Loading

MERHABA " HÜZÜN "

Kitap tanıtımlarındaki abartılı anlatımlar

Pablo Picasso çizimli kitap kapağı

MERHABA “HÜZÜN”

Yalçın ANIL

 

Eskiden çok özlediğimiz satırlar şimdi her gazetede, her ekranda; yolumuza hemen her gün çıkıyor. Kitap tanıtma amaçlı olan bu yazı ve konuşmaların içerikleri birbirlerine benzediği gibi sunumları da birbirinin aynı. İşin ilginci yayınevleri de nasıl değerlendiriyorlarsa Nobelli ya da çok ödüllü her yazarın her eserinin mutlaka çok güzel olduğu önyargısını taşıyorlar.

“Roman “ olarak tanıtımı yapılan bir kitabı satın alan bir arkadaşım “Şunu bir de sen oku, sonra tartışalım” diyerek bana verdi. Yakın zamanda okuduğum ve de beğendiğim bir yazardı Georgi Gospodinov. Bu yazarın” Bahçıvan ve Ölüm” kitabı ,bana göre beğeniyle okunacak bir kitaptı. Kendim hiç ödeme yapmadan bana gelen “Hüznün Fiziği” kitabına da aynı sevinçle başladım. Çünkü “hüzün” sözcüğünü sevmiş olacağım ki; yarım yüzyılı aşkın süre önce okuduğum bir güzel romanı anımsattı bana: Fransız yazar Françoise Sagan’ın “Hoş Geldin Hüzün” kitabı. Sonra Attilâ İlhan’ın “ Elde Var Hüzün”, Ahmet Telli’nin “Hüznün İsyan Olur” şiir kitapları. Bu duygularla başladım okumaya.

Sayfalar ilerliyor; ama ben bir türlü romana giremiyorum. Her konuya büyük harflerle başlık atılmış, çeviride bir akıcılık var, takıntı yok, kitabın dış kapağınnda da roman olduğu belirtililiyor; ama yılların okuyucusu olarak bende bir uyuşmazlık var diye düşünmeye başladım. Biraz ileriki sayfalara göz atayım diye düşündüm; acaba okuduklarım ayrı ayrı öyküler mi, nerede birleşecek bunlar derken, bir iki resim ve sona doğru da çizimli bir sayfaya rastladım.

Bir beyin çizimi vardı, altında da sindirim sistemi içinde oklarla bağırsaklar gösteriliyordu; kitabı kapattım, soluklandım biraz. Mitolojik yaratıkların ilişki düzeni, karıncaların Yaşar Kemal’in eline su dökülemeyecek anlatımları yormuştu beni. 70’li sayfalara gelmiştim; ama “ Ben bir ceviz odunuydum bu romanın parkında; ne yazar bunun farkındaydı ne çeviren farkında”.

Bu romanı birileri mutlaka incelemiştir, kendimdeki iletişimsizliği kırmam gerekir” düşüncesiyle Google Amca’ya başvurdum ve ekranda beliren ilk incelemeyi okumaya başladım.

Kitabın okunması, incelemeyi yapana göre de biraz zor gelmiş ki;  okuyan kimse var gücüyle ancak  60-70. sayfalara kadar ulaşabiliyordu. Makale yazarının bölüm özetleri de tam benim okumayı bıraktığım sayfalara kadar gelmişti; kitap 263 sayfaydı ama inceleme yazarı geride kalan 200 sayfaya ilişkin tek satır yazmamıştı. Anladım ki; tanıtım ve inceleme için 70 sayfayı gerekli ve yeterli görmüştü.

İncelemenin yazarı,kitabın post modern olduğunu,yaşamı karanlık bir labirente benzettiğini, okumakta zorlandığımız zaman kitabı kapatarak labirentten çıkma hakkımız olduğunu bize söylüyordu.  Ben de tam da onun öngördüğü sayfada kitabı kapatmışım demek ki…

Benim için olay ciddi olduğundan eski bilgilerimi tazelemek istedim.Uzunuyla kısasıyla “hikâye”ne idi, anı, yaşam öyküsü, söyleşi nelere deniyordu. Kapağına “roman “yazmakla, anlatılanlar roman olur muydu? Bizim Google Amca bile artık yapay zekâdan birşeyler öğreniyor, madde başlığında “AI” notuyla önce onları yazıyordu. Örneğin “Roman Nedir” sorusuna AI notuna dayanarak söyledikleri şunlardır:

“Yaşanmış ya da yaşanması mümkün olayları, karakterleri ve mekânları ayrıntılı bir şekilde ele alan, uzun soluklu ve kurgusal bir edebî türdür. Hikâyeye göre daha karmaşık olay örgüsüne ve derinlemesine karakter analizlerine sahip olan bu tür, genellikle düzyazı (nesir) biçiminde yazılır.” 

 

Şimdi sevgili Georgi Gospodinov’un 70 sayfası içindeki olayları öykü kabul etseniz bile birbirine nasıl bağlayacaksınız? Kapağında yazdığı gibi romansa karakterleri ve mekânları niçin karmakarışık? Yazar da mı bizi enayi görüyor, ne yazsam okur bunlar mı diyor? Çözemedim gitti. Bu arada en gerçekçi olan kitap kapağındaki 1958 yapımı Picasso tablosu. Sanırım en güzel o özetlemiş bu yapıtı.

 

Gelelim, kitap tanıtımlarına ve canlı ya da ölgün yayınlarda bu konulara değinenlerin kalıp cümlelerine:

Daha girişte “Çok katmanlı “ diyor, “Şiirsel bir anlatım”dan söz açılıyorsa; olay bitmiştir, yeni okurlara geçmiş olsun. Daha önceki gün, okunmaya değer yerleri ekleri olan bir kalın gazetede 3 ayrı yazar, 3 ayrı konuya çok katmanlı diyerek giriş yapıyordu. Birinin konusu müzik, birinin kitap, birinin de mutfaktı sanırım. Kime inanacağımızı – daha doğrusu – hangi dile kulak vereceğimizi biz de şaşırdık. Çünkü; ekonomist piyasayı “Okuyor”, siyasetçi bir söylentiyi “Satın alıyor”, futbol hakemi karmaşık ofsaytı “Süzüyor”, bu çok katmanlı olaylar da post modern ve şiirsel olduğu için bizleri üzüyor.

 

Buraya kadar üşenmeden okuyan olduysa “Amca sen neler anlatıyorsun?  Bunlar gündem dışı şeyler“ diyebilir. Ben de özür dileyerek toparlanıp olay yerini onlara bırakırım; ama kitabı okumaktan vaz geçen arkadaşıma ben ne diyeceğim? Görevini tamamlayamamış birinin ezikliği ile mi, yoksa her zamanki “Biz adam olmayız kardeşim” gibi anlamsız ve boş sözlerle mi? Siz karar verin lütfen.

Yalçın Anıl
Standart Üye / 49 Yazı / 394,0K Okunma

1938 Samsun doğumlu Orman Y.Müh. Emekli


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST