Loading

Hikaye: Leyla

Bir Şehir Manzarası

Bugün senin gözlerinin derinliklerinde  bir şey gördüm. Bana söylemeye bu kadar çekindiğin ne var baba? Bana hala  Leyla diye seslenmeni kaldıramıyorum evet.  içimin senin özleminle dolduğu o soğuk kış gecelerinde benden esirgediğin sevgiyi ona vermeni sağlayan babalık içgüdülerin hiçbir gücün yok edemeyeceği kadar sapasağlammış. Sonraki senelerde yüzünü unuttuğum için kendime çok kızmıştım. Şimdi o kadar çok özlüyorum ki o çocuğun gözünden dünyaya bakmayı. Yargılamayan, ayrıştırmayan günahsız bir çocuk olabilmem mümkün değil artık.  Bazen sırf sana hesap sorabilmek için bir dakikalığına olsun normale dönmeni isterdim.  Her yeni yaşıma girdiğimde, yastığımda yokluğunun yerini dolduran gözyaşlarının hesabını sormak isterdim. Usulca yanına yaklaşıyorum. Bugün çok iyisin. Doktor giderek daha da iyileşeceğini söyledi, diyorum. Gözlerimin içine öyle duygusuz bakıyor ki karşımdakinin yaşayan bir insan olduğuna inanmak zor geliyor. Annen geldi mi Leyla, diyor. Bugün nereye gidecektik biliyor musun?  Sonra yolun karşısındaki dolmuşları gösteriyor. Onların nereye gittiğini biliyor musun? Sonra gülmeye başlıyor. Öyle ürpertici öyle korkunç ki keşke onu hiç tanımasaydım. Hayalimde yaşattığım tüm tasvirleri katleden bu adamın babamın yerini almasına keşke hiç izin vermeseydim. Nefret ve sevginin ortasında senelerce beslediğim her gece ayrı bir öykümün başkahramanı olan adam bu olamaz.

   Liseye geçtiğim senenin yazında annem, babanın sana bir hediyesi var diyerek yanıma gelmişti. O an neler hissettiğimi sana anlatsam… O hiç alınmamış hediyeyi senelerce odamda, başucumda nasıl koruduğumu bir bilsen belki evladın olduğumu hatırlardın.  Senin yokluğunu o kitabı defalarca okuyarak doldurdum baba.  Edebiyat dersinde Attila İlhanın adını her duyduğumda  yüreğimden kopan bir şeyler oldu. Onu seninle o kadar  çok bağdaştırmıştım ki oysa.  Yüzündeki kırık hatlarla, gözlerinde belli belirsiz tebessümle baktığı kasketli resim senin en belirgin portren olmuştu. Seneler sonra gözlerindeki bu anlamsız boşlukla çıkageldiğinde bile seni ona benzetmek için kendimle ne kadar savaştığıma inanamazsın.   Sana yine şiir okumamı ister misin Babacığım. Kendi dünyasının boşluğuna doğru serince gülümsüyor.  Gözlerini yolun karşısına dikmiş.

Ne olur kim olduğunu bilsem Pia’nın

Ellerini bir tutsam ölsem

Böyle uzak uzak seslenmese.

  Bu gece annemin tarif ettiği uzağı düşünüyorum.  Bir gün mutlaka kavuşacağımı düşündüğüm babamın sesini duyuyorum yıldızlar kadar uzaktan. Balkondaki çiçeklerin üşüdüğü kadar gerçek geliyor bu bana.  Kalbimin derinliklerinde battıkça kanatan bir çam parçası gibi acıtıyor, balkondaki adını bilmediğim çiçek gibi üşütüyor bu gerçek beni . Sessizce nefes alıp veriyorum. O cam parçasının acısını tekrardan hissetmek, o sesi hiç unutmamak istiyorum. Beyaz duvardaki en renkli fotoğraf canlanıyor bir anda.  O sesin sahibine dönüşüyor. Belli belirsiz gülümsüyor. Kasketinin altından göz kırpıyor. Biliyor musun uzak seslenmelerin  ne olduğunu, diyor. Gözlerim utançla doluyor, yerin dibine geçiyorum.  Ne kadar gerçekse o kadar yalan bu hayale sarıldığım için o kadar pişman oluyorum ki. Senden defalarca özür diliyorum. Duvardaki resmi hemen kaldırıp en alt çekmeceye sokuyorum. 

           Ben bir şehre girdiğim vakit

           O başka bir şehre girmese

           Otelleri bomboş bulmasam

           İçlenip buzlu bir kadeh gibi

           Buğulanıp buğulanıp durmasam

Bu gün babalar günü diyorlar. Babanızın kıymetini bilin.  Birisi de babam benim geleceğimi çaldı diyor. Ondan nefret ediyorum.  Bense ikisinin ortasındayım. Senin kıymetini ölçmekle senden nefret etmek arasında gidip geliyorum. Sonra sana bir hediye bile alamadığım için üzülüyorum.

 Ben babama hiç hediye alamadım ki diyor. Onu sevip sevmediğimi bilmiyorum.  Bazen ondan o kadar nefret ediyorum ki keşke hiç doğmasaydım diyorum. Keşke bu adam benim babam olmasaydı. Onu hiç hediye alacak kadar sevmedim. Eminim ona hediye almamı asla istemezdi. Belki de babanı hiç tanımadığın için şanslısın diyor. Belki de öyledir diyerek konuyu kapatıyorum. Sana karşı ne düşünmem gerektiğine karar veremiyorum. Keşke tanısaydım onu, babalar gününü kutlamayacak kadar nefret etseydim ondan ama yine de yanımda olsaydı diyorum bir an. Sonra korkuyorum. Bir uçurum sanki gözlerimle ayaklarımın hissizleştiği bir yerlere sımsıkı tutunuyor. Geceler boyunca sarıldığım o düşlerin yitip gitmesinden korkuyorum. Bir insan hiç tanımadığı babasını bu kadar özler mi aptal dediğini duyuyorum. Eksikliğini geceler boyunca bir hayalete kim bilir hangi kadın için yazılan şiirleri okuyarak dolduran küçük kız çocuğundan nefret ediyorum. Zaafını bu kadar besleyen kendini ölümüne kandıran bu çocuğun asla büyüyemeyeceği gerçeğiyle hayalet uçurumda yitip gitmek istiyorum.  Bana bu canı bağışladığından için için nefret ettiğim kişi yine bu dünyaya katlanmam için benim sığınağım oluyor. Belki de bir gün babanı gerçekten seversin diyorum. Yanında olduğu için, seni hiç bırakmadığı için seversin, diyorum.  Ondan kurtulacağım gün hayatımın en mutlu günü olacak diyor.

          

           -  Ne olur bir sabaha karşı rıhtımda

             Çocuklar Pia’yı görseler

             Bana haber salsalar bilsem

              İçimi büsbütün yıldız basar

 

Annem yine her zamanki  hüznüyle koltuğun bir yerlerinde oturuyor. Her zaman iki iş birden yapardı ama şimdi sadece düşünüyor. Onun yüzüne bakan her insan bunu kolayca anlar. Zaman kavramı olmasaydı annemin yaşını asla bilemezdim. Bazen o kadar gençleşiyor ki onu düşlerimdeki kız çocuğu sanıyorum. Bazen de tahmin edemeyeceğiniz kadar çok yaşlanıyor. Yine mi o kitabı okuyorsun diyor. Sessizce kaldığım yerden devam ediyorum. İçimden her dizeye derin duygular yüklüyorum. Ah güzel kızım benim. Bu kadar özleyeceğini bilsem sana o kitabı alır mıydım diyor.  Keşke sen de benim gibi unutabilsen…  Her gece yastığıma damlayan gözyaşlarını arıyorum ama ne kadar uğraşsam da ağlayamıyorum.  Ağlarsam yine o aciz düşlere sığınacağımdan korkuyorum. Odamdaki portrenin yanına koşuyorum. Ömrü alt çekmeceyle duvar arasında gecen bu karanlık tabloyu parçalıyorum. Gözyaşlarım ellerime damlıyor. Ayaklarımın dibinde bin parçaya bölünmüş cam kırıkları var. Sonra sıra kitaba geliyor. Ne kadar uğraşsam da tek bir sayfasına bile dokunamıyorum.  Sanki bir cinayet işleyecekmişim gibi geliyor. Kitabı en alt çekmeceye fırlatıyorum.

 

-Sırtında yoksul bir yağmurluk

Çocuk gözleri büyük büyük,

Üşümüş, ürpermiş, soluk

Ellerini tutabilsem Pia'nın

Ölsem, eksiksiz ölürdüm…

 

 Babamın gözleri yaşarmış. Onu gördüğümden beri ilk defa bir insana dair iz bulmuşum. Umutla gözlerinin içine bakıyorum, dudaklarından dökülecek iki heceyi bekliyorum. Babam tüm donukluğundan arınmış yüzüne hislerin binbir rengini giymiş çehresiyle sanki son sözlerini söylüyor. Ah Leylam, bizi ayırdılar.

Yaşar Aydıner
Standart Üye / 7 Yazı / 6,0K Okunma

Kısa hikaye yazarı


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST