Loading

Türk Tarihinde Yaşanan İlkler

Mustafa Ertuğrul

Aşağıda okuyacağınız gayri ciddi yazı yerine daha ciddi tarihi yazılar okumak isterseniz yazının başına blog sayfasının linkini bırakayım... (bkz. Historeal)

Dünya tarihinde en çok devlet kuran milletlerden birisi olan Türklerin tabi ki bazı ilkleri de yaşaması kaçınılmazdı. Harp tarihi içerisinde bazı olayların Türkler tarafından gerçekleştirilmiş olması veya Türklere karşı gerçekleştirilmesi de kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. Lafı fazla gevelemeden asıl olaya gireyim de yazının başından okumayı bırakmayın.

Tarihte bazı gelişmelere yön veren çeşitli olaylar ya bizim başımızın altından çıkmış veya bizim başımıza gelmiştir demiştim. Tarih derslerinde öğretildiği üzere Ruslar, Osmanlı Devletini aşarak sıcak denizlere inmeye çalışırken, İsengard'lı Uruk-Hai'ler de Rohan'ı aşarak denizlere ulaşmaya çalışıyordu. Şimdi konumuz Uruk-Hai'ler ve onların amacı olmadığına göre biz konumuza odaklanalım. İşte Ruslar bu sıcak denizlere inme sevdası yüzünden hep başımıza bela olmuş bir millettir. Tarih meraklılarının da detaylarına vakıf olduğu Sinop Baskını'da Rusların hem bizim hem de Dünya'nın başına açtığı dertlerden birisine vesile olmuştur. Osmanlı Donanması güzel güzel korunaklı şekilde Sinop limanın da takılırken, 30 Kasım 1853 tarihinde Ruslar gelip bizim donanmaya baskın yapmış ve çat çat şamarı gemilerimize vurup güzelim gemileri tarumar etmiştir.

Peki bizim için elem verici bu olay Dünya'nın başına nasıl dert olmuştur? Şimdi aslında bu derdin kaynağı doğrudan Ruslardan değil bir Fransız subayının başının altından çıkmıştır. Henri Joseph Paixhans adındaki Fransız subayı topçuluk teknolojisinde bir devrim yaratarak zaman ayarlı ve patlayıcı mermiler tasarladı ve bunları uyguladığı topa da Paixhans Topu ismi verildi. İşte bu topu kullanan Ruslar'da bizim donanmayı param parça etti ve bunu gören diğer devletler hemen önlem almanın yollarına baktılar. Çünkü bu top ile ateş eden gemiler karşı tarafın ahşap ile yapılmış gemilerinde hem yangın çıkartıyor hem de daha fazla hasar veriyordu. O zamana kadar kullanılan ve bizim Hatt-ı Harp Gemisi (Ship Of The Line) olarak adlandırdığımız bu gemiler devasa cüssede ve ahşaptan imal ediliyor ve bu gemilerde farklı amaçlar için farklı top gülleleri kullanılıyordu. Ama bu güllelerin hiç birisi Paixhans Topu gibi hasar veremiyor veya yangın çıkartamıyordu. Kısaca millet olarak tarihte ilk kez gülle yerine içinde patlayıcı olan mermilerin kullanıldığı toplar bizim üzerimizde denenmiş oldu. Peki bu olaydan sonra ne oldu? Herkes olaya uyanınca gemilerin gövdelerine bu toptan etkilenmeyecek şekilde metal levhalar yerleştirmeye başladı. Bu sefer bu metal levhaları delecek top ve mermileri icat edilmeye başladı. Böylelikle 1946 senesine kadar sürecek `zırhlı gemi çağı` başlamış oldu. Kısaca icat edilen bu top ve bu topu Rusların kullanması ile tüm dünya, ya gemilerini yada toplarını geliştirmek için bir çaba içerisine girmeye başladı. Böylece Rusların gerçekleştirdiği bu saldırı sonrası ekonomik olarak herkes silah geliştirmesine daha fazla yatırım yaparak daha fazla para harcamaya başlamış ve güzelim ahşap gemilerin ortadan kalkmasına neden olmuştur. Yani Ruslar yine yapacağını yapmıştır. Zaten bu işler hep moskof gavuru'nun başının altından çıkıyor ve bu olayda da kabak bizim başımıza patladı.

Yukarıda dediğim gibi önce gemiler metal levhalarla kaplandı, sonra ahşap gövdeli metal kaplamalı gemiler geldi (ironclad), sonra öndretnot (predreadnought) dediğimiz tamamen metalden imal edilmiş gemiler çıktı, bunların bir üst modeli dretnotlar (dreadnought) oldu; sonraki süreçte ağır kruvazör (heavy cruiser) ve zırhlılar (battleship) meydana çıktı.

Sahi etrafta zırhlı gören var mı? Veya Allah aşkına bu zırhlılar nerede?

Dayanamayacağım bu sorunun cevabını vereceğim. Güzelim zırhlıların soyunu tüketen ve dibine kibrit suyu döken lanet olası uçak gemilerinden başkası değil. Zırhlılar koruma altına alınıp müze olmasaydı bu uçak gemisi denen şeytan icadı alet hepsini denizin dibine yollayacak ve biz zırhlı dediğimiz bu gemileri dinozorlar gibi sadece resimlerde hatırlayacaktık. Ben bu uçak gemisi denen aleti Sauron'un gözü olarak görüyorum. Aynı Sauron gibi düşmanını gördüğü zaman Nazgüllerini yollayıp düşmanına hem korku hem de ölüm saçıyor. Ancak bu Sauron yüzükleri fazla kaçırmış olacak ki çok fazla Nazgülü var. Konumuz Sauron ve Nazgülleri olmadığı için biz yine uçak gemilerine dönelim.

Peki bu uçak gemileri batmıyor mu? Tabi ki batıyor. Örneğin kamikaze saldırısıyla veya torpido ile batırılabiliyorlar. Kimi zaman üzerindeki personel sakarlık yapıp kendi gemisini batırma yolunda önemli adımlar da atabiliyor.

Ancak uçak gemisi gibi devasa araçlar öyle kolay kolay batmıyor. Ama top atışı ile uçak gemisi batırıldığını duyunca bir hayli şaşırdım. Üstelik bunu bizim zeki, keskin bakışlı ve kartal gözlü topçularımız başarmış. Tabi ki top atışı ile modern bir uçak gemisi bir uçak gemisi batırıldığını iddia etmeyeceğim. Bu konuya değinmeden önce biraz uçak gemilerinin tarihine değinmek istiyorum. Uçak icat olunup göklerde yerini almaya başlayınca donanma yetkilileri de bu yeni icadı gemilerden kaldırıp uçurabilir miyiz? Diye kafa yormaya başlamışlar. Bu konuda Amerikalılar, İngilizler, Japonlar ve Fransızlar çeşitli çalışmalar yapmaya başlamış. İlk başta kruvazörlerin üst yapısına platformlar kurarak bu uçakları gemi üzerinden kaldırmaya başlamışlar. Ancak buradaki en büyük sorun hem gemilerin yapısı hem de uçakların oldukça ilkel olmasından dolayı hareket halindeki gemiden kalksalar dahi inişlerinin gerçekleştirilememesiydi. İlerleyen dönemde İngilizler sadece uçak taşıyan ve bu uçakları denize indirerek keşif amaçlı kullanmak üzere gemiler tasarladı. Sonra ileri görüşlü bir subay çıkarak ''neden bu uçaklara silah yükleyip saldırmıyoruz?'' dedi ve uçakların kullanıcıları tarafından atılan atılan bombalar yüklenmeye başladı. Tabi ki bu yakın tarihimiz veya günümüz uçaklarının taşıdığı mühimmatın bir hayli ilkel modelleri ve insan eliyle atılan bombalardı. Bununla birlikte gelişen uçak ve torpido teknolojisi ile birlikte uçaklar torpido taşımaya başlamıştı. Ancak bu uçak gemilerinin günümüz uçak gemilerinden en önemli farkı uçakların gemilerin güvertesinden değil vinç yardımı ile denize indirilip, denizden kalması ve yine denize iniş yapmalarıyla gerçekleştiriliyordu. Yani bu gemiler uçak ''taşıyan'' gemiler olarak isimlendirilebilir ve ağırlıklı olarak keşif amaçlı veya diğer gemilerden ateşlenen topların atış gözlemi için kullanılmaktaydılar. Zaten o dönemde hem gemilerden kalkan uçakların kullanılış amacı hem de bir saldırı silahı olarak akıllarda yerine oturtulamaması yüzünden değerleri tam olarak kavranamamıştı. Bu yüzdende uçağı taşıyan bu gemilere bana göre ''uçak gemisi'' denmesinde de bana göre bir beis yoktur.

Bir dakikanızı isteyeceğim arkadaşlar!! ''Yaz evladım. Uçak gemilerinin tarihini gündeme alıp ileride uzun bir yazı hazırlayalım. Yoksa bu yazı uzayıp gidecek. Buraya kadar okuyanlarda yarıda bırakıp gidecek.''

Aşağıda Uçak gemilerinin tarihi ile ilgili ve burada paylaştığım yazının da kaynağını oluşturan videonun kendisini görebilirsiniz. Yani Uçak gemileri tarihinin bir kısmı bir bakıma hazırlanmış olarak ilgi ve alakanızı beklemekte...

 

İşte yukarıdaki gelişmelerle birlikte 1. Dünya savaşına gelindiğinde uçak ''taşıyan'' gemilerde kendilerine savaşta yer bulmuştu. Bu gemilerden birisi olan HMS Ben-My-Chree Çanakkale cephesinde görev yapıyordu. 17 Ağustos 1915 günü Çanakkale Savaşı son hızıyla devam ederken bu gemiden denize indirilen Short 184 deniz uçağı indirildi. Bu uçağın görevi Saros Körfezi üzerinde uçarak gözlem yapmak ve saptayabildiği Osmanlı gemilerini ana filoya bildirmekti. Bu uçağın bir başka görevi ise tehdit oluşturabilecek gemilere saldırı düzenlemekti. Bu görev icra edildiği sırada Saros Körfezine yavaş yavaş ilerleyen bir Türk nakliye konvoyu gören pilot alçalarak 4,5 metre yükseklik ve 800 metre mesafeden torpido saldırısı gerçekleştirdi. Yollanan torpido geminin sancak tarafından vurarak su almasına ve batmasına sebep oldu. Bu olay ile Dünya Tarihinde uçak gemisinden (daha doğrusu denizden) kalkarak bir torpido ile gemiye isabet sağlayarak batıran ilk vaka kayıtlara geçmiş oldu. HMS Ben-My-Chree deniz uçağı gemisi de ilk defa kendisinden kalkan uçak ile başka bir gemiyi batıran ilk uçak gemisi olarak tarih sayfalarındaki yerini alır. Yani anlayacağınız yine bir ilki (tersten) biz başarmış olduk. Yani insanın biraz morali bozulmuyor değil. Yani yukarıda anlattığım patlayıcı top mermisi ile batırılan ilk gemiler ve uçak gemisinden kalkarak batırılan ilk gemi gibi olaylarda resmen ''kobay'' olarak kullanıldığımızı hissediyorum.

Konuyu yine çok dağıttım ve asıl konuya değinmeyi unuttum. Yazının başında Türk Topçusunun başarılı atışları ile batırılan uçak gemisi konusunu anlatacaktım, ama konu nereden nereye geldi! Aslında bu konunun ana kahramanı, yani batırılan gemi yukarıda ilk kez bir uçak gemisinden kalkarak düşman gemisi batıran geminin ta kendisidir. Kısaca HMS Ben-My-Chree deniz uçağı gemisinin gerçekleştirdiği ilkleri bizde millet olarak kendisine karşı gerçekleştirmiş olduk. Atalarımız boşuna ''intikam soğuk yenen bir yemektir.'' diye söylememişler.

HMS Ben-My-Chree deniz uçağı gemisi Çanakkale'de görevini başarı ile yaptıktan sonra Filistin, Süveyş ve Kızıldeniz sularında görev yaptı ve Çanakkale'den geri çekilme sırasında kullanıldı. Daha sonra gemi 1917 yılının Ocak ayında Anadolu kıyılarına geri geldi ve Meis Adasına demirledi. Geminin buraya gelmesinin en önemli sebebi ise Mustafa Ertuğrul'un komutasındaki topçu müfrezesiydi. Çünkü bu müfreze Kaş-Antalya arasında aktif olarak faaliyetler yürütüyor ve İngilizler ile Fransızların canını bir hayli sıkıyordu. Gemideki uçaklar da bu müfrezeyi aramak için görevlendirilmişti. Geminin Meis Adasına demirlemesinin en önemli nedeni adanın coğrafi olarak çok korunaklı olduğuna inanmalarıydı. Çünkü adanın Türk tarafına bakan bölümünde çok dik yamaçlar ve aşılması imkansız sırtlar bulunuyordu. Dolayısıyla İngilizler ve Fransızlar buradan bir saldırı geleceğine ihtimal vermiyordu. Ancak Türk müfrezesi onları gafil avlamayı başaracaktı. Türk müfrezesinin elinde karada kullanılan Erhard marka 4 tane küçük dağ topları vardı. Mustafa Ertuğrul, yürümeye bile patika olmayan bu sert coğrafyada (ki 1950lere kadar gerçekten Kaş'a giden bir yol olmadı) bu dört topu insanüstü gayretle dağların, ormanların arasında mobilize etmeyi başarmış ve Meis'i güvenli bir liman sanan ve en değerli gemilerini adada güvenlik içinde sakladığını düşünen ittifak güçlerini şaşırtmayı başarmıştı.

Olaya gelecek olursak; 11 Ocak 1917 günü adaya ikmal ve erzak olarak yollanan malzemeler gemiden kıyıya çıkartılmaya başlanmıştı. Erzaklar kıyıya taşınırken, geminin bandosu ada halkına kasabanın meydanında konser veriyordu. Saatler 14:10'u gösterdiğinde birden geminin yakınlarında bir patlama oldu. Askerler ve Meisliler önce bunun bir hava saldırısı olduğunu sandı. Oysa bu Türk topçusunun nişan alma amaçlı gönderdiği ilk mermiydi. Hemen ardından top mermileri yağmaya başladı ve hedefler vurulmaya başlandı. Bu hedeflerin arasında bulunan HMS Ben-My-Chree, hangarından isabet aldı ve hangardaki uçaklar, orada bulunan yakıtlarıyla birlikte yanmaya başladı. 35 dakika sonra gemiden yangının söndürülemeyeceğinin anlaşılması üzerine ve topçu atışının devam etmesinden dolayı komutan gemiyi boşaltma talimatı verdi. Gemi ise bu sırada yan yatmış ve yarısı suya gömülmüş şekilde kurtarılamayacak hale gelmişti. İlerleyen zamanda geminin yarısı su içinde kalacak şekildeki batığı uzun süre öylece kaldı ve daha sonra yüzer hale getirilerek hurda olarak Almanlara satıldı. Burada aklıma ''Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste'' atasözü geldi. Tam bu olaya uymasa da aklıma ilk gelen bu olduğu için buraya yazmayı tercih ettim. Böylece tam olarak uçak gemisi olmasa dahi uçak ''taşıyan'' bir geminin ilk batırılışı da bize nasip oldu.

Haydi bu uçak gemisi batırma konusunu biraz tartışalım!

Şimdi kiminizin aklında bu olay neticesinde batan geminin sınıfı ile ilgili bir bilgi karışıklığı olacaktır. Bazılarınız olayda batan gemi uçak taşıdığı için bir uçak gemisi sınıfına girmediğini ve uçak taşıma gemisi olduğunu iddia ederek bu tartışmaya katılacaktır. Kiminiz ise o dönemde uçak gemisi kavramının yeni yeni ortaya çıkmasından dolayı batırılan bu geminin uçak gemisi sınıfına konulabileceğini iddia edecektir. Ben ise her iki tarafın ortak paydada birleşeceği bir bakış açısı ile olaya yaklaşmak istiyorum. Her iki iddiada bulunanlara hak verdiğimi de belirtmek istiyorum. Yani bir siyasetçi gibi ''ne şiş yansın ne de kebap'' mantığı ile her iki tarafın katılacağı bir sav öne süreceğim.

Öncelikle bu gemi uçak taşıdığına göre ister uçak gemisi, ister deniz uçağı taşıyan gemi diyebiliriz. Ancak her halükarda bu geminin yapılma amacı sadece uçak taşımak ve taşıdığı uçaklarında keşif, atış gözlem ve saldırı aracı olarak kullanılmasıdır. Ancak benim meseleye yaklaşımım HMS Ben-My-Chree'nin uçak gemisi olup olmaması ile ilgili değil. Bana göre bu geminin batırılma şekline odaklanmak daha doğru olacaktır. Yani farklı bir bakış açısı ile olaya yaklaşarak millet olarak ''bildiğim'' kadarıyla dünyada ilk ve belki de tek olayı başardığımızı iddia ediyorum. Peki bu ilk ve tek olay nedir? Bu sorunun cevabını başka bir soru ile devam ettirelim. Bu gemi hangi teçhizat ve silah ile batırıldı? Bu sorunun cevabı ise yukarıda okuduğumuz gibi dağın tepesine çıkartılan bir top mermisi vasıtası ile batırılmasıdır. Kısacası bir top mermisi ile uçak taşıyan geminin batırılma olayının dünyada ilk ve tek olarak bizim tarafımızdan başarıldığını kabul edebiliriz. Benim kıt bilgim dahilinde bir top mermisiyle batırılmış herhangi bir uçak gemisi maalesef yok. Yani burada karşımızda uçak gemisi batırma olayından ziyade top mermisi ile batırılmış kiminize göre uçak gemisi, kiminize göre deniz uçağı taşıyan gemi diyeceğiniz bir gemi vardır. Artık karar siz saygıdeğer okuyuculara kalmış... bilemiyorum altan!!!

Daha yazmaya devam edecektim. Ancak uzun yazarak daha fazla canınızı sıkmak istemediğim için bu yazıyı burada bitirmek istiyorum. Artık aklıma ne zaman eser ve ilham gelirse yazının devamı olan 2. Bölümü o zaman sizlerle paylaşırım.

Yazının bu kısmına kadar sabrederek okuduğunuz için teşekkür ederim...

Historeal
Yazar / 2 Yazı / 334 Okunma

Tarihin tozlu sayfalarının arasında kalmış her şeye dair...


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST