Loading

Kalabalığın İçindeki Yalnızlık

Kalabalıkta yalnızlık

Hayatının en mutlu günlerinden birini yaşayacaktı gelecek hafta. Çok kalabalık bir parti ile bitirdiği doktora eğitiminin kutlaması yapılacak. Her şey hazırlanıyordu, tüm dostlar, arkadaşlar, eş dosta haber uçurulmuş, havuzlu bir villa kiralanmış, müzik ekipleri, dans gösterileri eşliğinde bir parti ile kutlama yapılacak. Çağırdığı herkes geleceğini söylüyordu. Çağırdığı kişiler arasında aylardır belki yıllardır görüşmediği arkadaşları, akrabaları, tanıdıkları ve niceleri de vardı. Günler birbirini kovalarken parti gününün sabahı erkenden uyandı. Son hazırlıklarını yaptı, kiraladıkları villaya gidip kontrollerini yaptı ve her şeyden emin olmak istedi. Her şey hazırdı ve çok güzel bir gece onu bekliyordu. Kalabalık gittikçe artıyor, yüzünü gördüğü ama adını bile hatırlayamadığı onlarca insan gelip gidiyordu. Eski okulundan arkadaşları, mahalleden arkadaşları derken aşırı bir kalabalık toplanmıştı. Parti başlamış herkes eğleniyordu. Orta ve üst yaş tanıdıklar yavaş yavaş dağılmış, sadece gençlik kalmıştı. İçkiler elden ele geziyor, herkes ne içtiğine bile bakmadan bardakları boşaltıyordu. Herkesin tebrik konuşmasını dinlemekten yorulmuş, eline birasını alıp bahçede bir köşeye atmıştı kendini. Çimenlerin üzerine oturdu, arkasındaki duvara yaslanıp insanları izliyordu. Bu kadar tanıdığının olması onu şaşırtmıştı. Kötü bir günümde ulaşmaya çalışsam bir kişi bile bulamam, bu kadar insan nasıl da iyi günümde yanımda diye düşündü. Birayı yudumladıkça biraz daha çakırkeyif olmaya başlamıştı. Belki aylardır ağzına içki sürmüyordu, sevmediğinden ya da başka bir sebepten değil, oturup kafa dinlemeye, birkaç kadeh içki tüketmeye bile vakti yoktu. Vakti olduğu zamanlarda da eğlenecek enerjiye sahip olmuyordu. Zaten hayatının büyük kısmı hep atalet halinde geçiyor, eğlence için vakit ayıracak güce sahip olmadığını biliyordu. Günler birbirini kovalarken bu yoğunlukta kendini bile düşünemiyordu. Çevresindeki insanlar onu hep işleri düştüğünde arıyordu ya da dert anlatmak için. Eğlence olduğunda, mutlu bir olay olduğunda kimsenin aklına gelmiyordu. Cebinden sigarasını çıkarttı, bir dal yaktı ve izlemeye devam etti. Çoğunun adını bile hatırlamıyordu ya da nereden tanıdığını bile çıkaramıyordu. Eğlence olduğu için çağırdığı herkes gelmişti neredeyse.

Düşündü, bir yakınım ölse, cenazem olsa misal dedi: kaçı gelir? Bu kalabalıktan kaç kişi elini omzuma koyup bana destek olmayı düşünür? Sanırım hiç biri dedi. Çevremdeki kuru kalabalıkta sadece düz bir bireyim. Kötü günlerim elbet oldu, aramadım kimseyi. Çağırmadım. Biliyordum gelmeyecekleri. Gelmezler. Birkaç kez denedim yapmayı. Aradım, dedim ki böyle böyle bir olay oldu sana ihtiyacım var. 10 kişiden 9'u aynı cevabı verdi. "Gelmeyi çok istedim ama işim var, müsait değilim." Eğlence olunca kimsenin işi olmuyormuş demek ki. Nasıl da vakit ayırdılar.

Doktora eğitimi yeni bitmişti. 20'li yaşlarının sonuna yaklaşmıştı. Annesi genç yaşta ölmüş, alkol bağımlısı babasından gizli gizli kitaplar alıp ders çalışarak gelmişti bu noktaya kadar. Eğitim hayatı boyunca bir kişi bile destek olmamıştı belki de. Okuldaki öğretmenleri bile yardım istediğinde burun kıvırıyorlardı genelde. Otobüse binmek için 25 kuruşu eksik olduğunda şoför bile almıyordu otobüse. Belki herkesin başına gelen şeyler ama onun farkı vardı.

O çevresindeki her şeyi kafasının içinde düşünüp düşünüp kendini yiyip bitiriyordu. İnsanların 1 saniye bile olsa hatırlamayacağı şeyler için günlerce kafasını meşgul ediyordu. İzlediği bir belgeselde, yavrusuna yemek getiren bir ceylanı aslan yakalamıştı ve yemişti. Yavrusu aç kalacak diye günlerce üzülmüştü. İnsanların umursamayacağı şeyler onda büyük yaralar açabiliyordu. O yüzden olsa gerek hep stresli ve düşünceliydi. Mutlu olmayı bir türlü becerememiş, dünya için kısa, kendisi için upuzun sürmüş hayatı boyunca hiçbir zaman kendisini mutlu hissetmemişti. Bundan kaynaklı olsa gerek, sevildiğinden hiç emin olmamıştı hayatında. Kimse için içten bir şekilde "beni seviyor" diyememişti bile.

Çevresindeki insanlara ne kadar değer verirse versin kendini hiç değerli hissetmiyordu. Kimse için bir önem arz etmediğine emindi. Bugün ölsem diyordu, yarın bile hatırlanmayacak bir cesetten başka bir şey olmayacağım.

Şu kalabalığa bak, benim için geldiğini söyleyen onlarca insan var. Hiç biri benim neler yaşadığımı bile bilemeyecek kadar uzaklar bana. Tek amaçları eğlenmek. Hiç biri burada başarımı bile kutlamıyor aslında. Eminim çoğu neden burada toplandığımızı bile bilmiyor. Eğlence var diye geldiler. Benimle alakası yok. Şu koskoca kalabalıkta, hem de benim için toplanmış koskoca kalabalıkta tek başımayım. Hep böyle olacak belki de. Bir gün mezarıma geldiklerinde bile adımdan soyadımdan başka bir şeyimi bilmeden orada olacaklar. Böyle birisi vardı diyecekler kim olduğumu bilmeden. Her insan ayrı hikayedir derler ya, aslında öyle değil benim için. Ben sadece bir kitap kapağıyım, hiç içi açılıp okunmamış, bir köşeye bırakılmış, terkedilmiş bir kitabım ben. İçimde neler olduğunu benden başka kimse bilemez, bilmek istemez. Ben bu raflarda tozlanıp eskiyecek, bir gün yok olacak, hiç önem arz etmeyen bir romanım. Bir kütüphaneyse bu dünya, ben o kütüphanede hiç uğranılmayan köşesiyim. Kalabalık olmak değilmiş meğer mevzu, var olabilmekmiş. Rüzgarsız havada güçlü olmak değilmiş, rüzgarda dimdik durabilmekmiş hayat.

Hiçbir rüzgarda yıkılmadım. Köklerim kendim oldum, kendim tutundum toprağıma. Yıkılmamak için kendim mücadele ettim. Şimdi bir kaktüs gibiyim herkesin uzak durmak istediği. Etrafım allı morlu çiçekler doldu kimsenin gözlerini alamadığı. Ben bu bahçede açmış en garip çiçeğim. Dünya benden bir haber, ben dünyadan umutsuz! Ama seviyorum bu dünyayı, ne kadar kopmak, ne kadar bırakıp gitmek istesem de, bırakamadığım tek yer bu uzayda zerre etmeyecek kaya parçası.

Oğuzcan Korkusuz
Standart Üye / 5 Yazı / 4,2K Okunma

okur, yazar, blogger.


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST