Loading

İnsanı İnsan Yapan Kavram: Zihin Teorisi

Theory of Mind

Zihnin Sosyal Ağlarla İlişkisi

Beynin her yönüyle nasıl işlediği, eski çağlardan bu yana tartışma konusu olsa da insan zihni hala gizemini koruyan bir olgudur. Zihnin en önemli işlevlerinden biri olan sosyal bilişin işlevi ve beyindeki yeri üzerine bugüne kadar çok sayıda yaklaşım geliştirilmiştir. Lieberman “Social” adlı kitabında, politik bir tartışma programı izleyen bir insanın, izleyicilerin tepkilerinden neden etkilendiği üzerinde durmuştur. Böyle bir örnekte, sosyal akıl yürütme sistemi başarısız olabilir ve politikacılar arasındaki tartışma çarpık algılanabilir. Zihnimizin bir kısmı izleyicilerin gülüşünü ya da onaylayışını, politikacının zihinsel gücünün geçerli bir göstergesi olarak yanlış yorumlayabilir.

 

 

Lieberman “Başkalarının yargıları neden kendi yargılarımızın yerini alır?” diye sorgular. Buna yanıt olarak da beynimizin yapısının dünyadaki diğer ipuçlarından etkilenecek şekilde tasarlanmış olduğunu, ancak başkalarının düşündükleri ve yaptıklarına karşı duyarlı olmamız sayesinde birbirimizle başarılı bir şekilde uyum sağlayabildiğimizi ve böylece birey olarak yapabileceğimizden daha fazlasını başarabildiğimizi öne sürer. Buna göre, çoğu zaman farkında olmadan oluşan inanç ve değerlerimiz kimliğimizin temel parçalarıdır. İnternette Facebook ve Twitter gibi çoklu sosyal ağlar olduğu gibi, beyinlerimizde de sosyal refahımızı arttırmak için birlikte çalışan çoklu sosyal ağların olduğunu varsayar. Sosyal ağların her birinin kendi güçlü yanları vardır ve evrimsel tarihimizde türümüzün omurgalılardan memelilere, daha sonra primatlara ve Homo sapiens'e taşınma konusunda farklı noktalarda etkili olmuşlardır.

 

 

Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisini ele alan Lieberman, yaygın olarak kabul edilen bu modele çarpıcı bir bakış açısı getirmiştir. Piramidin en alt basamağında yer alan fizyolojik ihtiyaçların hayatta kalma için gerekli görülmesi daha üst basamaktaki sosyal ihtiyaçların ise “onlar olmadan da hayatta kalırım” olarak değerlendirilmesinin bir bakıma yanlış olduğunu belirtir. Öne sürdüğü argüman; bebeklerin yemek, su ve barınağa ihtiyaç duymalarına rağmen bu şeyleri kendileri için almanın bir yolu olmadığıdır. Tüm memeli türlerinin bebeklerinin doğduğu andan itibaren ihtiyaç duydukları şey, bebeğin biyolojik gereksinimlerinin karşılanmasını sağlayan bir bakıcı insandır. Sosyal destek olmadan, bebekler asla hayatta kalamazlar. Bu açıdan Maslow’un hiyerarşisinde sosyal ihtiyaçları piramidinin dibine taşımanın gerekli olduğunu belirtir.

 

 

Zihin Teorisi

Lieberman’ın görüşünden yola çıkarak kim olduğumuzun ve en temel hayatta kalma gereksinimlerimizin diğerleri üzerine inşa edildiğini söylemek mümkündür. Bu da insanı sosyal ve etkileşimsel bir varlık yapar. Evrimsel bir bakış açısıyla sosyal bir hayvan olarak görülen insanı “sosyal” yapan ve diğer canlılardan ayıran en önemli özelliği etkileşimlerinde bilişsel ve duygusal süreçleri algılama gibi zihinsel becerileri başarılı bir şekilde devreye sokmasıdır.

Bu yönleriyle insan zihninin sosyal bilişsel işleyişi şu soruyu akla getirir: “İnsanın empati, başkalarının duygusal deneyimlerini anlama ve paylaşma gibi sosyal bilişsel becerileri nasıl açıklanabilir?”. Zihin felsefi, bilişsel psikoloji ve sinirbilim gibi yaklaşımlar tarafından ele alınan bu sorunun yanıtı 1980’lerden beri "Zihin teorisi" (Theory of mind) kavramı üzerine kesişmektedir. Zihinsel bir beceri olarak gösterilen zihin teorisi, dünyayı algılayışımıza yönelik anlayış sağlamaktadır.

 

Zihin Teorisinin Bilişsel İşlevi

Zihin teorisinin Premack ve Woodruff isimli kuramcılar tarafından yapılan ilk tanımı, başkalarının da zihinlerinin olduğunu, kendimizden farklı kanıların, arzuların, niyetlerin ve zihin durumlarının olduğunu anlamak olarak yapılmıştır. Bir başka tanıma göre zihin teorisi, diğer insanların inanç, arzu, niyet ve duygularının anlaşılmasını ve bu sayede sosyal etkileşimde bulunabilmeyi ifade eder. Zihin teorisi sosyal bilişsel gelişimde oldukça önemli bir yer edinir. İnsanların karmaşık zihinsel durumlarını tanımlama, çok yönlü sosyal ve iletişimsel aktivitelere katılma, yalan söyleme, aldatma, işbirliği yapma, karşısındakinin duygularını anlayıp paylaşma ve başkalarının beden dilini okuma gibi beceriler zihin teorisinin birer ürünü olarak nitelendirilir. Bunun yanı sıra başkalarının zihinsel durumlarını düşünme, zihin okuma olarak da adlandırılan zihin teorisi, sosyal dünyayı anlayışımızın temeli olarak görülür.

Zihin Teorisi ile İlgili Deneyler

Diğer türlere kıyasla, geniş kapsamlı bir zihinselleştirme becerisinin insana özgü bir başarı olduğu öne sürülür. 80'li yıllarda zihin teorisi üzerine yapılan deneylerde şempanzelere aldatma görevini öğretmede oldukça zorlanılmıştır. Bu zorluk, şempanzelere dili öğretmede karşılaşılan güçlükle açıklanmıştır. Bu nedenle zihin teorisinin dilsel bir varlık olan insana özgü olabileceğini belirtmiştir.

 

 

Sonraki çalışmalar “Zihin teorisi insanda nasıl gelişir? Çocuklar ilk ne zaman zihin teorisi becerisi gösterir?” gibi sorulardan yola çıkarak bebeklerde ve küçük çocuklarda zihin teorisinin gelişimini incelemeye odaklanmıştır. Zihin teorisi üzerine yapılan pek çok çalışma, yanlış inanç (false belief) görevi gibi klasik zihin teorisi ölçümlerinde, performansta önemli değişiklikler olduğu göz önüne alındığında, 3-5 yaş arasındaki çocuklara odaklanmıştır.

 

Zihin teorisinin gelişiminin büyük bir bölümü normal şartlarda yaşamın erken dönemlerinde gerçekleşir. Dört-beş yaşlarına gelmiş bir çocuk diğer insanların zihinsel süreçlerinden çıkarım yapma yeteneğine sahiptir. Çocuklar bu yaşlarda insanların kendilerinden farklı zihinsel temsillere sahip olabileceğini anlamaya başlar. Görünüş ve gerçekliği ayırt etme, farklı zihinsel temsillerin becerilerini tanıyabilme, zihinsel temsillerin değişebileceğinin veya güncellenebileceğinin farkına varma ve zihin tarafından üretilen temsillerin dünya ile çeşitli yollar vasıtasıyla ilişkili olduğunu fark etme gibi temel becerilere sahiplerdir.

Zihin teorisinin, insanların karmaşık zihinsel durumlarını tanımlama, mizah, çok yönlü sosyal ve iletişimsel aktivitelere katılma, yalan söyleme, aldatma, işbirliği yapma, karşısındakinin duygularını anlayıp paylaşma ve başkalarının beden dilini okuma gibi işlevleri bulunmaktadır. Zihin teorisi bir beceridir ve yetişkin bir insanın toplam 7 görevden oluşan zihin teorisi becerilerinin tamamını yerine getirebilmesi beklenir. Bu görevlerin içerisinde "İroni kavrama", "Metafor kavrama", "Empatik anlayış" ve "Faux pas" gibi görevler yer alır. Bu görevler arasında en zor bilişsel görev Faux Pas görevidir. Fransızca "gaf yapma" anlamına gelen bu kavram, en basit tanımıyla insanların gafları veya kırılan potları anlama becerisini ölçmektedir.

Zihin teorisi ve Psikopatoloji

Zihin teorisi kavramı klinik psikoloji araştırmalarında sıklıkla ele alınmıştır, çünkü zihin teorisinin bozulmuş işleyişi çocuklarda ve yetişkinlerde oldukça geniş bir davranışsal anormallik alanı oluşturabilir. Bazı psikopatolojik durumlarda zihin teorisi performansının kısıtlı olduğuna işaret eden ampirik bulgular yer alır. Başka bir bireyin zihinsel durumlarını temsil etmede güçlük yaşayan bireylerin empati becerilerinde bozulma olduğunu, dolayısıyla bunun antisosyal davranışlara yol açabileceği öne sürülür.

Antisosyal kişilik bozukluğu (psikopati) olan ve bu bozukluğa sahip olmayan yetişkinlerin zihin teorisi testindeki performanslarının karşılaştırıldığı bir ilgili karmaşık sonuçlar ortaya koyan çalışmalar, her iki grubun da genel olarak testlerde eşit derecede iyi performans gösterdiği ve antisosyal bireylerin zihin teorilerinde genel bir bozulma olmadığı tespit edilmiştir. Ne var ki antisosyal bireyler Gözlerden Zihin Okuma (Reading Mind in Eyes) testinde korku dolu ve üzücü ifadeleri tanımlamada düşük performans sergilemişlerdir. Araştırmacılar bu durumu açıklamada zihin teorisinin kesin bir etkisinden bahsetmekten geri durarak, bu sonuçları antisosyal kişilik bozukluğunun amigdala fonksiyon bozukluğu ile ilişkisi çerçevesinde yorumlamanın mümkün olabileceğini tartışmışlardır.

 

Zihin teorisi ile ilişkisi en çok incelenen psikopatolojik bozukluklardan bir diğeri şizofreni olmuştur. Şizofreni hastalarının çoğunun, bilişsel içgörü (bireyin kendisiyle ve diğerleriyle ilgili inançlarının kesinliğini sorgulama yeteneği) ya da hastalığın farkındalığında güçlükler yaşadığı bilinmektedir. Sosyal bilişteki bozulmalar şizofreni hastalarında içgörü kaybına yol açmaktadır. İçgörü kaybıyla birlikte hastalar kendi dilemmalarını başkalarının gözünden değerlendirmede güçlükler yaşamaktadır. Şizofreni hastalarıyla zihin teorisinin ilişkisinin incelendiği bir çalışmada zihin teorisi ile klinik ve bilişsel içgörü arasındaki illşkiye yönelik çeşitli bulgulara ulaşılmıştır. Bulgulardan en dikkat çekeni diğerlerinin zihinsel durumları hakkında çıkarımlarda bulunma yeteneğinin bilişsel içgörü ile ilişkili olmamasıdır. Araştırmacılar zihinsel sağlık durumuyla ilgili farkındalığın başlı başına nörokognitif sebeplerle veya şizofreni semptomlarının şiddeti ile açıklanamayacağını, diğer zihinlerin farkındalığı gibi bir beceriyle ilişkili olması gerektiğini ortaya koyar. Bu nedenle zihin teorisi becerisinin, şizofreni hastalarının kendileri ve başkalarının temsillerine katkıda bulunan zihinselleştirme becerilerinde güçlükler yaşamasında bir etken olması mümkündür.

Gelişimsel bozukluklar: Otizm ve Zihin Teorisi Becerisi

Çocukluk döneminde, zihin teorisinin kazanımındaki güçlükleri ele alan deneysel araştırmaların başlangıç ​​noktası, Baron-Cohen’in otizmli çocukların zihin teorisi olup olmadığına dair sorusudur. O güne kadar Asperger gibi bazı araştırmacılar otizmli çocukların neden sosyal olarak geri çekilme eğiliminde olduklarını ve empatik olmadıklarını açıklamaya çalıştılar. Bilindiği üzere otizmli çocuklar aktif olarak göz temasından kaçınırlar veya vücut temasına kapalı olurlar, sıklıkla tekrarlayan davranışlarda bulunurlar ve duygusal ilişkiler kuramazlar. Çok sayıda araştırma, otizmli çocukların diğer bireylerin zihinsel durumlarını takdir etmede son derece bozulmalar yaşadığını göstermiştir. Otizmli çocuklarda bulunan zihin teorisi açıklığının, sosyal davranış anormallikleri ve pragmatik bir dil kullanımı ile ilişkili olduğu ortaya koyulmuştur. Birinci düzey yanlış inanç görevlerinden geçen otizmli veya asperger sendromlu bireyler bile, empatik becerileri gerektiren zihin teorisi görevlerinde güçlük çekmektedir. En önemlisi, otizmdeki zihin teorisi açıklığının genel zekâdan bağımsız olması ve diğer bilişsel kapasitelerin bozulmadan kalmasıdır.

Aslında, otizmli birçok çocuk, akranlarına kıyasla daha üstün bir teknik anlayışa sahiptir. Öte yandan belirli dil bozuklukları, Down’s sendromu veya Williams sendromu gibi diğer gelişimsel bozukluğu olan çocukların, normal çocuklara göre daha fazla mental retardasyon göstermelerine rağmen zihin teorisi becerilerinde dikkate değer bir bozulma olmadığı gözlenmiştir. Aynı şekilde, DEHB'li ve dikkat problemleri olan çocukların zihin teorisi becerilerinde belirgin bir farklılık görülmemiştir. Bu nedenle, otizmli çocuklarda zihin teorisi açıklığı yalnızca bir dikkat veya genel zekâ sorununa işaret etmemektedir. Kanıtları bir arada ele alındığında, otizm spektrum bozukluğu olan bireylerin, diğerler zihinlerle empati kurma ve zihinselleştirme kapasitelerinde güçlükler yaşadığı varsayılır.

 

Yeşim Delice
Standart Üye / 1 Yazı / 86 Okunma


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST