Loading

Tribün Bestesi

tribün

 

Merhaba Sevgilim,

Merhaba Küçüğüm,

Merhaba Biriciğim…

Bugün seni gördüğüm o son günün üzerinden tam 25 sene geçti. Kimine göre 25 sene, bana göre 25 ömür sayılır. Herkes bir kere doğar, bir kere ölür diyorlar. Ben bir kere doğdum da şu yaşıma kadar 25 kere öldüm. Şikayetçi değilim ama, sakın yanlış anlama beni, sitem sanma yazdıklarımı. Varsın sana kavuşana kadar bir 25 sene daha öleyim. Önemli değil. Senin için, bana verdiğin amaç için uyandığım her gün değer 25 seneme. 

Sana bu mektubu yazarken bir nebze bulunduğum yerden uzaklaşmak, gizli gizli buluştuğumuz, beni miraca çıkartan o gecelerin yaşandığı gül bahçesine gitmeyi hedeflemekteyim. Ne de güzeldin o bahçenin içinde. Gerçi sen hep güzeldin de… Sen aralarına girince kıskanır, boyunlarını bükerlerdi sanki güller. Ben öyle hissederdim. O güllerin arasına girip yere bağdaş kurarken karşılıklı, sana hiç dokunmazlar tüm dikenlerini bana batırırlardı. Sana onlar bile kıyamazdı. Sana Tanrı bile kıyamazken sana şimdi kimler kıydı…

Sevgilim, bu sana yazdığım bilmiyorum kaçıncı mektup. Sana yazmak bana iyi geliyor, sanki yine o gül bahçesinin içinde buluşmuşuz da dertleşiyormuşuz gibi… Ben işsizlikten, sana olan aşkımdan, ailenin seni bana vermeyeceğinden korkmaktan bahsederken nasıl da güzel dinlerdin beni. Yüzünde buruk bir gülümseme sessizce okşardın yanağımı. Reçelden tatlı dudakların hareket etmezdi belki ama derin gökyüzü gözlerinle geçecek derdin. Halledeceğiz derdin. Hala bu sözün için ayakta duruyorum. Bunu diğer mektuplarımda olduğu gibi bunda da belirtmek istiyorum. Halledeceğim sevgilim. Belki artık birlikte değil ama bizim için halledeceğim.

Bu mektupta sana bir şey anlatacağım. Türk filmi kıvamında bir hikaye. Biliyorum ki bayılırsın böyle hikayelere. Daha 6 yaşındayken süt annenin dizinin dibine oturup saatlerce anlattığı o saçma yalan dolan hikayeleri dinlediğin zamanlardan hatırlıyorum, eminim ki seveceksin bunu da. Üstelik bu hikaye dinlediğim gibi bana seni hatırlattı, seni nasıl sevdiğimi bir kere daha anlattı. Bu yüzden daha çok seversin.

Burada bir Muzaffer abi var. Çok saygı değer, çok muhsin bir abimiz. Hiçbir zaman çok konuşmaz, kavgaya gürültüye karışmaz. Genelde ranzasının üst katında oturur, Kuranını okur, duasını eder. Böyle geçirir günlerini. Yalnızca fanatik derecede Karşıyaka sevdalısı. Yalnızca maç günleri istisna uyguluyor kendisine. Yanımıza gelip oturuyor masanın başına. Açıyor radyoyu, hep beraber maçı dinliyoruz. O zamanlarda bir mezarın üstünde bitiveriyor sanki masmavi bir çiçek. İçinden 10 yaşlarında bir çocuk fırlayıveriyor. Öyle bir heyecanlı… Karşıyaka kazanırsa hele, işte o zaman bayram havası… Daha bir umutlu, daha bir canlı, daha bir güleç oluveriyor. 

Aynı benim seni görmek için evden çıkıp o gül bahçesine yürüdüğüm yolda olduğum gibi. 

Sana anlatacağım bu umutlu hikayeyi de işte böyle bir galibiyetten sonra neşeyle anlattı Muzaffer abi. Hepimizi ilgiyle kilitledi etrafına. O an elimde çayımla yan sandalyesine çökerken bilmiyordum bu hikayenin beni sana getireceğini.

Aptal kafam… Her şey bir şekilde beni sana getirmiyor muydu sanki.

Olay olduğunda kendi taraftar grubuyla otobüsteymiş Muzaffer abi. O zamanlar genç bir delikanlı tabi. Güzel bir galibiyet sonrası hep birlikte deplasmandan dönüyorlar. Herkes neşeli, marşlar söyleniyor…Yalnız içlerinden gencecik bir delikanlı sessizce oturuyor, gözlerine dolan hüzünle uzaklara bakarak iç çekiyormuş. Tabi dikkatlerden kaçmamış bu, tribün lideri, grubun abisi Faruk abi olaya el atmış. Önce susturmuş tüm otobüsü, ardından delikanlının derdini sormuş. Bir iki ısrardan sonra dayanamamış bizimki, başlamış yaşlı gözlerle anlatmaya. Sevda derdiymiş, sevdiği kızı ailesi vermek istememiş delikanlıya. Ne bir ailesi varmış, ne bir işi varmış; kızlarına nasıl bakacakmış, onlar kızlarını sokakta bulmamış… Tüm otobüs dertlenmiş tabi oğlana. Faruk abi biraz düşünmüş, tartmış sonunda ayağa kalkmış otoriter bir sesle sormuş delikanlıya, sen bu kızı ne kadar seviyorsun, diye. Delikanlı silmiş gözündeki yaşı, abi demiş, onu her düşündüğümde içimden bağırarak tribün besteleri söylemek geliyor. 

Bunun üzerine Faruk abi karar vermiş, otobüsü çevirmişler, rota kızın evi. Gecenin bir vakti, otobüs dolusu formalı adamlar apartmanın önüne gitmişler. Faruk abi kolunun altına almış delikanlıyı, önce marşlar söyleyerek kızın babasını cama çıkartmışlar, sonra, bu oğlanın ailesi biziz, kefili bizzat benim, Karşıyaka tribünü gençlerin mutluluğu için, tribün bestelerinin devamı için her türlü desteğe hazır diyerek istemişler kızı babasından. Velhasıl meşalelerle, marşlarla, kırmızı yeşil formalarla almışlar kızı.

Maç dönüşü galibiyet coşkusuyla dolup taşan bir sürü insan işte böyle bir sevdaya yardımcı olmuşlar o gece.

Muzaffer abi bize bu hikayeyi anlattığında aklımda sen vardın. 

O delikanlının söylediği şeyi düşündüm. Sevgisini anlatmak için ifade ettiği o, onu her düşündüğümde içimden tribün bestesi söylemek geliyor cümlesini tekrar tekrar oynattım kafamda. 16 yaşlarında, gül bahçesinin ortasında bembeyaz elbisenle melek gibi durup bana, beni ne kadar çok seviyorsun diye sorduğun o gün geldi aklıma.

Sanırım bu yüzden bu kadar çok etkiledi beni bu hikaye. Çünkü o an sana bunu nasıl anlatacağımı bilememiş, hiçbir cümlenin sevgimi anlatmak için yeterli olmadığını düşünüp susmuştum. Fakat o günden sonra duyduğum her sevda hikayesinde bu soruna cevap verdim. Sen bilmesende ben o günden sonra yaşadığım her günde, yaptığım her şeyde sana, senne kadar çok sevdiğimi anlattım. 

Bu hikayede de böyle işte. Eğer fanatik biri olsaydım sana olan sevgimin büyüklüğünü ben de anca böyle betimleyebilirdim. Nasıl maçlarda boğazım yırtılana kadar bağırıp, yağmurun altında sırılsıklam bir sevda uğruna zıplayacaksam havaya, işte seni de aynı böyle seviyordum. 

Gül bahçesinin ortasında, dikenler etimi keserken, sicim sicimkan damlaları tenimin üzerinden belli ederken kendini nasıl yüzünün güzelliğiyle büyüleniyorsam işte öyle seviyordum… 

Keşke sana bunları söyleyebilmenin, uzun uzun anlatabilmenin bir yolu olsa. 25 senedir kendimi bunun için suçluyorum. Belki de sana bakışım yeterli olmadı sevgimi anlatmaya. Belki emin olsaydın bundan, yaşadığın o kötü şeyleri atlatabileceğimize dair inancın olacaktı. Belki ben o kadar genç olmasaydım o anda sana bu kötülüğü yapanların canını almayı değil senin yanında olmayı tercih edecektim ve şu an bambaşka bir yerde olacaktık. 

Öyle ya da böyle. 25 senede öğrendiğim bir şey de olanları asla değiştiremeyeceğim. 

Babanı öldürdüm. 

Gözüm dönmüştü. 

Seni o gül bahçesinde, parçalanmış yüreğinle bulduğumda kendimi kaybettim. Göremedim gözlerinde sönen o ışığı. Sana belki orada tribün besteleri söyleseydim bambaşka olacaktı her şey. Ama olmadı… Yapmadım. Bunun yerine bir bıçak kapıp tek darbeyle akıttım kanını o adamın. Sana dokunduğu ellerini kesip atmak, sana yan bakan gözlerini oyup çıkartmak istedim. Belki sonrasında sana gelip işte seni bu kadar çok seviyorum diyebilirdim. Yapmadım, yapamadım. Kaçtım senden. 

2 gün sonra haberin geldiğinde inanamadım. O zamana kadar emindim senden, onu sevdiğimi biliyor, vazgeçmez bizden demiştim. Fakat bilemedim senin bizden evvel kendinden vazgeçtiğini. İpte bulmuşlar dediler, bilekleri kesikmiş dediler, uçurumun dibinde buldular dediler. Emin olmadım, bilmedim nasıl olduğunu. Benim için bitmişti her şey. Ertesi gün teslim oldum. 

Neyse bunlar bilmediğin şeyler değil. Söz vermiştim üstelik hüzünlü şeylerden bahsetmeyeceğime. O yüzden bu bahsi kapatıyorum. Sana bir havadis verip, beni bekleyen bu kaçınılmaz kavuşmaya gün sayıyorum. 

Geçen gün köyden bir ahbap ziyaretime geldi. Konuşurken o kansız abinin köye geri döndüğünü söyledi. Tamam dedim, o an anladım. Sevgilim beni çağırıyor. Bunca zaman beklediğim, halledeceğime söz verdiğim her şeyin zamanı geldi artık. 

Sevgilim, gül kokulu meleğim.

Hayatına uzanan bir dalı kopardım dibinden, bir diğerini de kopartıp ellerimde güllerle geleceğim kapına. Tahliyeme 6 gün kaldı. Halledeceğim sevgilim. Tribün bestelerini haykırarak söylemek için gün sayıyorum. Bekle beni...

Etiketler:
Efşan Göral
Yazar / 11 Yazı / 37,7K Okunma

Hasan Tahsin 22 Eylül 2020 - 01:47:49

Yanıtla

Bu yazıyı daha önce paylaşmıştıniz dimi ?efsan hanım

Efşan Göral 01 Ekim 2020 - 00:02:24

Yanıtla

hayır ilk defa paylaşıyorum


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST