Loading

BİR YOL HİKAYESİ MALTA - 1

MALTA

"Seyahat etmek özgürleştirir" derler. Doğrudur da... Hem insanın içine yaptığı yolculuktur seyahat, hem de hiç görmediği yerleri, insanları, kültürleri tanıyarak artan bir zenginliktir. Yol her zaman açıktır. Gitmek isteyene... Bu nedenle durmayın, kimsenin en önemlisi içinizdeki sesin sizi durdurmasına izin vermeyin...

İki yıl önceydi, içimdeki gitme isteği bir türlü dinmiyordu. Yıllarca yurt dışında yaşam için çabalamış eşyalarımı bile elden çıkarmıştım para biriktirmek için. Olmadı, gidemedim ama artık yerime sığmıyor, bir şekilde yurt dışında yaşam nasıl olur duygusundan, tükenmişlikten, gitmenin, yurt dışında yalnız seyahat etmenin nasıl bir duygu olacağı merakımdan kurtulamıyordum. Sonunda bir karar vermiştim. Yurt dışına dil eğitimi için gidecek, böylece hem yalnız yurt dışına seyahat etme özgürlüğünü yaşayacak, hem İngilizcemi geliştirecek, en önemlisi içimdeki arayışa bir anlam bulacaktım. Hemen eğitim danışmanımı aradım. Fikirlerimi paylaştım ve muhteşem bir yolculuk planı çizdik birlikte. Muhteşem diyorum çünkü hayatımın en güzel 5 haftasını geçirdim sayesinde.

Peki, Bu Yolculuk Planım Neydi?

Malta’ya gidecektim. Düşündük, taşındık en uygun, en güzel zamanı seçmek için detaylı bir araştırma yaptık ve sonunda Malta’nın en güzel zamanı olan Sonbaharı seçtik.

Türklerin artık dönüş yoluna geçtiği, fiyatların ucuzladığı, havanın yavaş yavaş serinlemeye başladığı, festivallerin olduğu yani kısacası Malta’nın muhteşem zamanlarıydı.  

Hemen bir dil okulu seçtik. Dil seviyeme göre alacağım eğitimi ve kalacağım yeri belirledik. İki ay öncesinden okulla bağlantı kurup, evraklarımı tamamladık. O sıralar Schengen Vizem olduğundan ayrıca bir vize almam gerekmedi neyse ki. Uçak biletimi de alıp bekleyişe geçtim…

Artık her şey tamamdı, işime, aileme, dostlarıma yani Türkiye’deki hayatıma geçici bir ara vermeye, kendimle baş başa kalacağım zamanın içinde olmaya çok az kalmıştı. Hemen gidip kendime kocaman bir valiz aldım, gündüzleri okula giderken giyilecekler, sahilde giyilecekler, akşamları eğlence mekânlarında giyilecekler derken valizi epeyce doldurdum ☺ En önemlisi ise kahvaltı yanında vazgeçemediğim çayım, sonra kendime gelmek için içtiğim Türk kahvem ve bazı akşamlarımın vazgeçilmezi çekirdeğimdi ki onları da aldıktan sonra artık hazırdım yolculuğuma ☺️ 

Hayatımın En Güzel 5 Haftasını Nasıl mı Geçirdim?

Sonunda zaman gelmişti İzmir’den İstanbul’a oradan da Malta’ya gittim. Malta havaalanına vardığımda o kocaman valizimin tekerleği kırılmıştı ilk düşündüğüm şey “aksilikler yine mi peşimi bırakmayacak” olmuştu ama neyseki havaalanında beni karşılayan müthiş sıcakkanlı okul görevlisi sorunuma hemen el attı ve ilgililerle görüşmemi sağlayarak tutanak tutturmama olanak verdi. Hoş bu tutanağın Türkiye’deki karşılığı koca bir hiç oldu ama neyse bu kısmını unuttum gitti.

Tüm karşılamalardan sonra görevli beni servisime bindirmişti ve garip bir yolculuk sonunda okula varmıştım. Garip diyorum çünkü her şey tersti sanki. Şehir, arabalar üzerime üzerime geliyordu. Trafiğin soldan akması bende bir kaos yaratmıştı o an ama zaman içinde alışıyor insan o kaosa bile ☺️ 

Okula gittiğimde işlemlerim yapıldı. Gerekli kartlar, dokümanlar ve program verildikten sonra kalacağım yerdeki odamın hazır olması için bir süre beklemem gerektiği söylendi. Ben de eşyalarımı onlara teslim edip ilk iş olarak okula yakın çevreyi keşfe çıktım. Bir süre yürüdükten sonra kendime güzel bir kafe bulup internete erişip, aileme ve dostlarıma ilk merhabamı ilettim. Sonra da soğuk bir Malta Birası ile taçlandırdım yolculuğumun ilk anlarını ☺ 

Okula döndüğümde odam hala hazır değildi ve oldukça mahcuplardı beni uzun zaman beklettikleri için. Sorun olmadığını dile getirsem de, çok üzgün olduklarını ve bu kibarlığım için bana bir hediye vermek istediklerini söylediler. Programda ücret ödeyerek gidilecek ve benim en çok görmek istediğim yerlerden biri olan St. Peter’s Pool gezisini hediye ettiler. Tabiki “hayır” diyemedim ☺ 

Konaklayacağım yere gittiğimde beni yine okuldan görevli olan gençler karşıladı ve apart kurallarını nazikçe ilettiler: “Şu çöpler şu saatte, bu çöpler bu saatte apartmanın önüne koyulacak, mutfağınız ve buzdolabınız, salonunuz, çamaşır yıkama odanız ortaktır, umarız keyifle zaman geçirirsiniz.” Bilgilendirme yaptıktan sonra ortak alan anahtarımı teslim edip gittiler. Odamdaydım…5 hafta boyunca bana farklı insanların eşlik etme ihtimali olan çift kişilik, bir banyolu, küçük ama sevimli odamda. Günlerdir hatta haftalardır ailem ve dostlarım tarafından verilen veda yemekleri, partiler (sanki yıllarca kalacakmışım gibi yolcu ettiler beni çılgınlar ☺ , iş yerimdeki bitirmem gereken işler, 5 hafta ayrı kalacağım evimi derleyip toplamak falan derken oldukça yorgun düşmüştüm, tek isteğim o odada bir gece olsun yalnız kalıp doyasıya uyumaktı ki dileğim gerçek oldu. Tam 2 gece yalnızdım ve tabiî ki odanın tadını çıkardım. ☺️

Ilık bir duş sonrası, marketten aldığım atıştırmalıkları yedikten sonra, sevdiğim diziyi izlerken yatağımda uyuyakalmak ve saatlerce uyumak gerçekten çok iyi gelmişti. Sabah uyanır uyanmaz hazırlanıp sokağa attım kendimi. Önce kahvaltı edecek bir yer buldum. Karnımı güzelce doyurup denize karşı kahvemi yudumladım. Herkes İngilizce konuşuyordu, tabii arada Maltaca konuşanlar da yok değildi. Malum ülkenin iki ana dili var. Sonra uzun uzun yürüdüm… İnsanlara baktım, gökyüzüne, sokaklara, binalara ve tabii ki denize… Sliema’ya kadar yürüdüm… Kafeleri, barları, yemek mekanları ve limanıyla Malta’ nın en güzel sahil kasabalarından birisi olan Sliema. Kendime deniz kenarında bir yer ayarladım, havlumu serdim, kitabımı çıkardım. Önce insanları izledim; yalnız oturan, denizin, güneşin ve havanın keyfini çıkaran insanları. Ailece gelip eğlenenleri, yüzenleri… Ve kendimi Malta’nın ılık sularına attım. Tek başıma ilk kez bir yerde yüzüyordum. O kadar özgür, o kadar gerçektim. Yüzerken tek hissettiğim suyun berraklığı değil aynı zamanda kalbimin ritmiydi. İnsanın aynı anda tüm duyguları yaşaması ne garipti… Balıklarla bir süre yarıştıktan sonra, kendimi güneşe teslim edip kitabımın sayfalarında gezinmeye başladım. Zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım. O gün, Malta’da tüm gün yalnız kaldığım tek gün olarak tarihe geçti. ☺ 

 

Akşam okulun planladığı tanışma toplantımız vardı ve benim gibi 30 yaş üzeri dünyanın birçok yerinden gelen insanlarla tanışmak için can atıyordum. Hemen kaldığım aparta geri dönüp hazırlandım. Dışarı çıktığımda hava kararmak üzereydi. Mekânlar dolmaya başlamış, sokaklardaki insanların kıyafetleri değişmiş, deniz modundan gece moduna geçmişlerdi.

Saint Julian’s, yani benim kaldığım bölge, Malta’nın en çok bilinen eğlence mekanlarına ev sahipliği yapan Paceville’ in bulunduğu sahil kasabasıydı. Her zaman hareketli, her zaman renkli olan kasaba… Malta’ ya gelmeden önce okuduğum gibi rengarenk, canlı, her yerden müzik sesinin yükseldiği, her daim kalabalık olan Paceville’e gelmiştim. Buluşacağımız bara gittim ve herkes oradaydı. İlk önce okul görevlileri bizi toparladı ve küçük bir bilgilendirme yaptıktan sonra bizleri kokteyl alanına yönlendirdi. Haftalarca birlikte çok güzel günleri paylaşacağım, muhteşem insanlarla tanışma fırsatını ilk kez o barda yakalamıştım. O gece uzun uzun konuştuk birçoğuyla. Ertesi gün sabah erken saatlerde okulda toplandık. Görevliler bize kalacağımız süre içinde kimlerden yardım alabiliriz, hangi konu için nereye ve kime başvurmamız gerekiyor gibi tüm bilgileri verdikten sonra, otobüslere bindik ve Malta’nın başkenti olan muhteşem Valletta’ ya gittik. Rehberimiz, çok eğlenceli ve oldukça bilgili bir adamdı, keyifle Valletta hakkında hepimizi aydınlattı. Sonrasında Malta tarihini anlatan bir film izledik ve Saint Julian’a geri döndük. Okulda İngilizce seviyemizi ölçmek için bir teste tuttular, sınıflarımız belirlendi ve o gün için dağıldık.

Odama gittiğimde oda arkadaşım gelmiş, eşyalarını yerleştiriyordu. Uzun boylu, uzun saçlı, kumral, güler yüzlü bir kadındı. Hemen konuşmaya başladık. Yani konuşmaya çalıştık ☺ İngilizcesi çok iyi değildi. İlk zamanlar zorlansak da hemen alıştık birbirimize. Brezilyalı Tarcila, tam iki hafta çılgınlar gibi eğlendiğim, her anımı birlikte keyifle geçirdiğim, vedalaşırken çok zorlandığım muhteşem kadın.

Okulun ilk günü, sınıfıma gittim, sınıf arkadaşlarımı gördüğümde şaşkınlıktan ne yapacağımı bilemedim. Bir gün önce birlikte olduğum hiç kimse yoktu. Sanki bambaşka bir yerdeydim. Çoğunu tanımıyordum, hatta sanırım hiçbirini… Kendime bir yer ayarladım ve beklemeye başladım. Sanki herkes başka bir dil konuşuyor gibiydi. Bir an panikledim ama sonra fark ettim ki gerçekten farklı bir dil konuşuyorlardı. Çoğu Brezilyalıydı. Aralarında kendi dillerini konuşuyor, eğleniyorlardı. O an içimden kahkahalar attığımı hatırlıyorum… ☺ 

Bu bir yolculuktu evet... Ve bu yolculuğu tek bir bölümde bitirmek olanaksızdı... Bu nedenle ikinci bölümde görüşmek dileğiyle ☺️ 

 

 

 

Pınar Candan
Redaktör

Yıllardır hayatın anlamını bulmak için yapmadığı iş, gezmediği yer, edinmediği hobi kalmadığı halde yine de denemekten vazgeçmeyen kendi halinde bir gezgin.


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap
ÜST