Kişilik Seçimi

Kaç Kişisiniz?

Psikoloji

01 Nisan 2019 18:01

 

30

Paylaş:

Annesinin çocuğu, kardeşinin hem ezeli düşmanı hem en yakın dostu, sınıf arkadaşının dert ortağı, akrabaların altın çocuğu, patronun gözdesi, iş arkadaşının rakibi, sistemin kölesi, paranın yoksunu derken hayatımızda tanımlayabileceğimiz binlerce konumumuz var. Hepsi aslında bir kişi, yani benim diye düşünebilirsiniz. Öyle olmayabileceği hiç aklınıza geldi mi? Gün içinde koşullar gereği birçok farklı ilişki dinamiği ve diyalog içerisindeyiz ve fark ederseniz aslında her durumda farklı bir kişiliğe bürünüyoruz.

Benim karakterim oturdu, ben neysem oyum diyebilirsiniz, yine de baktığınız zaman patronunuzla annenizle konuştuğunuz şekilde konuşamazsınız. Ya da komşunuzla eşinizle konuştuğunuz gibi. Kurduğumuz her bir diyalog için o konuşmanın ve karşıdaki kişiyle olan ilişkimizin gereği olan karaktere bürünürüz. Çoklu kişilik bozukluğu gibi bir şey değil elbette bu. Ancak şöyle bir bakarsak hayatımızda iletişim kurduğumuz kaç kişi varsa hepsinin karakterinden bir tane de bizim içimizde barınır. Dominant ya da alttan alan belirgin bir karakteriniz olsa dahi her bir kişi ile aynı kavram içinde iletişim kurmak olanaksız. Bu bağlamda düşündüğünüzde kafanızın içinin ne kadar kalabalık olduğu korkutucu gelebilir. Tanıdığınız herkes aklınızda bir iz bırakmış durumda ve zihniniz her biri için iletişim şemasını çoktan kodlamış durumda.

Aile ve akrabalar arasındayken akıllı, uslu, başarılı bir kişi ön plana çıkmaya çalışırken arkadaşlar arasında karizmatik, halden anlayan, etkileyici bir kişi kendini sahneye atlama çabasına girebilir. Bakkal amca ile konuşurken onun sunduğu bilgeliği anlayan olgun bir kişi çıkar yüzeye belki ve içten içe hoşnutsuzluk duyulan bir iş arkadaşıyla olan diyalogda, onun alt edemeyeceğini düşündüğünüz konuya hakim ve hazır cevap bir siz çalabilir kapıyı.

Daha da ilginç olan ise bunları aslında tamamen bilinçsizce yapıyor oluşumuz. Toplum içerisinde büründüğümüz her rol ile kataloğumuza yeni bir kişilik ekliyoruz ve bu sistem kendiliğinden hiç şaşmadan ilerliyor. Düşünsenize, içinde olduğumuz iletişim esnasında hangi ben ortaya çıkmalı diye her defasında kafa yorup bizden beklenen rolü yerine getirmek için bilinçli bir çaba göstermemiz gerekseydi… Sanırım bu noktada sahip olduğumuz beyinlerin ne kadar muhteşem makineler olduğuna saygı duyma aşamasına geliyoruz. Gün içinde, doğal akış içinde hiç düşünmeden yapabildiklerimiz için kendimizle gurur duyuyor olabiliriz. Bilinçaltı mekanizmalarımız devre dışı kalıp tüm yük bilincimize binseydi yine de bu kadar gururlu kalır mıydık acaba? Eşimin hayat arkadaşı ben ile dostumun sırdaşı ben birbirine karıştığında ilişki dengelerimizi ne kadar koruyabilirdik acaba? Sanırım beynimizin içinde bu kadar kalabalık olmak ve doğru kişiliğe söz vermeye çalışmak kısa sürede delirtirdi bizi.


👇 DAHA FAZLASI İÇİN BİZİ TAKİP EDİN, KATKI SAĞLAYIN!

etiketler: toplumdakişilikrolleri

Seval KESKİN
Seval KESKİNRedaktör

1985 doğumlu. 1989'da ailesinin isabetli kararıyla Antalya'ya yerleşirler ve bu şehre aşık olur, 8 senelik İtalyan Dili ve Edebiyatı macerası için Ankara'da verdiği uzun mola sonrası hala Antalya'da ikamet etmekte. Jack London ve John Steinbeck sever, o kadar sever ki kendine yazar denmesinden utanır. Yazılım sektöründe geçirdiği kurumsal yılların ardından şu an huzurla çevirmen olarak çalışmakta. Kalıplaşmış düşünce çerçevelerinin dışına çıkabilen insanları ve bunun dışında kitaplarıyla yalnızlığı tercih eder, kedi sever, bisiklet biner, doğa aşığı bir kamp insanıdır.  

Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap
Gönder

İlginizi çekebilir