Eski Çağlarda Müzik Tasviri

4 Maddede Nota Kavramının Oluşumu ve Tarihi

Müzik

01 Haziran 2018 09:34


Tanrısal bir gücün yankısı olan müzik belki de insanın icra ettiği en eski sanat dalıdır. İnsanda sevinç, neşe ve keder hisleri uyandırmadaki gücü eskiden beri tüm toplumların dikkatini çekmiştir. Bu yüzden gelecek nesillere müziğin aktarılması ihtiyacı hissedilmiştir.

 Peki notalar henüz icat edilmemişken kulaktan kulağa aktarılan bu sanat dalının algılanmasının ve kağıda dökülmesinin tahmin ettiğinizden bile eski tarihlere dayandığını biliyor muydunuz?

1-    Kil tabletlerde bulunan dünyanın en eski şarkısı

Notalar yokken insanlar müziği sadece sözlü olarak aktarabilmişlerdi. Ancak nadir birkaç örnek insanların bunun için de bir yol bulduğunu göstermektedir. Bu yol müziği, icra edilen müzik aletinin resimleri ve açıklamalar ile aktarmaktır. İşte keşfedilen dünyanın en eski şarkısı M.Ö. 1500’lü yıllarda bahsi geçen bu yolla kilden tabletlere yazılmıştır. Tablet Asurlulara ait olup 1950’lerde Suriye’de bulunan Ugarit kenti kazılarında ortaya çıkarılmıştır.

Tabletteki müzik

Resimde görülen kil tablet bir arp’in telleri üzerinde, aktarılmak istenilen parçanın nasıl çalındığını göstermektedir. Bu keşif yapılana kadar dünyanın en eski müzik yazmalarının Hint Veda İlahileri olduğu düşünülmekteymiş.

Şarkıyı da dinlemek isterseniz.

 

Bu da Hint Veda İlahilerine bir örnek. Meditasyon esnasında dinlenilen bu müzik oldukça dinlendirici ve zihin açıcıdır.

 

 

2-    Pisagor ile müziğin matematiksel modeli

M.Ö. 570 - M.Ö. 495 yılları arasında yaşamış olan İyonyalı filozof ve matematikçi Pisagor’un notaların temellerini attığını eminim birçoğunuz duymamıştır.

Pisagor bir gün demirci dükkanının önünden geçer. Demircide duyduğu seslere kulak kesilir ve ustaların demir çubukları döverken çıkan seslerin çubuğun boyuna göre değiştiğini fark eder. Genelde uyumsuz olan bu farklı seslerin, demir çubukların boyları ile arasında bir bağıntı olması durumunda uyumlu ve benzer olabildiğini görür. Bu konuyu araştırdığında ise ilgi çekici bir gerçekle karşılaşır.

Demir çubuklar arasında ½ gibi bir orantı olması durumunda çubuklar hemen hemen aynı sesleri çıkarmaktadırlar.

 

Örneğin 50cm’lik ve 100cm’lik çubuklar hemen hemen aynı sesleri çıkarırlar. Fakat basit bir ilişki olmayan 50cm’lik ve 87cm’lik çubuklar uyumsuz sesler çıkarırlar.

 

Benzer deneyi diğer oranlarla da deneyen pisagor ve öğrencileri çubukların boylarını her 3/2 katı artırdığında farklı sesler çıktığını görmüşler. Bu mantıkla 100 cm’lik bir çubuk aldığını varsayan Pisagor çubukların boyunu sürekli 1.5 katı ve 2 katı şeklinde artırmış. Bir noktadan sonra benzer sesler olacağını varsaydığı yakın bir uzunluğa ulaştığında çubukları yarı boylarına indirmiş. (yarı boydaki demirler aynı sesi veriyordu nasılsa)

Böylece bir gam’da en fazla 12 farklı ses olabileceğini düşünmüşler.

İşte günümüzde batı müziğinde kullanılan 12 nota bu çubuk sistemine dayanmaktadır.

Konuyla ilgili detaylı bilgi şu belgeselde yer almaktadır.

İlk bölümü için tıklayınız!

 

 

3-    Seslere isim vermek

Tarihte seslere isim vermeyi düşünen ilk kişi M.S. 480-524 tarihleri arasında yaşamış Romalı filozof Boethius’tur. Bugün bile kullanılan notaların A, B, C, E, F şeklinde adlandırılması Boethius’a dayanmaktadır. Ancak tam bir sistem kuramamış olan Boethius, batı müziğinin, ihtiyaçları karşılayacak nota sistemini 10. Yüzyıla kadar beklemesine sebep olmuştur.

10. yüzyıl’ın ikinci yarısında Guido D’Arezzo seslerin frekanslarını kesin olarak belirtmeye başlamasıyla kaydedilen ilerleme 11. Yüzyılda porte’nin ve nota sürelerinin de belirtilmesi ile günümüzde kullanılan nota yazım sistemi oluşmuştur.

Notaların günümüzde en sık kullanılan isimleri (Do, Re, Mi, Fa, Sol, La, Si)  ise –si ve do hariç- yine Guido D’Arezzo tarafından ilk defa kullanılmıştır. Guido D’Arezzo notalara bu isimleri o dönemde yaygın olarak bilinen Saint Iohannes ilahisinin ilk hecelerinden alınmıştır. Yalnızca “ut”  notası uzatılarak söylenemediğinden “do” olarak değiştirilmiştir. Daha sonra “si” notası Saint Iohannes isminin baş harfleri kullanılarak oluşturulmuştur.

 

İlgili ilahi ve Türkçe’si şu şekildedir:

ut queant laxis

resonare fibris

mira gestorum

famuli tuorum

solve polluti

labii reatum

sancte ıohannes…

ey aziz yahya,

bozulmuş ümmetinin ardından,

kötülüğü kaldır ki,

hançerlerini titreterek

senin hayret verici amellerini(iş)

yad etsinler.

 

 

 

4-    Diğer nota yazım sistemleri

Modern nota yazım sisteminden önce ve sonra onlarca nota yazım sistemi geliştirilmiştir. Özellikle nota aralıkları Batı Müziğinden farklı olan Türk ve Arap Müzikleri için ihtiyacı karşılayacak farklı sistemler geliştirilip son yüzyıla kadar da kullanışmışlardır.

Bu nota sistemlerine verilebilecek en önemli örnekler şunlardır:

Arel-Ezgi-Uzdilek sistemi: Geleneksel Türk Sanat Müziğinin yazımında kullanılmış oldukça eksik bir sistemdir. Bu nota yazım sisteminde 24 perde bulunmaktadır ve her iki ses arası 12’ye bölünebilmektedir.

Hamparsum nota yazım sistemi: "Hamparsum Limonciyan" isimli Osmanlı Ermenisi bestekâr ve müzik hocası tarafından geliştirilmiştir. Ortaçağ Ermeni Kiliselerinde kullanılan Khaz Sistemine dayalı olarak, “Hamparsum notası” olarak bilinen bir nota yazım sistemi geliştirerek Klasik Türk Müziğinde kullanılmasını sağlamış; böylece Türk müziği eserlerinin kaydedilerek günümüze ulaşmalarında çok önemli bir rol oynamıştır. Hamparsum’un Kurduğu bu nota yazım sistemi , Donizetti isimli müzisyen İstanbul’a gelip batı müziğinde kullanılan notaları tanıtıncaya kadar kullanılır ve bu sayede pek çok eser kaybolmaktan kurtulur.

Ebced nota hesabı: Kökeni ile ilgili detaylı bilgi olmayan bu nota yazım sisteminde sesler arap harflerinin biri ya da ikisi ile gösterilmektedir. Bu sistemde seslerin uzunluğu aynı Arapça’da kullanıldığı şekliyle hareke isimli işaretlerle belirtilir. Ortaçağ doğu müziğinin kaydında oldukça yaygın şekilde kullanılmıştır.


etiketler: Müzik, Nota, Tarih, Nota Tarihi, Guido D’Arezzo, Arel-Ezgi-Uzdilek, hamparsum, Ebced nota, notaların doğuşu, notaların oluşumu

Umut Utku TAŞDEMİR

Umut Utku TAŞDEMİRYazar

1986 yılında şans eseri il olmuş bir İç Anadolu şehrinde doğdu. Henüz bir yaşındayken ailesinin işi sebebiyle memleketi olarak hissettiği yere, Antalya'ya taşındı. İlk ve orta öğrenimini Antalya'da tamamlamıştır. Üniversite öğrenimini tamamladığı Ankara'da ikamet etmektedir. 

En ufak bilgi kırıntısına dahi müthiş bir iştahla saldıracak kadar meraklı yapısı sayesinde ilgi alanı geniş olan yazarımız, özellikle müzik, sinema ve biyoloji konuları ile ilgilidir.  

İlginizi çekebilir

Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

Gönder