Loading

Ümit Yaşar Oğuzcan ile Şiirli Bir Akşam

Ümit Yaşar Oğuzcan ile 1961 Yılı Mart Ayında Şiirli Bir Gece

Semih Balcıoğlu çizgileriyle Ümit Yaşar

 

 

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN İLE ŞİİRLİ BİR AKŞAM

                                                                                     Beni yalnız bırakan Erdoğan, Aslan ve Tekin’i anatak                                  

                                                                                                                       

Yıl 1961, hattâ günü bile belli;   08   Mart. Kız arkadaşımla Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın İstanbul Aksaray’daki “Kitap” işyerine girdik. Aldığımız kitaba her zaman yaptığımız gibi tarih attık. O zamanlar “Kadınlar “Günü” “Emekçi Kadınlar Günü” gibi şeyler bilmiyorduk sanırım. 08 Mart bizim için olağan bir gündü. “Seninle Ölmek İstiyorum” şiir kitabını satın almanın sevinciyle Sisler Bulvarı’nda yürümeye başladık başbaşa.

Fakülte mezuniyetim için bir dersim kalmıştı. Bir arkadaşımın şirketinde büro işlerine bakıyor, bir ilkokul öğrencisinin de günlük derslerine yardımcı oluyordum. Keyfim yerindeydi sanırım. İstanbul Taksim’deki Kazancı yokuşunda beş arkadaş ortaklaşa kiraladığımız bir evimiz vardı.

Her gün yaptığım gibi; şirketteki çalışmamı bitirip tramvayla öğrencime yetiştim ve akşam eve döndüm. Evin salonunda, bir yerlerden tanıdığım bir kişiyle karşılaşınca şaşırmadım değil. Şimdi rahmetle andığım arkadaşım Erdoğan Tüzün hemen tanıştırdı bizi. “Ben Ümit Yaşar” dedi karakaşlı esmer adam ve ben ekledim “Oğuzcan’ı da var, hem de şair, nasıl tanımam sizi” dedim. Nasıl biraraya geldiler Erdoğan’la hâlâ bilmiyorum; ama Erdoğan Galatasaray Lisesi’nde belletmenlik yapıyordu o zaman. Ders sonrası çalışma ve ödev yapılan sınıflarda öğrencilerin başında duruyordu. İş çıkışında rastlamış olacak ki Ümit Yaşar’ı bize getirmiş söyleşiyi koyulaştırmışlardı.

 

 

1960 Yılı Birinci Baskı

 

Ümit Yaşar’ın çözemediği bir sorun varmış sonradan öğrendik: Son şiir kitabı “Seninle Ölmek İstiyorum” bizim evin duvarında zarif bir tel askıda asılı duruyormuş. Erkeklerin egemen olduğu bir bekâr evinde Ümit Yaşar şiiri bulunmaz hattâ bulunamazmış. Bu işte mutlaka bir kadın parmağı varmış. Onun şiirlerinin okuyucuları genç kızlar ve kadınlarmış.

Ben duvardaki şiir kitabını indirirken bunları dinliyor, bir yandan da kitaptan ezberlediğim dizeleri sıralıyordum. “Bu kitap tahmin ettiğiniz gibi kız arkadaşımın, okumak için almıştım ama benim oldu sayılır” dedim Ümit Yaşar’a. “Çok güzel şiirler var kutlarım sizi” diye de ekledim.

 

 

 

 

Cebinden kalemini çıkardı ve oldukça uzun bir yazıdan sonra imzaladı. Yıl şimdi 2023 olduğuna göre 62 yıl geçmiş aradan. Ben o kız arkadaşımla 60 yıldır evliyim; o imzalı kitabı torunumuza aktarma zamanı geldi diye düşünüyoruz.

Çok güzel bir akşam geçirdik dört-beş kişilik söyleşiyle. Neşemiz yerindeydi, şiirden şiire geçiyorduk hepimiz. Ne Orhan Veli kaldı ne Cahit Sıtkı Tarancı. Arada bir Yahya Kemal’in şiirleri de geliyordu söyleşiye, divan şairleri de. Ümit Yaşar konuşurken çok tatlı bir şekilde kekeliyor; ama şiir okurken hiç takılmıyor ve tüm şiirlerini ezbere okuyabiliyordu. Ezberden okumak çok şairde olmayan bir özellikmiş bu, kendisi söylemişti. Ben de onun –kitaba adını veren- “Seninle Ölmek İstiyorum” şiirini ezberden okumuştum o gece; şaşırmadı değil.

                                                               SENİNLE  ÖLMEK  İSTİYORUM

                                                               Dağbaşında bir avcı kulübesi

                                                               Yerler dizboyu kar

                                                               Ocakta ateş

                                                               Dışarda rüzgâr

                                                               Hadi gel

                                                               Önce sevişmeliyiz uzun uzun

                                                               Yerdeki ayı postunun üzerine uzanmalıyız

                                                               Bütün vücudunu santimetre karelere ayırıp

                                                               Birer birer öpmeliyim

                                                               Ve sonra sımsıkı sarılmalıyım sana

                                                               Böylece ölmeliyiz

                                                               Aradan yıllar geçip

                                                               Bizi buldukları zaman

                                                               Etlerimiz çürümüş olsa da

                                                               Kemiklerimiz ayrılmamalı birbirinden

                                                               Hadi gel

                                                               Nefes almak hüner değil

                                                               Seninle ölmek istiyorum

                               

Şimdi olduğu gibi şişelerin üzerinde “İçki sağlığa zararlıdır” yazmadığı için olacak kanyak kadehleri hiç boş durmuyordu. Tekin Taşan arkadaşım boş bardakların havasını hemen alıyordu. Erdoğan, Galatasaray Lisesi’ndeki görevi yanında Musevi İlkokulunda da öğrencilere gözetmenlik yaptığından, çocuklardan öğrendiği türküleri zaman zaman bize de söylerdi. “Hava Nagila” anlamını bilmediğimiz; ama temposuna hepimizin katıldığı çok hareketli bir musevi folk müziğiydi.

Bu yazıyı hazırlarken internette gezindim biraz ve şaşıp kaldım. Bu musevi türküsünü  okumayan ünlü şarkıcı kalmamıştı sanki. Harry Belafonte mi istersiniz, Charles Aznavour mu? Dany Kaye mi istersiniz, Enrico Macias mı? İsterseniz Andre Rieu kemanıyla şenlendirirdi sizi… Türkü, kendi dilinde “Bizi mutlu kıl…” diyormuş. Sözlerini de yeni öğrendim.

 

İşte biz o şiirli akşamı Tekin’in akordeonu eşliğinde  “Hava Nagila” coşkusuyla sonlandırdık ve evden hep birlikte çıktık. Kazancı yokuşunu bu türküyü mırıldanarak yürüdük, Taksim’den uğurladık Ümit Yaşar Oğuzcan’ı.

O günlerde hiç birimiz onun kendi canına kıymaya birkaç kez teşebbüs edeceğini; ama ondan önce büyük oğlunun bu acıyı babasına yaşatacağını aklımızdan geçirmiyorduk.

Şimdi, dinlerken bir aşk şarkısı sandığımız aşağıdaki şarkının sözleri Ümit Yaşar’ındır ve Münir Nurettin Selçuk tarafından kürdilihicazkâr makamında bestelenmiştir. Bir sevgiliye söylenmiştir sanılır, ama bir evlat acısının yakarışlarıdır:

                                          

                                               Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın,

                                               Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın.

                                               Öylesine yıktın ki bütün inançlarımı

                                               Beni bensiz bıraktın, beni sensiz bıraktın.

 

 

Şimdi sevgi ve saygıyla andığımız Ümit Yaşar Oğuzcan. Kendi yaşam öyküsünü 1955’te kıvrak kalemiyle şöyle özetlemiş:

 

Hayatı

Rivayete göre, 22 ağustos 1926 tarihinde, Tarsus’ta doğmuştur.

Mersin gazetecilerinden Lütfi Oğuzcan’ın oğludur.

Sözüm ona şiir yazmaya, 15 sene önce başlamıştır.

1.59 boyundadır ve 52 kiloda güreşir…

Kusurları: Evlidir, iki çocuk babasıdır, kekemedir ve tek böbreklidir.

 

Meziyetleri:

Şairliğinden başka meziyeti yoktur.

Yenice sigarası içer, her şair gibi tekel maddelerine karşı, özel bir sempatisi vardır.

İlk aşkı ebesi, son aşkı “aşkımızın son çarşambasıdır”

İş bankası genel müdürlüğünde çalışmaktadır, yeni mahallede oturur, telefonu ve telefon numarası yoktur.

En sevdiği şair kendisi, en sevmediği yemek kabak musakkasıdır.

Velhasıl, tuhaf adamdır şu Ümit Yaşar Oğuzcan.

 

Şiir anlayışı: Şiir yazar, şiirden anlamaz.

 

Şiirleri:

Şiirleri bazen kâbuslu rüya gören bir adamın sayıklamasına, bazen de deli saçmasına benzer.

Dilediği gibi şiir yazmak hürriyetine sahip olduğu için, şiirlerinde muayyen bir tarza veya şekle bağlanmamıştır.

Hayatın bunca çevrü cefasından sonra, insanlık alemini şiirlerinden mahrum etmemek için yazmaktadır.

Konuları değişik, bazen de karmakarışıktır.

Umumiyetle geceleyin yazar, onun için aysız geceler de yazdığı şiirler, karanlıktır.

Söyleyişi rahattır, kolay yazar.

Ya anlaşılır, ya anlaşılmaz..

Eserleri: İki oğlu ve beş şiir kitabı vardır. Ümit Yaşar Oğuzcan – Ankara, 25 Ağustos 1955

 

Kaynaklar:

 

1961 Yılı  Birinci Baskı Kapağı

 

 

 

 

“Yeni Dünya Rekoru”nun arka kapağı.

(Desen ve Karikatürler: Semih Balcıoğlu)

Etiketler:
Yalçın Anıl
Standart Üye / 27 Yazı / 220,8K Okunma

1938 Samsun doğumlu Orman Y.Müh. Emekli


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST