baba ve kız

Benzinlik tuvaletindeki not

Biz Yaptık Oldu

07 Ağustos 2018 23:03


Telefonun üst tarafındaki tuşa uzunca basarak tamamen kapattım ve tüm umursamazlığımla boş olan koltuğa, çantamın yanına fırlattım. Evden çıkalı daha yarım saat bile olmamıştı fakat annem 17 kere aramış; geri dönmem, bu yanlıştan bir an evvel vazgeçmem için sayısız mesaj atmıştı. Mesajlar ilk başta sinir ve bolca tehdit içerirken sonlara doğru yalvarmalara ve anlayışa dönmüştü. Cevap vermemiştim hiçbirine. Vermemiştim çünkü netti kararım. Babam ‘Gitmek istediğin yola rızam yok. Bu kapıdan çıkarsan beni çiğnersin.’ Dediğinde bu yüzden tek saniye düşünmemiş ve vurup kapıyı çıkmıştım.

Reşittim artık. Hayallerimin peşinde koşabilmek için 4 sene beklemiştim ve işte vakti gelmişti. Tüm yollar benimdi. Koşacaktım. Hayır, hayır. Koşmayacak uçacaktım. Ne önümde bana yanlış yaptığımı söyleyip motivasyonumu bozacak bir anne vardı ne de üniversiteye gitmeyi değil de müzisyen olmayı seçtiğim için kırgın gözlerle bakıp, bana vicdan yaptıracak bir baba vardı.

Baba.

Babam.

Annemin sitem dolu feryatlarıyla kapıyı ardımdan kapatırken son gördüğüm babamın mimiksiz duran yüzünde, ‘gitme’ diye haykıran gözleriydi. Ne yapıyordur acaba şimdi? Üzülmüş müdür çok? Kederle bakan o güzel gözlerinden yaşlar boşalmış mıdır arkamdan? Peki ya gerçekten vazgeçmiş midir benden? Geçmemiştir herhalde.

Baba.

Babam.

Gözümden akmaya hazırlanan bir damla gözyaşını daha elmacık kemiklerimle temas etmeden sildim.

Bebeklik yapma!” diye uyardım kendimi. Kararımı vermiştim bir kere. Vermiştim değil mi?

Beni hayallerimden uzaklaştıracak, yoluma taş koyacak şeyleri düşünmeyi bırakmak; en çok da etrafımı saran vicdan bulutlarından sıyrılmak için radyonun sesini epeyce açtım ve bu şekilde yoluma devam ettim.

Yaklaşık bir saat kadar daha yol gittim. Çoğunlukla radyo açıktı, hareketli parçalar ve açık pencereden esen rüzgarın saçlarımı uçurması içimi kıpır kıpır etse de peşinden gelen ağır duygusal parçalar bir de en sonunda ‘bana bir masal anlat baba’ şarkısının çalması beni derinden etkiledi. Gitme kararımın hala arkasındaydım, geri dönmeyi asla düşünmüyordum ama yaşadığım şeylerin gerçekliği suratıma, radyoyu kapatıp dalgınca altımdan kayıp giden yolu izlemeye başladığımda çarpmıştı. Annemi bir daha göremeyecektim. Babamı bir daha öpemeyecektim.

Peki ben canım yandığında kime gidecektim?

Baba.

Babam!

Yolumun üzerindeki ilk benzinliğe girdim. Nefes almak ve sakinleşmek için bir süre dinlenmem gerekiyordu.

“100 liralık doldurur musunuz?”

“Tamam abla.” Dedi muhtemelen benden 10 yaş büyük adam. Zihnimde bana, 19 yaşında bir kıza söylediği ‘abla’ kelimesi yankılanırken içeri girdim ve kasaya doğru ilerledim. Cüzdanımdan kartı çıkarttım ve benzin parasını ödemek için adama uzattım. Kartın üzerinde babamın ismi yazıyordu. Babamın üniversite hediyesi olarak aldığı arabaya, babamın kartıyla benzin koyuyor ve bu şekilde babamı terk ediyordum.

“Şifre alayım.” Adamın yapmacık bir şekilde kafasını 100 derecelik açıyla arkasına döndürmesi eşliğinde şifremi girdim. Adam fişleri kopartıp kartın üzerine koydu ve bana uzattı.

“Buyrun.”

“Lavabo ne taraftaydı?”

“İleride solda.” Eliyle sanki ben solun neresi olduğunu bilmiyormuşum gibi gösterdi. Teşekkür etmedim. Nezaketli davranacak kadar iyi hissetmiyordum kendimi. Böyle bir kural olmalı bence, üzgün insanlara müsamaha gösterme kuralı. Onlardan bir şey istemeyeceğiz, teşekkür veya özür beklemeyeceğiz, güler yüz veya hoş sohbet gibi umutlarımız olmayacak. Peki üzgün insanları nasıl anlayacağız? Üzgün insanları anlamayacağız, onlar zaten kendilerini belli edecekler. Dil sussa bile kırık bir kalp her zaman çığlık atar, yardım ister çünkü.

Çantamı, kapattığım kapının arkasına yere koydum ve aynaya dahi bakmadan –kendimle yüzleşmeye gücüm yoktu- ellerimi soğuk suyun altına soktum. Avucuma doldurduğum suyu tekrar tekrar yüzüme çarptım. Neden her kötü hissettiğimizde yüzümüzü yıkama ihtiyacı duyuyorduk? Suyun temizliğine inancımızdan mıydı yoksa akışına, yolunu buluşuna olan hayranlığımızdan mıydı?

Nedenini bilmiyorum.

Yüzümü yıkadığımda kendimi daha iyi hissediyordum. Kafamı kaldırdım ve aynada kendi gözlerimle karşılaştım. Annem hep babama çok benzediğimi söylerdi. Özellikle babamın iş için şehir dışında olduğu gecelerde beni uyutmak için yanıma yatar bana babamla olan benzerliklerimden bahsederdi. Saçlarımı okşar, saçların derdi. Kirpiklerime dokunur, kirpiklerin derdi. Yanaklarımı sever, yanakların derdi. Ellerimi tutar, ellerin derdi.

Ben babama çok benziyorum, bunu bana annem derdi.

Baba.

Babam.

Gözlerimi aynadan çekip peçete almak için kenara ilerledim. İşte ne olduysa o anda oldu. Koparttığım çift peçeteyle ellerimi kurularken peçete aldığım makinanın yanına yapıştırılmış pembe bir not gördüm.

Ben Merve. Babam kanser hastası. Şimdi iyi değil. İçinden bir dilek tutar mısın? Daha 23 yaşındayım, benden gitmesin…’

Bir kere daha okudum notu. Bir kere daha. Sonra tekrar. Belki yüz kere okudum notu. Merve’nin bu notu yazarken ki halini gördüm sanki. Elinde kalemle, gözlerinde yaşlarla… Çaresizliğini düşündüm bir de. Tanımadığı insanlardan dua bekleyecek, hayatında hiç görmediği ve asla görmeyeceği insanlardan babası için dilek tutmasını isteyecek kadar çaresiz halini düşündüm. Ve en çok da bir babanın düşüşünü düşündüm. Bir babayı kaybetmeyi, kaybetmeyi beklemeyi düşündüm. Bir kız için bu hayatta yaşayacağı en kötü şey babasını kaybetmesidir. Bunu Merve’nin notunda tekrar anladım.

Küçük bir kızken babam bana kırmızı bir bisiklet almıştı. Hayatımın en mutlu günü o gündü istisnasız. Eve girdiği anı, gözlerindeki neşeli parıltıyı unutamıyorum. Tüm gece beni bisiklet sürmeye götürmesi için yalvarmış, en sonunda da ikna etmiştim. Gecenin bir vakti kırmızı bisikletim, ben ve babam apartmanın yanındaki parka inmiş ve saatlerce kalmıştık.

Keşke hala orada kalabilseydim. Kırmızı bisikletim, ben ve babamla.

Baba.

Babam.

İşte hatırladığım ilk düşüşümü, ilk canımın yanışını o gece yaşamıştım. Bisikletimin tekeri taşa takılmış, dizlerimin üzerine düşmeme neden olmuştu. O geceyle ilgili net olarak hatırladığım şeyler kısıtlıydı aslında. Biri kırmızı bisikletim, biri mutluluğum biri de babamın beni yerden kaldırıp dizlerimde kalan tozları elleriyle –benimkilere benzeyen elleriyle- silkelerken söylediği o cümle:

“Şş. Ben buradayım.”

Dur durak bilmeden akıyordu gözyaşlarım şimdi. Artık tutmaya çalışmıyor, saklamıyordum. Bu not beni büyütmüş, bu not benim gözümü açmıştı. Koşar adımlarla arabama bindim ve yola çıktım.

Ben ilk düştüğümde babam oradaydı.

Ben her düştüğümde babam oradaydı.

Ben ne zaman düşersem babam yine orada olacak.

Günün birinde babam düşerse ben de onu tutmak için orada olacağım.

Düşme baba. Geliyorum.

Baba.

Babam...

 

--

 

Merve, yazdığın notu Avcılar yolu üzerinde bir benzin istasyonunun tuvaletinde bulduk. Allah babana uzun ömürler versin çünkü hangi yaşta olursan ol baba kaybetmek her zaman en zoru olacaktır. İnan ki tüm güzel dileklerimiz ve en içten dualarımız seninle ve babanla. Sevgiyle kal.

 

not


etiketler: efşan göral, efşan, tuvalletteki not, deneme

İlginizi çekebilir

Yorumlar

  • Boş Avatar

    erco

    hayat *** *** **** hayat. ciğerim dağlandı özür dilerim


    09 Ekim 2018 - 12:30:27        0

Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

Gönder