Loading

Yazsonu '82

Adalet Ağaoğlu'nun "Yazsönu" romanına gönderme...

Yazsonu romanı kapak resmi

“ Yağmurlar hiç olmayacaktı sanki. Gökyüzü masmaviydi. Güneş tam karşıdan vuruyordu. Aydınlık gözdeliciydi”  diyor yazar ve sürdürüyor:

“ Güneyde bir kıyı yoluydu. Ansızın denize inmişti. Sonra bir süre denizden uzaklaşmıştı. Derken yol, kıyıya daha yakın gelmişti. Şimdi lacivert, çoğu kez camgöbeği bir deniz, sıcakkanlı, yolun böğrüne iyice sokuluyor, giderek usulca kaçıyor, sonra uzaklarda giyindiği pusudan soyuna soyuna  ona daha yakın geliyordu. Denizin kayalara gire çıka, içlerini doldura boşalta çıkardığı uğultu da, sabırlı bir öfkeyi yoğuran uğultuydu. Çığlıklarla dışa vurulmamış bir yürek boğulmasıydı, denizde.”

İşte o denize varmak istiyorum. Yokuşun başında iniyorum otobüsten ben de, tıpkı yazar gibi. İşte o çeşme, hani yazarın “çirkin bir çeşmeydi” dediği… Görüntülüyorum saydam (slayt) olarak.

Saydam 1 / Çeşmeyi görüyoruz. Alnında “İsmet Sümer Hayratı 1968” yazıyor. Hiç de öyle çirkin gelmiyor bana. Biraz yapay bir doğallık verilmiş, taşına kireç bulaştırılmış bir yol boyu  çeşmesi.

Saydam 2/ Çeşmenin başındayım işte. Arkada o ünlü motel. Yapısı henüz tamamlanmamış; ama az kalmış bitirilmesine. Hiç de ayaklarım çamurda değil. Oysa ne diyor yazar: “…Çeşmenin oluğundan sızan su, önündeki tarla yolu ile şimdi bulunduğu yer arasını bataklığa dönüştürmüştü. Bataklığın ortasında çamur otları fışkırmıştı. Yanlış bir adımda ayakların nereye dek çamura gömüleceği bilinemezdi…”

Çeşmeden akan su parmak kadar ince. İnce bir yol arkaya doğru uzanıyor. Yüz, yüz elli metre sonra yazarın sözünü ettiği kulübe geliyor. Kumlu-tozlu yolda yürüyorum. Dönüp geriye baktığımda ayakkabımın izleri beliriyor kumlar üzerinde. Motelin önünden geçiyorum. Motorların, işçilerin sesleri birbirine karışıyor ve hemen yakınımda, demir parmaklıklı kapıları ardına kadar açık bir yerle karşılaşıyorum ve işte palmiyeler. İşte düğünçiçekleri, ya da Rodos çiçekleri, yazarın deyimiyle. Yazardan yine bir alıntı yapıyorum:

…Burada herşeye karşın yaşamını sürdüren tek şey, evin batı yakasını, yerden tavana sarmış, erguvanlığı inadına parlak, keskin azman Rodos çiçeği.( Burada bir parantez açıp şunu belirtmem gerekiyor: Ziraat mühendisi olan bir arkadaşım bu bitkiye ‘begonvilia’ diyor. Aynı çiçekleri Ege’de sanırım ‘ boru çiçekleri’, bir başka deniz kıyısında ‘düğün çiçekleri’ diye adlandırıyorlar. Bense bu, çiçekleri yapraklarından bol bitkiyi Rodos çiçeği olarak biliyordum…Ayrıca insan, bildiklerinde başkalarına karşı cömert davranmalıymış; ama bu cömertlikle gevezeliğin nerde ayrıldığını saptamak da güç).”

Gerçekten de öyle. Bildiklerinde cömert davranmalı insan. Gevezeliğin sınırlarını zorlamadan ben de sıralıyorum bildiklerimi, bu çiçek üzerine: Hemen söylemeliyim ki;  çiçekleri yapraklarından çok değil bu bitkinin, bir yanılgı var bu söylemde. Çiçek sayısı olağan; ama taç yaprakları öylesine renkli ve bol ki; çiçek sanıyoruz onları biz. Kimi yörelerde “konsolos çiçeği” de diyorlar buna. İlk kez bir yabancının ülkemize getirdiğini söylerler; belki de Rodos Adası’ndan.

 

 

 

 

 

 

Saydam 3/ Görüntülüyorum bu çiçekleri. İşte erguvan renkli yaprakları, o hep nem isteyen ve fazla rüzgârlı yerlerden kaçan düğün çiçekleri.

Demir parmaklıklı kapıyı geçip eve – romandaki kulübeye – yaklaşıyorum. Bir fotoğraf, bir fotoğraf daha. Romandaki kulübeyle karşı karşıyayım artık. O, kapıları pencereleri hep gucırdayan, tavandan tabana düğün çiçeklerinin sarktığı eski yapı.

Saydam 4/ Tahta pancurunun biri açık olan pencereyi görüntüye alıyorum. Mavimtrak yeşil bir sineklik var pencerede ve sineklikte yer yer delikler. Bir baş beliriyor pencerede, ben fotoğrafı çektikten sonra. Simsiyah uzun saçları ayırdedebiliyorum ve ayrıntısına varamadığım yüz çizgilerini.

  • Resim mi çekiyorsunuz? Diyor.
  • Evet öyle. İzin almadım; ama rahatsız mı ettim acaba?
  • Yok; ne demek rahatsızlık. Ben de çekiyorum benim de makinem var; ama makinem bozuk, anlar mısınız makineden, diyor.
  • Hiç anlamam, bozabilmeyi beceriyorum, diyorum.
  • Filmi sıkıyormuş makine, çevirmiyormuş, daha ilk karede tıkanıklık yapmış.
  • Buralarda hep böyle olur, diyorum. Makineye çok iyi bakmak gerek. Kumlar çok ince, uçuşuyor sürekli. Gelip bir yanına sıkışıyor makinenin. Üfleseydiniz biraz.
  • Bilmem, diyor. Hiç anlamıyorum bu işten. Yarın Alanya’ya gideceğim, bir onarımcı bulabilir miyim orada? Bu yörenin yabancısıyım da…
  • Ben de öyle, diyorum. Ben de yabancısıyım buraların. Değerli bir makineyse sağlıklı bir onarım yapamazlarsa yazık olur diye kuşkulanıyorum.

 

Yanılıyor muyum yoksa? Yazarın sözünü ettiği kulübe değil mi burası? Alnında hayratı yapanın adı yazılı çeşme, tozlu yol, yandaki motel, düğün çiçekleri. Yazarın o hep sözünü ettiği ayrıntılar sıralanmış işte.

  • Kiracı mısınız burada, yoksa günübirlik kalmaya mı geldiniz? Belki de yazlıkçısınız ! Kimbilir…
  • Gülüyor siyah saçlı kız. Kahverengi gözlerini de görüyorum naylon örgünün arkasından, süzgün bakışlarını da. Attila İlhan’ın bir iki dizesi geliyor aklıma Üçüncü Şahsın Şiiri’nden

 

“sessizce bir cıgara yakardın / parmaklarımın ucunu yakardın / kirpiklerini eğerdin bakardın”

  

 

Bakıyor işte ve yanıtlıyor:

  • Yok, yazlıkçı falan değilim; birkaç günlüğüne ve izinle kalıyorum burada, sahibinden izin aldım.
  • Biliyor musunuz sahibini buranın? Ünlü bir yazarın evi burası. Buranın bir romana konu olduğunu bilmem biliyor musunuz?
  • Onun için buradayım ya, diyor. O roman üzerine bir inceleme yapmam gerekti. Ben de yazara başvurdum. Öylesine alçakgönüllü davrandı ki;” Git kal romanın geçtiği yörede, hatta orada oku romanı, olayların geçtiği yerde. Sonra yaz izlenimlerini, birlikte tartışalım” dedi, diyor siyah saçlı kız.

 

Ben başarılar diledim tez yazacak kızcağıza; o bana iyi çalışmalar diledi ve ben olay yerini yani roman yerleşkesini istemeyerek terk ettim.

 

       Zorunlu EK :  Efemeralarım arasında bulduğum bu anı-öyküyü 1982’de yani tam 40 yıl önce yazmış bir kenara koymuşum. Hem sevgili yazar Adalet Ağaoğlu anılsın hem de birkaç satırla ben eski günleri anayım diyerek, içeriğine hiç dokunmadan…

 

  

Yalçın Anıl
Standart Üye / 11 Yazı / 8,5K Okunma

1938 Samsun doğumlu Orman Y.Müh. Emekli


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST