Loading

Eğitim devrimi: Köy Enstitüleri

Köy Enstitülerinin kuruluş süreci nedir, Köy Enstitüleri açılmadan önce Türk halkı ne derece eğitimliydi, Hasan Ali Yücel kimdir gibi soruların yanıtlandığı ve bu sorular ekseninde yeni eğitim anlayışı konusunda bazı önerilerin getirilidği bir yazı.

Bir Köy Enstitüsü Fotoğrafı

İsmail Hakkı Tonguç ve Hasan Ali Yücel’in birlikte hayata geçirdikleri  Köy Enstitüleri, laik, demokratik, bilimsel eğitimin, nitelikli öğretmen yetiştirmenin, eğitimde adalet düşüncesinin, kız öğrenciler ve kır yoksulları için pozitif ayrımcı bir eğitim sisteminin adıydı.

Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’a gelmeden önce Köy Enstitüleri’nin hayata geçirilmesinde etkisi büyük olan John Dewey ve fikirlerinden bahsetmek istiyorum.

John Dewey; "Türkleri örnek alın!"

John Dewey, yaparak-yaşayarak öğrenmeye, deneye, işlevselliğe ve tecrübeye dayalı  pragmatizm akımının kurucusu, filozof, sosyolog ve eğitimcidir. Cumhuriyet’imizin ilk yıllarında (1924) dönemin Eğitim Bakanı Vasıf Çınar’ın daveti üzere ülkemize gelmiş ve kendisinden Türkiye'de eğitimin nasıl olması gerektiğine dair bir rapor hazırlanması istenmiştir. İstanbul, Ankara ve Bursa’da gözlem ve incelemelerde bulunduktan sonra, ilk raporunu Türkiye’den ayrılmadan vermiştir. John Dewey 'in Türkiye'de yaptığı çalışmalarda asistanlığını Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç yapmıştır. Amerika'ya döndükten sonra "Türkiye Maarifi" adlı bir rapor kaleme aldı. John Dewey 1945 yılında ülkemize tekrar geldiğinde Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nü inceledikten sonra söylediği, “Benim düşlediğim okullar Türkiye’de Köy Enstitüsü olarak kurulmuştur. Tüm Dünyanın bu okulları görüp eğitim sistemini, Türklerin kurduğu bu okulları göz önünde bulundurarak yeniden yapılandırması isabet olacaktır” sözlerini İngiltere ve Amerika’daki konuşmalarında da aynen tekrarlamış ve batı basınında yayınlanan sözleri tarihe geçmiştir.

John Dewey’i tanıdıysak, kurulmasının üzerinden 80 yıl geçmesine rağmen hala konuştuğumuz Köy Enstitüleri’nin kurucularından da biraz bahsedelim. 

                                                

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Cumhuriyetin çocukları...

Dünyayı tanımanın en iyi yolunu her şeyi okumakta bulan Hasan Ali Yücel çocukluğundan beri öğretmen olmak istiyordu. Öğrendiklerini evin yardımcılarının çocuklarına anlatırdı. Bu özelliği onun başarılı bir eğitimci olacağının kanıtıydı. Okul hayatına Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul’da devam etmek isteyerek gittiğinde İstanbul’u hayal ettiği gibi bulmadı. Osmanlı hastalanmış, halk yoksulluk ve yorgunluk içindeydi. Oradan Kastamonu erkek öğretmen okulunda okumak için ayrıldı. Ancak Anadoluda durum daha üzücüydü. Köyler küçük, insanlar yoksulluk içinde evler perişan durumdaydı. 1. Dünya Savaşı’nın sonunda hasta olan Osmanlı Devleti ölüyordu. Bu durumu edebiyatçı Ahmet Haşim'in mektubunda şöyle görebiliriz

“Ankara’da Almanya İmparatorunun Anadolu hastalıklarını incelemek üzere gönderdiği bir tıp heyetinin bazı büyük rütbeli üyeleriyle görüştüm… Anlamışlar ki Anadolu Türklerinin karınları kurtlarla yüklü ve kanları bu kurtların salgıladığı parazitlerle dolu bulunuyor. Cinsi yakın bir yok olma ile tehdit eden bu halin sebebi nedir bilir misin? Beslenme eksikliği. Her ne kadar garip görünse de Anadolu Türkleri henüz ekmek yapımından bile habersizdirler. Yedikleri mayasız bir yufkadır ki, ne olduğunu yiyenlerin midesine bir sormalı! İstisnasız nakil vasıtaları olan kağnı hiç şüphe yok ki taş devri keşiflerinden ve aletlerindendir. Kağnı bir araba değil, fakat hayvana yapışıp… onun kanını ve canını emen bir canavardır! Evlerine gelince, onlar da öyle: Duvarlar yontulmamış alelade taşların, çalı çırpının, leylek yuvasında olduğu gibi gelişigüzel dizilmesinden hasıl olmuştur. Anadolu külliyen temizlikten mahrumdur. Sakallı Celal’in dediği gibi en nefis icatları olan yoğurt bile pislik mahsulünden başka bir şey değildir.. Anadolu hemen baştan başa frengilidir. Anadoluların güzelliği de bozulmuştur. Bir köy, bir kasaba veya bir şehrin kalabalığına bakılsa, topluca o kadar topal ve topalların o kadar muhtelif çeşidi görüşür ki insan kendini eşyanın şeklini bozan dışbükey bir camla etrafa bakıyorum sanır.”

Hasan Ali’deki nasıl bir eğitim aşkıdır ki böyle bir dönemde Hukuk Fakültesi’ne kayıt oldu. Daha öğrenciyken eğitimdeki eksiklikleri, eğitimde öğretmen kalitesinin önemini fark etmişti. Hocasının dersi sadece kitabı okuyarak anlatmasından dolayı dersi anlamadığını, konuyu tekrar anlatmasını isteyen Yücel, hocasını bu konuda eleştirmekten çekinmedi. Öğretmen konuyu öğrencinin mutlaka anlayacağı şekilde sabırla ve gerekirse farklı yollardan anlatmalıydı. Burada aradığını bulamadı ve Hukuk Fakültesi’ni bırakarak Edebiyat Fakültesi-Felsefe Bölümü’ne geçti. 1922’lerin sonlarında Hasan Ali İzmir’e öğretmen olarak atanmıştı.

                                                  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İsmail Hakkı ise aynı dönemde Konya Erkek Öğretmen Okulu’nda Resim El İşleri öğretmeniydi ve öğrencilerine ezberden uzak eğitimi aşılamaya çalışıyordu. Ankara hükümeti İsmail Hakkı’nın da içinde bulunduğu bir grubu Almanya’ya eğitime gönderdi. Döndüklerinde kendi ülkelerinin çocuklarını eğiteceklerdi. Almanya’daki köy okullarını gördüğünde çok etkilendi. Burada öğrenciler doğayla iç içe tarımla uğraşıyor, el becerilerini geliştiriyorlardı.

Cumhuriyetin çocukları eğitimi şahlandırıyor

Ülke kurtuluş mücadelesini verdikten sonra en önemli mücadele olan eğitim mücadelesi başlamıştı. Cumhuriyet kurulduğunda okuma yazma oranı %5 bile değildi. Köy Enstitüleri için ‘’ köylüyü köye hapseden uygulama’’ eleştirisi yapılsa da %80’i köylerde yaşayan halk için bence döneme uygun, mantıklı bir projeydi. Enstitülerin kurulmasında amaç köyün canlanması, köylünün kendini kalkındırmasıydı. Zaten bu eleştirileri yapanların da derdi köylünün köye hapsedilmesi değildi fikrimce. Yazının ilerleyen kısmında buna da değineceğim.

1923 Şubat ayına dönecek olursak, Mustafa Kemal Paşa’nın özellikle gençleri yanına çağırarak fikirlerini alıp sorularını yanıtladığı bir gün  Hasan Ali Yücel, eğitimle ilgili sorularıyla Paşanın dikkatini çekti, beğenisini kazandı. Paşa, Hasan Ali’deki ışığı görmüştü. Müfettişlik yaptığı dönemlerde ( 1930 yıllarında ) bağlı olduğu bakanlık tarafında Paris’e eğitime gönderildi. Fransızcasını geliştiren ve kültür sanat etkinlikleriyle ilgili bilgi toplayan Hasan Ali yücel artık aklıyla Batı’da gönlüyle Anadolu’daydı. Bunu batılılaşma olarak değerlendiren kişiler olabilir. Ancak Hasan Ali yücel değerlerine önem veriyor batıda gördüklerini kendi ülkesinin şartlarına uygun olarak sentezleyebiliyordu. Ayrıca ülkeyi ileri taşıyacak fikirlerden faydalanıldığı sürece batılılaşmanın da yanlış bir yanı yoktu bana göre.

O dönemde İsmail Hakkı ise Almanya’dan döndüğünde yer yer geziyor, ülkeyi daha iyi tanıyor ve eksiklerin farkına varıyordu. Eğitim 1937’de kurulan köy öğretmen okulları ile sağlanıyordu. Orduda çavuş ve onbaşı olarak askerlik yapmış  85 köy delikanlısı köylerinde öğretmenlik yapmak üzere Eskişehir’de 6 aylık eğitim almışlardı ancak bu da yeterli değildi. İsmail Hakkı’ya göre köy sorunu köyün içinde çalışılarak geliştirilebilirdi. 2.Dünya Savaşı başlamak üzereydi . Önder Mustafa Kemal Atatürk hastalığına rağmen devrimlerini tamamlamak istiyordu. Özellikle eğitimle ilgili olanları. Vatanı korumak çocukları korumakla başlardı Mustafa Kemal’e göre. O, vatanın çocuklarının iyi bir eğitim almasını istiyordu. Vefatından sonra İsmet İnönü Cumhurbaşkanı, Celal Bayar ise başbakan olmuştu. Başbakan Celal Bayar Hasan Ali Yücel’i Milli Eğitim bakanı olarak atadı. Hasan Ali göreve başlar başlamaz devrim niteliğinde uygulamalar yaptı, İsmail Hakkı Tonguç’u da İlköğretim Genel Müdürlüğü’ne atadı ve ondan detaylı bir rapor istedi.

Ülkede büyük bir öğretmen eksiği vardı. Nüfus 16 milyondu, 12 milyonu köylerde yaşıyordu ve sadece 6 bin öğretmen vardı. Şehirde yetişen öğretmenler köylere gitmek istemiyordu. Zaten köyün canlanmasıyla ilgili pek fazla fikir sahibi de değildiler. Nihayet Köy Enstitüleri yasası meclise sunuldu. 278 milletvekilinin onayıyla yasa onay gördü ve 17 Nisan 1940 tarihinde Köy Enstitüleri açıldı. Yasaya karşı eleştiriler de az değildi. Kendilerince köylü kentli ayrımına karşıydılar.

21 bölgede öğretmen yetiştirmek için tren yollarına yakın okullar kuruldu. İlkokul mezunu köy çocukları Köy Enstitülerinde 5 yıl farklı bir sistemle eğitildikten sonra yine köylerde öğretmenlik yapacaklardı. Enstitülerden mezun olan öğretmenler atanacakları köylerde 20 lira gibi bir aylık ücretle 20 yıl mecburi hizmet yapacaklardı. 

Köy Enstitülerinde her öğrenci 1 yılda 25 klasik eser okumak zorundaydı. Hasan Ali Yücel Dünya Klasiklerini Türkçeye tercüme ettirdi. Okuma yazma ve temel bilgileri kazandırmanın yanında modern ve bilimsel tarım teknikleri de öğretiliyordu. Çocuklar Ziraat Marşı eşliğinde toprakları ektiler. Mahsulleri ise sofralarına yiyecek olarak geri döndü. Halk oyunları oynandı. Ut, bağlama, zurna gibi enstrümanların yanında keman, piyano, mandolin gibi batı enstrümanları da öğretildi. Aşık Veysel Enstitüleri gezip müzik dersi verdi. Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nde bir amfi tiyatro bile inşa edildi. Amfide dünya klasikleri sahnelendi, gösteriler yapıldı.

Cumartesi günleri sadece eleştiriye ayrılmıştı. Öğrenciler öğretmenlerle bir araya gelerek bir önceki haftanın değerlendirmesi yapar, yönetimi ve birbirlerini eleştirirlerdi. İsmail Hakkı Tonguç "Elimden gelse bütün dünya okullarının programlarına insanın insanı sömürmemesi adlı bir ders koyardım...’’ demiştir. Öğretmenler tarafından kimseye ayrıcalık yapılmaması, herkese eşit davranılması gerektiği öğretildi. Çünkü köy halkı yüzyıllardır köy ağalarının elinde feodal sistemin karanlığına mahkum edilmişti, artık bilinçlenmelilerdi.

Köy Enstitüleri’ne öğretmen yetiştirmek amacıyla Hasanoğlan Köy Enstitüsü bünyesinde bir Yüksek Köy Enstitüsü açıldı. Bu enstitüyü yine Köy Enstitülü öğrenciler inşa etti. 7 Enstitüde Sağlık kolu açılarak sağlık memuru da yetiştirmeye başlandı. Enstitüler 1954 yılına kadar 1308’i kadın, 15.943’ü erkek toplam 17.251 köy öğretmeni yetiştirdi.

Kapanan Köy Enstitüleri ve biten eğitim...

Ülkemizde halk yoksullukla mücadele ederken bir yandan da eğitimdeki gelişmelerle kalkınmaya çalışıyordu. Bu dönemde 2. DünyaSavaşı patlak vermişti. Almanya Türkiye’yi kendi yanlarında savaşa sokmak istiyordu. Ancak İsmet İnönü doğru politikayla ülkeyi savaşa girmekten kurtardı. 

Hitler’in ideolojisinden etkilenen ülkede ırkçı bir temel oluşmaya başlamıştı. Köy Enstitüleri’ni komünizm propagandası yapıyorlar diyerek karalamaya başlayan bir kesim oluştu.  1944’te Turancı yazar Nihal Atsız komünistlerin Halkçılık ilkesinin arkasına sığınarak Milli Eğitim Bakanlığı’nda örgütlendiklerini iddia ettiği bir yazı yayınladı.

Köy Enstitüleri’nde dini eğitimin olmaması, erkeklerle birlikte kız öğrencilerin eğitim alması, öğrencilere komünizm öğretiliyor gibi bilindik  yobaz zihniyetin iftiralarının yanında öğrencilerin emeklerinin sömürüldüğünü, bedensel olarak çok yorulduklarını bahane edenler de olmuştur. Ancak şunu belirtmek isterim ki eğitimde yaparak yaşayarak öğrenmenin önemi büyüktür. Öğrencilerin terzilik, toprak ekimi, bina inşası gibi işleri yapmaları sizce bir sömürü müdür yoksa kendi kendilerini kalkındırmaları mıdır? Tüm bu eleştirileri yapanlar Köy Enstitüleri’nin kurulmasında büyük destekçi olan İsmet İnönü’den çekindikleri için bir şey söyleyemiyordu.

Enstitülerin kapatılmasında dönemin siyasi durumunu kavramak önemli olduğu için birkaç bilgiyi de sizinle paylaşmak istiyorum.

O dönem CHP Milletvekili olan Hasan Ali Yücel, İsmet İnönü’yü demokrasiye geçmek için acele ettiği konusunda uyarmıştı. Çünkü Köy Enstitüleri’nin başına geleceği görebiliyordu. Ancak Türkiye’nin, savaş sonrası oluşan yeni dünya içinde yer alabilmesi için çok partili demokratik sisteme geçmesi gerekiyordu. Yani çok partili sistem, Türkiye’yi yönetenlerin tercihi değil, şartların dayattığı bir zorunluluktu. Bir grup CHP’li milletvekili partiden ayrılarak Demokrat Parti’yi kurdu ve 1946 seçimlerinde 64 milletvekili çıkarmayı başardı. Meclis Başkanı seçilen CHP’li Kazım Karabekir her fırsatta Köy Enstitüleri’ni eleştiriyordu. Hasan Ali Yücel partisi tarafından yalnız bırakılmıştı. 7 yıl süren görevinin ardından Milli Eğitim Bakanlığından istifa etti. Milli Eğitim Bakanı’nın değişmesiyle eğitim programında değişiklikler yapılmaya başlandı.  İlk iş yıllardır emeği geçen İsmail Hakkı Tonguç’u İlköğretim Genel Müdürlüğü görevinden almak oldu. Her fırsatta ‘’ Benim davam sağ sol davası değil, ilericilik- gericilik davasıdır.’’ diyen Hasan Ali Yücel komünizmle suçlanıyordu. Suçlanıyordu diyorum çünkü o yıllarda komünistlik vatan hainliği gibi görülüyordu. Hasan Ali Yücel İsmet İnönü’den de destek görememiş ve daha sonra partiden istifa etmişti. Köy Enstitüleri’nin sayısını arttıralım önerisini veren, kuruluşunda büyük destekçi olan İsmet İnönü, Enstitülerin kapanma dönemine seyirci kalmıştı. Köy Enstitülerinin ismi önce İlköğretmen okulu olarak değiştirildi ve daha sonra 1954 yılında Demokrat Parti döneminde tamamen kapatıldı.

İsmet İnönü’nün Enstitülerin kapanmasına seyirci kalması onu suçlu konumuna getirmiştir.  Ancak İsmet İnönü, Köy Enstitüleri’nin kapatılması hakkında şöyle bir açıklama yapmıştır: ‘’Köy Enstitüleri’nin kapanmasından duyduğum acıyı tarif edemem. Bir babanın evladını kaybetmesinden duyduğu acı gibi duyarım, ama herkes zanneder ki Hasan Ali Yücel’i , Tonguç’u isteyerek değiştirdim; Köy Enstitülerinin kapanmasına neden oldum diye benim hakkımda kamuoyunda yanlış bir hüküm vardır. Aslında o zaman birsürü olaylar oldu. Ordudan, rahmetli Mareşal Fevzi Çakmak’tan, o Genelkurmay Başkanlığından ayrılmadan önce yoğun şikayetler başladı. Mareşal, ‘’ Bu komünist yuvalarını ne zaman kapatacaksın? ‘’ diye soruyordu. Bunu adeta bir mesele haline getirmişti. Köy Enstitüleri etrafında bu çok yoğunlaştı.’’ 

İsmet İnönü her şeyden önce bir komutan ve politikacıydı. Dönemin siyasi durumu göz önüne alındıktan ve gerekli bilgileri verdikten sonra Köy Enstitülerinin kapatılmasında İsmet İnönü eleştirisini siz okuyuculara bırakıyorum.

Günümüzde köy enstitülerini yeniden açsak?

Peki günümüzde Köy Enstitüleri gibi kurumlar olmalı mı? Köy Enstitüleri felsefesini günümüz eğitiminde nasıl uygulayabiliriz? Farkındayız ki ülkemizde 80 yılda köy hayatına ilişkin çok büyük değişimler yaşandı. Artık nüfusun büyük bir kısmı şehirlerde yaşıyor. Gelişen teknolojinin de gerisinde kalmamak şart. Bu nedenle eğitimin de döneme uygun olması gerekiyor. Ancak eğitimde şu an büyük bir eksiklik olan bilginin pratiğe dökülememesi sorununu Köy Enstitülerinden ilham alarak iyileştirebiliriz. Öğrencinin daha aktif olduğu, bilime ve akla dayalı, deneysel, yaparak-yaşayarak öğrenme fikri günümüzde önem kazanmalı. İsmail Hakkı Tonguç ve Hasan Ali Yücel gibi dönemin eğitimcileri de Batı eğitiminden haberdar olmalı ve yeni fikirler edinmek amacıyla eğitimde gelişmiş ülkeleri görmelidir. Ülkemizin de yer yer gezilip eksiklerinin tespit edilmesi ve programların bunun ışığında oluşturulması gerekmektedir.

Son olarak,  İlber Ortaylı’nın Köy Enstitüleri hakkındaki düşüncelerine değinmek istiyorum. Bir konuşmasında ‘’Köy Enstitüleri’ni bitirenler okulu kuranlardır. Maalesef Köy Enstitüleri erken kapatıldı. Nitelikli ilkokul öğretmeni, pedagog sorunu yaşıyorsak sebebi Eğitim Enstitüleri’nin kapatılmasıdır. Öğretmen yetiştirme kalitesi düştü, tanıdığım en iyi öğretmenler Eğitim Enstitülü öğretmenlerdir.’’ diyor.

Tüm bilgiler sonucunda Köy Enstitüleri’nin kapatılmasını eğitime yapılan en büyük darbe olarak gördüğümü ekleyerek yazımı Hasan Ali Yücel’in sözüyle bitirmek istiyorum.

"Vatanın dağlarında, bayırlarında, kırlarında hatta en ücra yerlerinde kendi başına açıp solan çiçek bırakmayacağız.’’

Saygı ve Özlemle..

Özlem Polat
Standart Üye / 1 Yazı / 2,5K Okunma

Öğrenmeye meraklı bir öğretmen adayı.. Hacettepe Üniversitesi

Dilek Ağkale 25 Eylül 2020 - 23:54:28

Yanıtla

...

Mahmut Celalettin Keçeci 24 Kasım 2020 - 22:28:40

Yanıtla

O kadar güzel yazmışsınız ki öncellikle teşekkür ederim :) . Köy Enstitüleri hepimizin kanayan yarasıdır. Nesiller geçtikçe eksikliğini daha fazla hissediyoruz. Bir öğretmen adayı olarak; rahmetli Hasan Ali Yücel gibi, ilerde Köy Enstitüleri'nin çağımıza uygun halini, güncel halini kurmaya çalışacağım. Benim de hayalim bu :) Bu mektubu Twitter'da görmüştüm: "Dostum Karasu Aynı gaye için şu köy enstitüsünde bulunuyoruz. Gayemiz öğretmen olup cahil köylülerimizi kalkındırmak ve kültürlü bir hale sokmaktır. (Savaştepe Köy Enstitüsü, 1948)" . Ben de diyorum ki; Rahmetli Karasu, 1948'de kaldığınız yerden biz devam edeceğiz.


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST