Loading

Gök Tanrı İnancı, Tengricilik ve Şamanizm

Ana Hatlarıyla Eski Türk Dini

Şaman Ritüeli

Kaynaklar Türklerin geleneksel dini için iki isimlendirme yapmışlardır. Bazıları Gök Tanrı dini veya Tengricilik bazıları ise Şamanizm ifadesini kullanmışlardır. Genel olarak Şamanizm, dünya üzerinde yaygın animizm ve büyü merkezli inançların tamamını ifade eden bir adlandırmadır. Asya Türk halklarının inancını sadece Şamanizm olarak adlandırmak yetersiz olacaktır. Eski Türk Dini, kendisine özel bir yapısı ve özgün metotları olan bir inanç olma özelliğine sahiptir. Bu yapının içine baktığımız zaman Gök Tanrı dini adını vermek daha uygun olur. Kendileri de bu adlandırmayı yapmışlardır. En eski bilinen Türk kelimesi Tengri yani Tanrıdır. Bu kelime Türklerin bağlandıkları dini sistemi ifade eden bir kelimedir. Farklı topluluklarda bazı ufak değişikliklere uğrasa da genel ifadeyle kendisini korumuş bir kelimedir. Örnek vermek gerekir ise; Yakutlar “Tanara”, Tatarlarda “Teri”, Moğollarca da “Tenggeri” olarak telaffuz edilmiştir. Tengri kelimesi ya da Gök Tanrı ifadesi yazılı kaynaklarda yer bulması bakımından kolayca anlaşılabilmiştir. Bu kelimenin öyküsünü kitabe ve yazıtlardan kolayca öğrene bilmekteyiz. Birçok kitabe, yazıt ve taşlarla birlikte sonraki dönemlerdeki yazılı metinlerde de karşımıza çıkmakta, günümüze uzanan geçerliliğini korumaktadır.

Proto Türklerin inançsal yaşamlarının en erken dönemi, bitki kökenli inançsal modele sahiptir. Ağaç ve orman kültü bu inançsal sistemin ana motifi ve temel çıkış noktalarındandır. Kadının, doğada toplayıcılık yaparak geçinen, yanı sıra ilkel tarım ve avcılıkla uğraşan ön Türk gruplarında, başat role sahip olması ile Eski Türk yaşamının ilk dönemlerinde kadın merkezli kolektif bir yaşam biçimi gelişmiştir.

İslamiyet öncesi Türk kültürünün doğa odaklı inanç sistemi, avcı-toplayıcı dönemde ilk olarak ortaya çıktığı bilinmektedir. Üretim ilişkileri bakımından, toplayıcılık ve ilkel tarım araçlarının egemen olduğu, anaerkil toplum yapısında öncelikle ağaç kültünün ön plana çıktığını belirtmiştik. Ağacın Türk kültürünün ilk evrelerindeki bakış açısıyla, besin ve barınak sağlaması işlevi sebebiyle, kadının toplumdaki/klandaki yerine oldukça benzetildiği bilinmektedir. Bu sebeple ağaç dişi olarak düşünülür ve inancın temel noktasında da topluma paralel olarak dişilik baskındır. Türkler ilerleyen tarihsel süreçle bozkır yaşamına yönelmişlerdir. Buna bağlı olarak ataerkil bir toplum yapısına dönüşmüşlerdir. Bu süreçte, ağaç kültünün yanı sıra yaşamlarıyla bağ kurdukları doğadaki diğer varlıklara da anlam dünyalarında mana yüklemişlerdir. Bunlar inancın temeli olan Yer-Su’lardır. Yer-Su, yeryüzündeki varlıklarda bulunan ruhları ve kültleri kapsar. Eski Türkler; Ağaç, ateş, dağ, mağara, nehir, taş, kaya, geyik, kurt, at ve yırtıcı kuşlar gibi varlıklara ruh atfetmişlerdir. Şimşek, gök gürültüsü, ışık, yağmur ve gök kuşağı gibi doğa olaylarını ve gök cisimlerini (ay, güneş, yıldızlar) kutsamışlardır. Evren, yaratılış anlayışlarını ve ilk inançlarını bu çerçevede temellendirmişlerdir. Türk mitolojisi ve bilinen ilk Türk dini olan Gök Tanrı inancı bu doğa kavrayışı üzerinden gerçekleşmiş, merkezinde doğa ve doğa kültleri olan inançsal-kültürel sistem oluşmuştur

Tarihsel süreç içinde Eski Türk Dini, avcı toplayıcı erken yaşam dönemlerinden beri gelişen ve birikimli bir inançsal sistem hali almıştır. Coğrafya da İslamiyet öncesi Türk inancının en önemli temel etkenlerindendir. Yaşam tarzı ve coğrafi değişimlerle Türk inancı ve kültürü de değişime uğramıştır. Konar göçer yaşamla birlikte tam anlamıyla Geleneksel Türk inanç sistemi doğmuştur. Eski Türkler kâinatı ve her şeyi yaratan tek bir tanrıya inanmakla beraber pek çok tanrısal varlık olduğuna da inanmaktaydılar. Tanrı kelimesi hem gök hem ilah anlamlarını paylaşmaktaydı. Tanrıya bazen zengin ve ulu anlamlarında olan, Ülgen ya da Bay Ülgen adını vermişlerdir. “Orhun kitabelerinde Türk hakan ve beyleri, daima kendilerini ve milletlerini koruyan Gök Tanrıya şükrederlerdi. Başardıkları işlerden bahsederken, ‘tanrının inayetiyle’ demeyi, ihmal etmezlerdi. Yine Tanrı adını tek başına diğer tanrı ve ruhlarla karıştırmadan zikrederlerdi”. Bu da bize Türklerde mevcut olan, Ulu Tanrı inancının ne derece gelişmiş olduğunu göstermektedir. Türkler tanrının yanı sıra tanrısal yardımcı ruhlar olan Umay, Erlik, Kara-han gibi iyi ve kötü ruhların varlığına da inanırlardı. Doğa kuvvetlerinin (kültlerin) Tanrının, onlar için yarattığı kutsal varlıklar olduklarına inanırlar.

Eski Türkler, gök, yer ve yeraltı alemlerinin bazı ruh topluluklarıyla manevi güçlerle dolu olduğuna, her bir yerin manevi sahiplerinin bulunduğuna inanırlardı. Gök Tanrı ruhlardan oluşan elçiler vasıtasıyla konuşurlardı. Şamana gök seyahatinde ruhlar refakat ederlerdi. Ayrıca, tabiattaki her bir varlığın sahibi bir ruh vardı. Hiyerarşik olarak vazife yaparlardı. Bütün nehirlerin, dağların, denizlerin, göllerin, tepelerin içinde veya üzerinde yaşayanların koruyucu ruhları vardı. Güneş, ay, yıldız, gök gürültüsü, şimşek gibi tabiat kuvvetleri semavi ruhlar şeklinde tasavvur edilmekteydi. Aynı şekilde yıldızlar ve gezegenlerde kutsallaştırılırdı, en önemlisi Venüs yani sabah yıldızı idi.

Türklerin en büyük ilişkilerinin yaşandığı Çinli komşuları sağlam bir yazılı belge kaynağı barındırmaktadır. Kadim bir medeniyet olan Çin’in bellekleri çok sağlamdır. Türklerle de sürekli ilişki içerisindedirler ve Türklerle ilgili oldukça önemli kayıtlar tutmuşlardır. Çinlilerin Wey-şu ve Sui-şu salnamelerine örnek olması bakımından bir göz atmakta fayda var.

“Wey-şu Türk dini törenlerini şu şekilde göstermektedir: 1) Güneşin memleket üzerine doğuşunu temsilen hanın otağına doğudan giriş yapılır. 2) Devlet erkanının, ataların mağarasına yılda bir defa kurban takdim edilmesi. 3) Beşinci ayın 10-20 günleri arasında halkın nehir kenarında toplanarak göğün ruhuna kurban takdim etmesi 4) Dugın’ın 500 Li batısında yüksek bir dağ vardır ve dağın tepesinde ağaç ve bitki bulunmayan Bodininli isminde bir yer bulunmaktadır ki manası ülkenin koruyucu ruhu demektir”   .

Çinlilerin gözlemleyip kayda aldıkları bilgilere göre yine Sui-şu Salnamesinde “Cinlere ve perilere taparlar, Şamanlara inanırlar”. İfadesi geçmektedir. 7. Yüzyıl civarına ait bu kaynaklar bize Yer-su kültleri ve genel anlamda geleneksel inançla ilgili değerli bilgiler verir.

Geleneksel Türk inancı neredeyse tüm Türk topluluklarında benzer şekilde yaşanmaktaydı. Çok az farklılıklarla beraber, Türkler aynı inancı, ibadet ritüellerini paylaşmaktadır. Kam, Şaman, Baksı gibi dini önderlerin eylemlerinin bütünleştirdiği bir inançtır. Tabiat merkezli, Animist bir inançtır. Hükümdarlar Tanrı Tarafından yollanır. Tanrının temsilcisi ve yeryüzündeki gölgesidir. Kağanlar, liderler kendilerine ilahi bir sıfat edinirler ve doğrudan göğe bağlıdırlar. “Yeryüzünde her şey iyi gittiği ve evrensel ahenk hüküm sürdükçe, ilahi kudretle donatılan Kağan yeterli olmaktadır. Bu durumda Tengri müdahale etmeye gerek duymaz veya çok ender durumlarda müdahale eder”. Göğün yardımı her zaman Kağanların yanındadır. Kut inancı çok güçlüdür, Tanrının rızası ve yardımı çok önemlidir. Tanrı insanlara bilgelik bahşeden yegâne varlıktır. Tüm başarı ve zaferlerin kaynağı odur. O istediği için ancak başarılı olunabilir ve eğer Tanrı insanlardan Kut’unu alırsa başarıda son bulur, tüm kutsallık gider ve eğer bu kişi Hakan ise yönetici ise görevini bırakması gerekir. İnsanlar günlük hayatlarında her şeyin kaynağını göğe Gök Tanrıya bağlar.

Sonuç olarak; Türklerin inancı Animizm temellidir. Animizm, bütün varlıkların ruh sahibi olduklarına inanmaktır. Animizm inancına göre canlı cansız her şeyin bir ruhu vardır. Türk inancında bu ruhların görevleri ve adları beraber bulundukları maddelere göre belirtilmektedir. “Ruhlar, maddelerden ayrıldıktan sonra gök ve yeraltı alemine giderler. Bunların iyileri ve kötüleri vardır. İyilik ve kötülükleri de insanların görüş ve inanışlarına göredir”. Hayvanları, Ağacı, Dağı, Nehirleri, Ateşi ve Suyu kutsallaştırma gibi tabiat varlıklarını kutsallaştırmanın hepsinin temeli bu inançtır. Özellikle Türkler ve diğer Orta Asya halkları inandıkları Gök Tanrı ve Şamanizm inancının temelinde her şeyin maddi ve ruhi olarak iki varlıkla temsil edilmesi inanışı yine Animizme dayanır.

 

Kaynaklar:
1- Özkul Çobanoğlu,” Toplumsal ve İktisadi kökenleriyle Türk mitolojisi”, Bilim ve Ütopya Dergisi
2- Ekrem Sarıkçıoğlu, Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi
3- Jean-Paul Roux, Türklerin ve Moğolların Eski Dini
4- N. Gumilöv, Eski Türkler
5- Murat Uraz, Türk Mitolojisi

Onur Köse
Standart Üye

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi - Tarih anabilim dalı yüksek lisans öğrencisi. 🌿 Yol, Tarih ve Doğa


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST