günümüz dünyasında kumarın bu kadar artmasına ve özellikle gençlere cazibeli reklamlar aracılığıyla hayal satılmasına değineceğiz. Duayen yazar Dostoyevski’nin kaleminden Kumarbaz’ın tahliliyle.
Dostoyevski Kumarbaz’da kendi zaafını ve kumar tutkusunu anlatır. Kitaptaki Aleksi İvanoviç, yazarın kendisidir. Kumarbaz, Dostoyevski’nin hayatıyla ilgili pek çok nüansı içinde barındırır. ikinci Avrupa seyahatinde yaşadığı kumar macerasına ve orada tanışmış olduğu Polin Suslova isimli bir genç kadınla olan anılarına dair izler görmekteyiz. Polin Suslova, kitaptaki Polina Aleksandrova’dır. Polin, kendisini etkileyen bu aşığın dünya edebiyatına yön vereceğinden habersiz, soğuk ve duyarsız biridir. Özgürlüğüne düşkün, gururlu bu kadın, cinsiyet eşitliğini savunmakta ve politikaya da ilgi duymaktadır. Kitaptaki Polina karakteriyle ismi kadar huyu da benzerlik taşımaktadır. Aleksey ile de Dostoyevski birbirine benzer. İkisi de Kumarbazdır. Eline ne kadar para geçerse geçsin hep sıkıntı yaşamaktadırlar. Üstelik ikisi de Avrupa’yı sevmez.
Otobiyografik özelliğinin yanı sıra kitabın yayınlanma serüveni de oldukça ilginçtir. Para sıkıntısı çektiği için Yayıncı Stellovski’yle bu roman üzerinde anlaşan Dostoyevski, kitabın yazımını son ana bırakmış üç hafta gibi kısa bir sürede tamamlayarak teslim etmiştir. Eğer vaktinde teslim edememiş olsa yayınevine olan borcundan ötürü yazacağı tüm eserlerin telif hakkı Stellovski’ye geçecekti. Kitabın yayınlanma sürecinin de bir kumardan ibaret olduğunu görürüz. Dostoyevski son ana bırakarak resmen emeğiyle ve hayatıyla rulet oynar. Bu sürece dair 1866’da yakın arkadaşı Alexander Milyukov’a yazdığı mektupta şöyle demektedir:
“Stellovski için yazacağım romana, henüz başlamadım ama bu işe kesinlikle başlayacağım. Yeni, küçük bir hikâye için çok güzel fikirlerim var. Hatta içinde gerçek kişiler bile bulunacak. Stellovski’yi düşünmek bana son derece ızdırap verir, beni rahatsız ediyor, rüyalarıma bile giriyor üstelik."

Kitabın içinde birden fazla kumarbaz vardır. Hikayenin anlatıcısı olan Aleksi, bir kumar bağımlısının iç dünyasını, düşünce şemasını, saplantılı tutkularını görmemizi sağlayan ana karakterdir. Aleksi, Rusya’dan Almanya’nın kumar salonlarıyla ünlü Ruletenburg şehrine General Zagorivayski’nin iki çocuğunu eğitmek maksadıyla taşınmış 25 yaşında genç ve mağrur bir öğretmendir. General, dışardan zengin görünse de tüm kazancını kumarda yitirmiş üstüne üstlük borç batağında olduğundan mirasına konmak için Rusya’daki yaşlı halasının ölümünü bekleyen iflas etmiş biridir. Etrafındaki folyo karakterler de geçmişinde kumarla iç içe olan her zaman pragmatist olmayı başarmış insanlardır. Bunlardan Matmazel Blanche, önce kumarda her şeyini kaybetmiş sonra da kurnazlığı ve zekası sayesinde büyük paralar kazanarak kumar bağımlılarına faizle para vermeye başlamıştır. General’in mirasına konmak için zengin halasının ölmesini bekleyenlerden biridir. Diğeri Generalin kızı Polina’yla bir gönül ilişkisi olduğunu gördüğümüz Fransız De Grieux’tur. Bu da paragöz ve küstah bir genç adamdır. Generalin kendisine borcu olduğu için sürekli ensesindedir. Aleksey’i sürekli aşağılamaktan geri durmayan bu genç ne istediğini bilen biridir. Kitabın en ilginç ara karakterlerinden biri ise elbette ki ölmesi beklenirken sapasağlam biçimde Rusya’dan trenle Ruletenburg’a gelip varislerini bedbaht eden Antonida Vasilyevna’dır. Zira diğer faydacı karakterlerin tamamının geleceği bu teyzenin ölümüne bağlıdır. Turp gibi çıkıp geldiği yetmiyormuş gibi bir de servetinin hatrı sayılır bir kısmını şehrin istasyon bölgesinde yer alan ünlü kumarhanelerinde hiç eden bu yaşlı kontesin kumar tutkusu kitabın en çözümsüz noktasıdır. Yanında Aleksi’yi rehber olarak götürdüğü ilk macerasında şansı oldukça yaver gider. Büyük risk alarak 36’da 1 şansının olduğu zeroya oynar ve ciddi miktarda kazanır. Bu kazanç Alekseyi bile hayretler içinde bırakır çünkü daha birkaç gün önce 24 saat boyunca gelmediğini duyduğu zero beş dakika içinde üç kere gelmiştir. Yazar kitabın pek çok noktasında iyi bir kumarbaz imkansız diye bir şey olmadığını bilir diyerek sayıların, renklerin, tek ve çiftlerin kombinasyonuna bağlı bu meretin istatistik ilmini, zekayı gölgede bırakan bir şans faktörüyle ilintili olduğuna değinir. Elinde kağıt kalem sabahtan akşama kadar oturup hesap yapanlar da körlemesine oynayanlar kadar kaybeder. Şansı yaver giden yaşlı kadının aklında artık sürekli rulet salonu vardır. Ona göre paralar, altınlar meşin kesenin içinde dururken evde oturmak aptallıktır. Çünkü salona gidip değerlendirmeli, üçe beşe katlamalıdır. Genaral, Madam Blanche ve De Grieux, Aleksi’ye adeta yalvarırlar.’ Aman durdurun onu… Bizim tüm servetimizi kumarda yiyip bitirecek. Nasıl oynadığını görmüyor musunuz? Akli dengesinin yerinde olduğu bile meçhul…’ Tabi Aleksi de biraz salağa yatarak ben ona nasıl mani olabilirim olabilirseniz siz olun, der. Tekrar salona geldiklerinde büyük bir coşkuyla karşılanırlar çünkü böyle insanlar kumarhaneler için bulunmaz nimettir. Adeta yolunacak kaz gibidirler. Hatta olayı duyup ta izlemeye gelen pek çok yabancı vardır. İnsanlar uzun süredir yaşlı bir Rus kontesin servetinin birkaç milyonunu rulette kaybetmesini bekler vaziyettedir. Sonuç elbette ki beklendiği gibi felaket olur. O gece çok kaybeder. Ertesi gün Moskova’ya dönmeye kararlıyken istasyondan rotayı kumarhaneye çevirir neredeyse bütün varlığını birkaç saat içinde yitirir. Tahvil senetlerini yok pahasını bozdurup onları da kaybeder. Aleksi artık yanında gelmediği için parasının bir kısmını ona akıl vermek için etrafını saran Polonyalılar yürütür. Ona yardım etmek amacıyla aldıkları bahşişi bile gözünün önünde rulete sürüp kazancını cebe indirirler. Rulet salonlarının tüm rezillikleriyle acı tecrübeler eşiğinde yüzleşen bu yaşlı kadın küskün biçimde sessiz sedasız ülkesine geri döner.
Biraz da hikayenin odağında yer alan ana karakterimizin kumar macerasından bahsedelim. Aleksi, kumarla ilk defa Polina’nın vasıtasıyla tanışır. Kendisine rulet oynaması için verdiği 100 Gulden parayı alıp rulet salonuna gider. İlk izlenimi kitapta şu cümlelerle aktarılır.
“Başlangıçta her şey bana kirli, ahlaki açıdan kabul edilemez ve iğrenç göründü. Oyun masasının çevresini saran yüzlerce kaygılı ve açgözlü surattan söz etmiyorum.…Ben de kendimi kazanma tutkusuna kaptırdığım için salona girerken bütün o açgözlülüğü hiç yadırgamadım, dahası çok yakın ve tanıdık buldum.”
Aleksi’nin çarpık düşüncelerine ve kumarı romantikleştiği bölümlere kitapta çokça rastlarız. Ona göre kumar iki tür insan tarafından oynanır. Birincisi sadece şansını denemek, ne kadar kazanabileceğini görmek için oynanan centilmen kumarı. Bunun altında bayağı bir kazanç hırsından çok talihin nasıl gideceğini görme merakı yatar. Öyle ki bu oyuncular büyük kazançlarda da büyük kayıplarda da yüzünün rengi değişmeyenlerdir. Diğeri bayağı kumarıdır ki bu kötü oyundur. Ayaktakımına özgü açgözlü bir kumar çeşididir. Odak noktasında hırs yatar. Aleksi’nin bu düşünceleri muhakkak ki yazarın deneyimlerinden izler taşımaktadır. Kumar salonlarında karşılaştığı centilmen olarak tanımladığı para babalarına duyduğu gizli hayranlığı kitabın pek çok yerinde görmek mümkündür. Fakat ne kadar büyük oynarsa oynasın ne için oynarsa oynasın kumar ciddi bir bağımlılıktır. Bu sekansda konu olan iki tarafında her ne kadar amacı birbirinden ayrı gibi görünse de çok fazla ortak yönü vardır. İster korkusuzca büyük paralar süren bir adam isterse cebindeki son parasını hiç eden iflah olmaz bir kumarbaz olsun yazarın da itiraf ettiği gibi kumar sadece para kazanmak için oynanmamaktadır. Gün sonunda meteliğe kurşun atan, bir filorini bile eli titreyerek süren o sarı benizli adamın, parasının tamamını kaybettiği halde tek bir ter damlası dökmeyen oligarktan bir farkı yoktur.
Polina, oldukça histerik ve gururlu bir kızdır. Aleksi’yle arasında hastalıklı bir ilişki vardır. Onun varlığına bile değer vermeyen ve kölesi olarak kullanan, küçük düşürücü hareketlerde bulunması için onunla adeta kedinin fareyle oynadığı gibi oynayan bu kız Aleksey’in kumar tutkusunu körüklemektedir. Aleksey’le olan yüzeyel diyaloglarıyla, toplumsal statüsünü kullanarak onu manipüle etme çabası ve kumara sürüklemesiyle sınıf farklılıklarının, içsel boşlukların simgesine dönüşür. Aleksi kendini Polina için defalarca tehlikeye atsa da aşkının muhatabından her seferinde artan bir mukavemet görür. Nihayetinde kitaptaki tek karşıt karakter olan İngiliz fabrikatör Astley, kitabın sonlarına doğru Aleksi’ye Polina’nın onu sevdiğini fakat kendisini değiştirmediği taktirde onunla bir geleceğin olamayacağını itiraf eder. Bu konuşma esnasında Aleksi her şeyini kumarda yitirmiş, beş parasız biridir. Astley’in kendisine verdiği birkaç altını alıp kumarhaneye koşar. Kitabın ana fikrini de neredeyse tek iyi karakter olan Astley’in şu cümlelerinde görürüz:
“Eğer kumarı bırakıp Hamburg’dan ayrılacağınıza aklım yatsa yeni bir mesleğe başlayasınız diye size bin pound verirdim ama bin pound yerine yalnızca on Lui altını veriyorum. Çünkü sizin için bugün ha bin pound olmuş ha on Lui altını hiç fark etmez… Nasıl olsa kumarda yiyeceksiniz…”
Roman her ne kadar yazarın şaheserleriyle yarışacak derinlikte ve hacimde bir eser olmasa da kendine özgü nüanslarıyla, döneminin Rus ve Avrupalı bakış açılarını yansıtmasıyla ve kumar bağımlılığının psikolojisini birebir deneyimler üzerinden ortaya koymasıyla değerlidir. Göreceli olarak çok kısa sürede yazıldığı için üstünden geçme fırsatı bulunamamış, yazarın fikirlerini filtresiz biçimde aktararak Aleksi üzerinden Dostoyevski’yi görmemize fırsat sunmuştur. Güncelliğini günümüzde hala sürdürmektedir. Yazımızın başında değindiğimiz gibi kumar günümüzde insanların iki yakasını bir araya getirmeyen zehirli bir duygu olarak varlığını sürdürmeye devam etmektedir. Nice örneklerde görüldüğü gibi sonucun tükeniş olduğunu bilerek peşinden koşulan bir kayıp kapısıdır. Zira kumarda kazanan da kaybeder ve oynayan da oynatan kadar suçludur. Çünkü zaafını bu deneyime esir ederek bedenini, aklını zarların, kartların, sembollerin, asaların hizmetine sunar. Şansı yaver gidip te kazandığın iki katını ertesi gün kaybeder. Kaybettiğini geri almak ya da kazandığını arttırmak hırsıyla aklını fikrini kumarın bataklığında hiç eder. Zamanla bağımlılık, beyin fonksiyonlarını geriletir sadece oynar çünkü yapacak bir şey aklına gelmez. Zarların arasında heba olan potansiyelleriyle, nice dehalar tıpkı Dostoyevski gibi kumarbaz olup çıkarlar. Peki kim kazanır? O gün de bugün de olduğu gibi kasalar, casinolar, kumar baronları, sanal siteler kazanır. Onlar her türlü pis işi kumarbazların başları üzerinde dolanarak çevirirler. Hırs ve açgözlülük duygularından beslenirler. Bilirler ki kazanan daima daha fazlasını kaybeder. Bu yüzden yasadışı reklamları internet platformlarına sürerler. Belirli imajları temsil eden kişiler üzerinden parayla reklam yaparak gençlerin güvenini kazanmaya çalışırlar. Dün kaybedilir. Bugün de kaybedilir. Kumarbazlar iki zarın peşinde yarınını, hayallerini avantaya verir. Hepsi birden Aleksi oluverir. Bugün bitti, şansımız pek te yaver girmedi ama hala tek kurşun hakkımız var. “Yarın, yarın her şey sona erecek artık.!”/Kumarbaz-Dostoyevski








Yalçın Anıl 04 Nisan 2025 - 16:39:21
Yazının ilk iki paragrafıyla en son paragrafı, yazarın son aylardaki çalışma temposunun yerinde olduğunu, verimini her geçen gün artırarak sürdürdüğünü gösteriyor. Yazılarının hemen tümünü ilk günden beri dikkatle okuduğum Yaşar Aydıner'in "Bilgeyik" sayfalarına renk kattığını, bundan tam 71 yıl önce okuduğum "Kumarbaz"ı sanki dün okumuşum gibi bana yaşattığını anlıyor, öğrenimini merak ederken başarılar diliyorum.