Loading

Tim Burton Sineması ve Makas Eller

‘Bir Canavarın İnsanlaşma Hikayesi’

'Makas Eller Film Posteri'

   Tim Burton, gelmiş geçmiş en büyük yönetmenlerden biridir. Özgün sinema ekolüyle dünya sinemasına pek çok yeni karakter kazandırmıştır. Sanat anlayışının ana temasında canavarları ehlileştirmeden olduğu gibi sunmak yatar. Hepimizin korktuğu ve bilinç altımızda ortak bir arketip şekillendiren bu canavarlar Tim Burton filmlerinin başrolüdür. Onları bize öyle bir duygusal çerçeve içinde  izlettirir ki kendimizi oturup bu canavarlara ağlarken buluruz. En büyük korkularımızı üstelik hiç ehlileştirmeden, masumlaştırmadan bize sevdirir Burton. Onun sineması sürrealist unsurlar barındırmakta, bilince değil bilinç dışına hitap etmektedir. Tüm bu gerçeküstücülük içinde sırıtan ya da böyle bir şey de olur mu diyeceğiniz tek sahne yoktur mesela. Çünkü o senaryolarında mutsuz ve üzgün hayaletleri insan içine soktuğunda değişen canavarın tabiatı olmaz.  Her zamanki gibi olağan hayatına devam eden insanoğlu ihtiraslarıyla o canavarı çileden çıkarır. Sonunda insanların arasında barınamayan canavarımız gelmiş olduğu yalnızlığa geri döner.  Tim Burton sinemasını her yönüyle özetleyen bir film vardır: Makas Eller

Makas Eller Film sahnesi ve Filme Ait Poster tasarımıı  Görsel 1: Makas Eller Filminde Edward, Peg'in Saçlarını Keserken

 

   Pastel tek katlı kutu gibi pembe binaların olduğu düzenli bir kasabada insanlar rutin hayatlarına devam ederken o kasabanın karşısında yer alan tepedeki harabe, gotik şatoda yalnız biri vardır. Edward. Daha önce şatoda yaşayan yaşlı bir mucit tarafından yapılmıştır. Fakat mucit Edward’ın ellerini takamadan ölmüştür. Edward’ın elleri makas olarak kalmıştır.

  Kozmetik ürünlerini satmak umuduyla şatoya gelen Peg, Edward’ı bulur ve onun yalnız haline üzülerek eve götürmeye karar verir. Fakat Edward’ın ellerinin yerinde  keskin makaslar vardır. Ne yemek yemeyi ne de bir yatakta rahat biçimde uyumayı becerebilir. Yine de Peg’in ailesi Edward’ı kabullenmiştir. Kasabada haber hızlıca yayılır ve tüm kasabalı Edward’ı görmek için yemekli bir toplantıda bir araya gelir. Böylesine tehlikeli bir yaratık, herkesin ilgi odağı haline gelir. Kimse ondan korkmaz aksine herkes onu farklı bulduğu için sever. Edward bahçıvanlık ve kuaförlük yapmaya başlar. Ağaçları dakikalar içerisinde kusursuz heykellere dönüştürür. Kasabanın tekdüzeliği bir anda bozulur. Yerini hareketli bir karnaval alanına bırakır. Fakat Edward, istemeden kendine zarar vermekte bedeninin bir parçası olan makas elleriyle sürekli yüzünü çizmektedir. Kozmetik ürünleri satan Peg ise makyajla yüzündeki çizikleri kapatmak için yeni formüller geliştirmeye çalışır. Bu uyum sağlamanın bir parçasıdır. Bir uygulama sırasında Peg, Edward'a "Karışır ve karışırız; sır uyumdur." der.

                                                                Görsel 2: Peg, Edward'ın Yüzündeki Kesikleri Makyajla Kapatmaya Çalışmaktadır.

   Hikaye’nin sonunda Edward’ın bu kasabaya uyum sağlayamaması, insanlar tarafından kullanılması sonucu tekrar gotik şatosuna geri dönmek zorunda kaldığını görürüz.  Üstelik bir katil olarak. İnsanlar tarafından yaratılan bir canlı bir insanı öldürmüştür. Sebebi de yine onu zıvanadan çıkaran toplumdur. Onu tasarlayan mucit, boş zamanlarında Viktorya döneminden kalma görgü kuralları ve şiir kitaplarından dersler yapmakta ona bir ahlaki bilinç aşılamaya çalışmaktadır. Fakat insan medeniyetinin ortaya koyduğu kümülatif ahlak anlayışı Edward’ın öğrendiğiyle uyuşmaz. Ona göre para dolu bir çanta bulsa yapılması gereken doğru davranış o parayı sevdiklerine dağıtmaktır. Fakat modern ahlak anlayışında götürüp o parayı polise vermek gerekir. Edward, bir makine bir akıl ürünü olarak onun varlığını ortaya koyan ortak türün ahlak anlayışının kurbanı olur. Ona istediğini yaptıramayan herkes tarafından dışlanır ve damgalanır. En sonunda onun toplum içinde barınmaya uygun olmadığına karar verirler. O kasabadan kaçıp şatosuna sığındığında onu dışlayan ve suçlayan insanlar yine peşini bırakmaz. Ve silah olarak kullanmaktan imtinayla çekindiği makas elleriyle bir insanı öldürür. Onu evine kabul eden Peg’in kızının erkek arkadaşı… Kim isimli bu kıza Edward aşık olmuştur. Bir canavardan beklenmeyecek bir derinlikte insani bir duyguyla… Kim’in buzdan heykelini yaptığı sahne flmin en can alıcı sahnesidir. Kim, yontuldukça muazzam bir esere dönüşen buz parçasının altında savrulan karlarla dans ederken Edward yanlışlıkla elini çizer. O esnada gelen erkek arkadaşı Edward’a hakaret eder ve onu evden kovar. Fakat Edward’ın içinde canilik yoktur. Keskin bir  silaha dönüştürebileceği makas ellerini çok ince bir ayarda kimseye zarar vermeden kullanmaya çalışmaktadır. Onlar sayesinde müthiş sanat eserleri ortaya çıkarmaktadır. İnsan medeniyetinin aklının ve ahlakının şekillendirdiği yaşam tarzı ona daha önce hiç hissetmediği duyguları hissetmeye, hiç yapmadığı eylemleri yaptırmaya iter. Öfke gibi. Ya da polisten kaçmak. İnsana dair duyguların çeşitliliğiyle tanışır. İyi ve kötü. Yalancı ve dürüst. Şefkatli ve gaddar. Aşk ve nefret… Medeniyet çok kısa bir süre içerisinde onu tüm zıtlıklarıyla içine çeker. Edward bu zıtlıkların içinde uyum sağlamayı başaramaz. Zamanında sevgi ve ilgi gördüğü bir yaşamı geride bırakarak gotik şatosuna, yalnızlığına geri döner. Ve orada makas elleriyle heykeller yapmaya devam eder.

                                                    Görsel 3: Kim, Edward onun heykelini yaparken dans etmektedir.

 

   Herşeyden öte Edward bir yaratımdır. Tıpkı yapay zeka gibi bir insan ürünüdür. Cani olmaya müsait bir bedeni varken onu programlayan mucit’in öğretileriyle kimseyi incitmeyecek bir kodda tasarlanmıştır. Bedeni her ne kadar yarım kalmış olsa da sanatsal bir işlevi yerine getirebilecek inceliktedir. Ehlileştirilememekten öte onun için ehli olmak çok zordur. Birine zarar vermesi bedeninin bir uzantısı vasıtasıyla kolaylıkla yapabileceği bir olasılıktır. Üstelik küçücük bir kıvılcım bu suçu işlemesi için yeterlidir. Peki günümüzde hepimizin gözdesi olan yapay zeka teknolojisinin gidişatının bu filmde aktarılan hikayeyle benzerlikleri yok mudur. Algoritma günbegün kendini geliştirmekte bu gelişimin sebebini uzmanlar bile çözememektedir. Tıpkı Edward gibi her türlü beceriye ve sanatsal yetkinliğe sahiptir. Milim hareketlerle sıfır hata payıyla operasyonlar gerçekleştirebilen ve Mozart düzeyinde sanat eserlerini yoktan var eden yazılımlar… Peki bu sürecin sonunda kendi yarattığımız bu teknoloji tıpkı filmde olduğu gibi  bizim sonumuzu getiremez mi? Böyle bir ihtimalin her zaman mümkün olduğu uzmanlarca aktarılmaktadır. Yuval Noah HARARI tarafından yazılan Homo Deus (TANRI İNSAN) kitabında insanlar tarafından yaratılan algoritmaların onlar için feci bir çöküşe sebep olabileceğine dair gelecek öngörüleri şu cümlelerle aktarılır.

 

“21. yüzyılda geçmişte görülmediği kadar güçlü kurgular ve totaliter dinler yaratacağız. Biyoteknoloji ve bilgisayar algoritmalarının yardımıyla bu dinler dakika dakika varlığımızı kontrol etmekle kalmayacak; bedenlerimizi, beyinlerimizi ve zihinlerimizi de şekillendirecek, cennetler ve cehennemlerden oluşan bütünlüklü sanal dünyalar yaratacaklar. Kurguyu gerçekten, dini de bilimden ayırmayı başarmak hiç olmadığı kadar zor ve hayati olacak”

 

“ Bilinci olmayan ama yüksek zekalı algoritmalar yakında bizi bizden daha iyi bilecek duruma geldiğinde toplum, siyaset ve gündelik hayat ne olacak, neye benzeyecek?”

 

Filmde yer alan tanrı’nın yerini bilimin alması yaratma işlevini üstlenmesi teması tekdüze bir kasabayı eğlenceli bir sit alanına çeviren Makas Eller’in uyum süreci ve masumiyetinin kaybıyla şekilleniyor. Yüzündeki kesiklerini kapatmak için makyaj unsurunun kullanılması estetik gelmeyeni kapatmak uğruna yapılan maskelemeyi temsil ediyor. Toplumda oluşturulan dinler kendini sergileme, mutsuzluklarını maskeleme ve tek tip bir güzellik algısına uymak amacıyla olmadığın bir bedene  kişiliğe bürünme hissiyatı olarak yorumlanabilir. Günümüz insanları da tıpkı Edward gibi kesiklerini kapatmak ve uyum sağlamak amacıyla estetik operasyonlar yapmakta hiç ait olamadıkları şatafatlı hayatları bir vitrin gibi sergilemektedir. Filmde Edward’ı şatodan alıp medeniyetin içine dahil eden kadının bir satış temsilcisi olması ve ürünlerini satmayı başaramaması da ilginç bir seçim olmuştur. Edward bu başarısız satış temsilcisini ilgi odağı haline getirir ve kadın, patronu tarafından özel olarak aranır. Günümüzdeki insanların da sırf ilgi odağı olmak ve bir şeyler satabilmek amacıyla kendilerinden ödün verdiği görülmektedir. Bunu yaparken filtrelerle, makyajla kesiklerini kapatmaya özen gösterirler. Makas eller kırmaya, dökmeye ve parçalamaya müsait fakat maskelenerek saklanan herkesin elinde, dilinde, içinde yaşayan bir parçasını taşıdığı ehli bir karakterdir. Ondan korkmamamızı ve ona üzülmemizi sağlayan bizden bir parça olmasıdır. Ortaya koyduğumuz ve taptığımız yaşam stillerimiz, makyajla kapatmaya çalıştığımız depresyonumuz, yozlaşan ve çürüyen insanlığımız… O çürümeye devam eden gotik şatoda hiç yaşlanmayan bir canavarın bedeninde biz ölsek te var olmaya devam edecektir.

.   

Yaşar Aydıner
Standart Üye / 20 Yazı / 129,6K Okunma

Kısa hikaye yazarı


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST