Loading

Cehennem Biziz: Kendi Benliğimizle Yüzleşmek

Anlamın Peşinde: Acı, Narsizm ve Yeniden Doğuş

STOCK İMAGE

Sevgili Dost:

İnsanlar bana ne öğretti biliyor musun?

Hayatı cehenneme çeviren benliğin ta kendisi.

Sen kötü olduğun için her şeyi kötü hale getiriyorsun. Sepetteki çürük elma misali bulaştığın tüm sağlam elmaları çürütmeyi,; hastalığını, garezini aktarmayı başarıyorsun. Peki neden böyle? Neden bu kadar kırılgan, kibirli ve küçümseyici bir varlığız? Neden bu kadar tanrıyız, tanrıçayız? Niye hepimiz kusursuz, günahsız birer kurbanız? Niye hepimiz dört bir yandan feleğin sillesini yemişiz? Bizde hiç  mi suç yok? Bir şeylerin üstesinden gelememek, başaramamak hep bizim mükemmelliğimizi göremeyen üst düzey insaniyetimizi göremeyen çevrenin , ailenin, arkadaşların suçu mu? Biz bu kadar iyilik timsaliyken niye hep karşımıza kötüler çıkıyor? Niye hep kötülükle yüz göz oluyoruz? Niye herkes katlanılmaz, çekilmez, bencil oluyor da sadece kendimiz değerli oluyoruz? Bu içsel narsizmin sebebi nedir? Kendimizi  her halükarda haklı ve değerli çıkaran bu iyi hümanist avukat, davayı kazanma uğruna bizden neler alıp götürüyor. Bir parçamız bir parçamızı eritirken bizler hala yerinde sayıp şikayet eden, suçlayan kimliklere dönüşüyoruz.

   Başarısız olduysak fırsat vermeyen toplum suçlu. Mutsuz olduysak aile suçlu. Hata yaptıysak, yanlış tercihte bulunduysak yine bir suçlu buluyoruz. Kendimizde en ufak bir kabahat aramadan hep kurban psikolojisinde yaşıyoruz. Bu korkunç ruh hali modern kişisel gelişim akımının bir sebebi midir yoksa kuşak değişiminin, imkan değişiminin sonucunda bu çağda  büyümüş olmanın bir sonucu mudur bilinmez hayatı yaşanmaz ve çetrefilli bir yolculuğa dönüştürdüğü kesin. Yıllarımızın sayılı olduğu şu kısa ömürlerimizde anlam arayışımızı bu denli kıtlaştıran başka bir kapan var mıdır bilemiyorum. İnsanı yoran ve sıkıştıran bu kurban psikolojisi her halükarda potansiyelini heba etmeyi ve bu yolda suçlu aramayı konforlu hale getiren bir durum. Fakat insan başına ne gelirse gelsin mücadele gücünü algısıyla şekillendirerek alt etmeye kodlanmış.  Her türlü zorlu koşula uyum sağlayabilecek nitelikte evrimleşmişiz. Binyıllar önce atalarımız olan Homo Sapiensler diğer insan türlerini bu adaptasyon ve organizasyon becerileriyle alt etmiş. Bu süreçte kabuğuna çekilip kurban olmayı tercih etselerdi, organizasyon ve görev paylaşımı yaparak zorlu çevre koşullarının üstesinden gelemeyecek ve tarihe gömüleceklerdi.

  Victor Frank tarafından yazılan İnsanın Anlam Arayışı kitabını bir yol arayışı içinde olan herkese  önermek isterim. İnsanoğlunun zorlu koşullara uyum sağladığının her ne koşulda olursa olsun var olmaya duyduğu bağlılığın örneği bu kitap. Bir insan en fazla ne kadar acıya katlanabilir? Sorusuyla birlikte İnsan bir acının içinden güçlü ve vakur bir biçimde nasıl çıkabilir? Sorusuna da cevap veriyor. Kitaptan hoşuma giden birkaç cümleyi alıntı olarak paylaşmak istiyorum.

"Yaşamak acı çekmektir ve hayatta kalmak acıda bir anlam bulmaktır."

"Yaşamak için bir nedeni olan insan her türlü nasıla katlanabilir."

"Mutluluğun peşinde koşulmaz. O kendiliğinden ortaya çıkmalıdır"

"Kişi her şeye alışabilir."

 

İşte günümüzde acı müzesi olarak sergilenen Auschwitz ’de dehşet günler geçiren Frankl’ın insanlığa ders niteliğinde olan hayat felsefesini özetleyen cümleleri.

 

  Kişiyi iyileştirmek verimli ve huzurlu bir hayat sürmesini sağlamak amacıyla yapılan terapilerde amaç, değersizlik duygusunu ortadan kaldırmak, ümitsizlik, uykusuzluk, iştahsızlık, hayattan keyif alamama, geleceğe karşı karamsar tutum içerisinde olma vb. semptomları kontrol altına almaktır. Bunu suistimal eden kişisel gelişim yazarlarından bazıları-samimi olanları tenzih ediyorum- depresyon gibi ciddi bir rahatsızlığın belirli semptomlarını kullanarak herkeste değersizlik duygusu varmışçasına insanlara sorunlarıyla baş etme mekanizması kurmaya fırsat vermeyecek biçimde bir özgüven pompalıyor. Mevcut sorunu kişinin duymak istediği şeyleri söyleyerek hasır altı ediyor. Şişirilmiş bir benlik ve egosantrik bir hayat aşılıyor. Bu kitaplarda şablon hep aynı. Hatalı olan çevre, mükemmel olan kişi. Değerli olan kişi, onu hak etmeyen çevre. Bu düşünce şemasını kanıksayan birey kurban psikolojisi dediğimiz durumun içerisine düşüyor. Hayatta başarısız olduysa onu dünyaya getiren anne , babasına; öğreniminde başarısız olduysa öğretmenine; işinde başarısız olduysa iş arkadaşlarına veya yöneticisine; dikiş tutturamadıysa sisteme suç buluyor. Baş etme ve çaba mekanizmaları giderek köreliyor. Değersizlik duygusu yaşadığını düşünürken içinde gitgide büyüyen bir narsizmin kölesi haline geliyor. Hem kendine etrafındakilere hayatı çekilmez bir hale getiriyor.

 

   İşte bize tek seferlik bir biletle tekrarı olmayan bir oyunda, kendimizi ortaya koymak, benliği gerçekleştirmek için verilen fırsatı teperek hayat sahnesinde çuvallamak bu olsa gerek. Peki ne yapmalı değersizlik duygusuyla, acılarla, başarısızlıklarla dolu bu hayata nasıl katlanmalı?

Birinci Kural: Kimsenin etki alanında kalmadan kendi doğrularını şekillendir. Sana acı veren bir olayın içinden çıktığın noktada daha güçlü olacağını unutmadan sabır göster. Sabır basite indirgenmeyecek kadar önemli bir kavram. Zamanla sana acı veren, ruhunu ezen olayların nasıl kabullenildiğine, sabır ve metanetle üstesinden gelebildiğine sen de şaşıracaksın. Kurban psikolojisinden çık. Kişisel gelişim ana akım kalıplarından uzaklaş. Her hasta aynı yöntemle terapi edilemez. Kimse evrenin en değerli varlığı değildir. Kimse mükemmel değildir. Evren kimseye oturduğu yerden sonsuz şifalar sunmaz. Kimse kendisine yapılan her şeyi affetmek, kabullenmek zorunda değildir. Terapi kişiye özgüdür. Sana en iyi gelen yöntemi kendin keşfet. Bu kimisi için yazmaktır, okumaktır. Kimisi için müziktir. Kimisi için felsefedir. Kimisi için spordur, kimisi için iştir, ailedir ama ne olursa olsun kendine bir meşgale bul. Depresyon boşta kaldığın anda seni yiyip bitiren ve vesveselerle çürüten bir hastalık. Bunun farkında olarak ondan kaçmadan onu sabırla kabullenerek yola çık. Unutma ki değersizlik duygun kurban psikolojisine dönüşürse baş etme mekanizmaların çalışmaz hale gelir. Kızdığın, gücendiğin herkesin bir insan olduğunu, senin gibi bir yaşam sınavı verdiğini asla unutma. Belki çok zalim insanlar tanıdın. Er ya da geç bu hayatın bir sonu olduğunu ve hiçbir kötülüğün cezasız kalmayacağını aklından çıkarma. Yaşayacağımız günümüz olduğu müddetçe fırsatımız hep vardır. Kendini bu hayat yolculuğunda yaşamanın büyüsüne kaptırmaya, hayatın tadını çıkarmaya çalış. Kimseyi bilinçli ya da bilinçsiz olarak üzerinde yapmış olduğu etki için suçlama. Unutma ki hayatının başrolü sensin. Yaşamanın şakaya gelmediğini bilerek, var olma fırsatını benliğinle şekillendir. Şairin de dediği gibi:

Yaşamak şakaya gelmez,
Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
Bir sincap gibi mesela,
Yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
Yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
...
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
Yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
Yaşamak yanı ağır bastığından. /Nazım Hikmet RAN

Yaşar Aydıner
Standart Üye / 20 Yazı / 115,9K Okunma

Kısa hikaye yazarı


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST