Loading

Atatürk Ankara'ya Bir Geldi, Bir Daha Hiç Gitmedi

Atatürk'ün Ankara'ya Gelişinin 100. Yılı'nı kutladığımız bu günlerde, günün ve durumun önemini, naçizane kaleme almak istedim...

Atatürk Yağlı Boya Tablo

            Ankara… Doğduğum, doyduğum, okuduğum, çalıştığım, aşık olduğum, her sokağından geçtiğim, bir türlü ayrılamadığım şehrim… 1997 kışında tanıştığım Ankara’dan bir türlü kopamadım, kopmak istediğim de söylenemez.

            Aslında Ankara sadece benim için değil, geçmişte birçok devlet için çok büyük önem teşkil etmiş. Çok imparatorluk görmüş zaman içinde, adı da çok değişmiş ama ortak tek şey, Ankara’ya olan bağlılık olmuş. Farklı medeniyetler hüküm sürmüş, sürekli yerleşime sahne olmuş bir kentten bahsediyoruz. Paleolitik dönemde başlayan Ankara’nın hareketliliği, Neolitik ve Bakır Çağlarında da devam etmiştir. Yerleşik düzen çok eskilere dayanır ancak şehrin kim tarafından ve hangi tarihte kurulduğu kesin olarak bilinmemektedir.

            Ankara ve çevresinin Hititler tarafından ele geçirildiği ve bölgede yerleşik düzene geçtikleri düşünülmektedir.  Mürted ovası yakınında Bitik’te bir Hitit yerleşmesi saptanmış ve yapılan kazıda eski Hitit dönemine ait bir yerleşim yeri açığa çıkarılmıştır. Ayrıca, Ankara’nın 60 km güneybatısındaki Gavurkale kalıntıları da Hitit döneminin izleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

            Hititler’den sonra Frigler gelmiştir ve Ankara’da ilk önemli yerleşmeyi kurmuşlardır. İşte bu yüzden tarihi efsanelerde ve kaynaklarda Ankara şehrinin kurucusu olarak Kral Midas gösterilir. Hatta şehre, “gemi çapası” anlamına gelen Ankrya adı verilmiştir. Öyle ki Frig İmparatorluğu’nun başkenti Gordion, bugün Polatlı ilçesi sınırları içindeki Yassıhöyük köyünde yer almaktadır.

            Frigler’den sonra Lidyalılar, Ankara bölgesine hâkim olmuşlardır. Onlardan sonra ise Persler tarafından ele geçirilmiştir. Ankara, zaman içinde farklı devletlerin hâkimiyeti altına girmiş olsa da önemini hiç yitirmemiştir. Bunu Pers kralı I. Dareios tarafından yaptırılan ticari ve askeri amaçlı bir yol olan Kral Yolu’nun Ankara’dan geçiyor olmasından anlayabiliriz. Tarih tekerrür etmiştir ve o zamanlarda kervanların ya da orduların geçmesi için yapılan yollar, bugün yerini son teknolojinin ürünü olan demiryollarına ve otoyollara bırakmıştır.

            Perslerden sonra Ankara, Makedon İmparatorluğu’nun eline geçer. Hatta kaynaklarda Büyük İskender’in doğu seferi yolculuğunda Gordion’da bir süre konakladığı da belirtiliyor.

            Tarihler M.Ö. 3’ü gösterdiğinde bölge Galatlar’ın hâkimiyeti altına girer ve bir Galat boyu olan Tektosaglar, Ankara’yı başkent yapar. Galatlar, Roma İmparatorluğu’nun M.Ö. 25’te işgal ettiği ve kendilerine eyalet yaptığı bir bölgedir ve bu bölgenin başkenti Ankyra’dır. Roma İmparatorluğu ikiye bölündükten sonra Bizans sınırları içinde kalan Ankrya, 1073 yılına kadar Bizans şehri olarak varlığı sürdürür. 1071’te Anadolu’nun kapılarını aralayan Selçuklu Türkleri, 1073’te Ankrya’yı ele geçirirler ve Sultan Alaeddin Keykubat döneminde kent en büyük imar çalışmalarına sahne olur.

            Moğolların Anadolu’yu istilasının ardından, 14. yüzyıl başlarında kent İlhanlıların hâkimiyeti altına girmiştir.  Kent, Osmanlılar’a geçmeden önce bir süre Ahiler tarafından yerel bir yönetimle yönetilmiştir.  Selçuklu Beyleri arasındaki güç savaşları ve Haçlı Seferleri sebebiyle sekteye uğrayan Türkleşme sürecinde önemli rol oynamışlar ve başta Ankara olmak üzere, Anadolu’nun Türkleşmesine katkıda bulunmuşlardır. Kentin “Ankyra” adı, İslami devirlerde “Engürü” ve “Angora” biçimlerinde karşımıza çıkarken,  kent, 1402 yılında Çubuk Ovasında yapılan Ankara Savaşı’na sahne olmuş ve Ankara bir süre Timur kuşatması altında kalmıştır. Timur’un  Anadolu’dan ayrılışından sonra, Mehmet Çelebi (I. Mehmet), Fetret Devri’nin sonunda padişahlığını ilan edince, Ankara’yı tekrar Osmanlı egemenliği altına almıştır.

            Uzun bir süre Osmanlı egemenliğinde yaşayan Ankara, nice padişah, nice vezir, nice mimar görmüştür. Bu dönemde sayısız cami, imaret, kervansaray, yol, köprü, han, türbe, anıt, tarihi ev, köşk kazanan Ankara, günümüzde tarih ve kültür olarak bütün zenginliği ile karşımıza çıkmaktadır.

            Ankara’ya Osmanlı’dan sonra sahip çıkan hiç şüphesiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk, silah ve dava arkadaşları olmuştur. Jeopolitik konumundan ötürü tarih boyunca çok önemli roller üstlenen Ankara, Mustafa Kemal Atatürk’ün sahneye çıkmasıyla yeni ve belki de en önemli görevine hazırlanmaktaydı. Savaşlardan dolayı yorgun düşmüş, çok kayıp vermiş bir milleti toparlamak ve bağımsızlık mücadelesi vermek ve hatta bu savaştan galip çıkmak, her komutana nasip olmazdı. Düşman tarafından dört bir yandan kuşatılan Anadolu coğrafyasının birçok yeri düşman kontrolündeydi. Gerek Kuvayı Milliye hareketleri gerekse devamında düzenli ordu, düşmanın Anadolu’nun iç kısmına ulaşmasını engelliyordu. Savaşı yönetecek bir karargâh merkezi, ileride kurulacak olan Cumhuriyet’i sırtlanacak bir başkent lazımdı. Mustafa Kemal Paşa, daha İstanbul’dan ayrılmadan önce Ali Fuat (Cebesoy) Paşa ile milli mücadelenin yürütülebileceği en uygun merkez olduğuna karar vermişlerdi.

            Atatürk’ün Ankara’ya gelişine kadar geçen olaylar (sırasıyla İstanbul’daki temasları, Anadolu’ya geçişi, Havza, Amasya, Erzurum ve Sivas’ta yaptığı çalışmalar), birbirine eklendikçe etkisi artan bir zincirin halkalarını oluşturmuştu. Bu zincirin oluşumunda O’nun üstün liderliği, komutanlığı, milletine güveni, teşkilatçılığı ve ileriyi görüşü önemli bir rol oynamıştı[1].

            Ankara, 27 Aralık 1919’da tarihi günlerinden birini yaşıyordu. Uzaklarda bir motor gürültüsü vardı. Sonra, korna sesleri. Evet, geliyordu Mustafa Kemal. “Bandırma” vapuruyla Samsun’a gelen Osmanlı Paşası o “Miralay Mustafa Kemal Hazretleri” değildi bu gelen. Anadolu hareketini başlattığı için boynunda sarayın “idam fermanını” taşıyan, bütün rütbelerinden istifa etmiş ve “Milletin bağrına dönmüş bir fert olarak” sadece Mustafa Kemal’di.Yüzlerce Ankaralı, büyük kurtarıcıyı ve arkadaşlarını Dikmen sırtlarında karşılamıştı. O zaman Ankara’nın nüfusu ancak 20-22 bin kadardı. Civar köy, kasaba ve şehirlerden gelenle karşılayıcıların sayısı 30-40 bini çoktan geçmişti. Bu coşkulu karşılama Mustafa Kemal Paşa’yı çok duygulandırmış, Ali Fuat Paşa’nın “Ankara’yı nasıl buldunuz paşam?” sorusuna “Cidden fevkalade, tebrik ederim. Ankara hakikaten milli bir merkez haline gelmiş[2].” demiştir. O günleri yaşayan Naşit Hakkı ise, Mustafa Kemal’in gelişini şöyle anlatıyor: “27 Aralık 1919’da, yiğit Ankaralılar,  Kızıl Yokuş’tan eskimiş bir otomobil içinde inen bir çift gök rengi gözün derinliklerinde, vatan ufuklarından esaret bulutlarının dağılışını görmüşler, yurdun kurtuluşuna inanmışlar ve onu edebi reis tanımışlardı. Yassı bir deri kalpağın altında zayıf bir yüz, kaç ay, kaç yıl ve yıllar milleti için rahat nedir görmemiş çelikleşmiş, sarı bir çehre ve içe işleyen sıcak bir bakış. Boz palto altında sivil bir yol elbisesi kumandanca bir yürüyüş.  Mustafa Kemal Ankara’ya böyle gelmişti[3].”

            Heyet-i Temsiliye merkezi olarak Ankara’nın seçilmesi önemli stratejik sebeplere dayanıyordu. 1919 yılı şartlarına göre Ankara, Anadolu’da başlatılacak bir mücadelenin yürütüleceği en ideal yer gibi görülüyordu. Merkezi konumu, işgal altında bulunan yerlere olan mesafesi, limanlar demiryolları ve telgraf şebekesinden yararlanma kolaylığı, 20. Kolordu’nun Ankara’da bulunması ve Ankaralıların Milli Mücadele’ye candan bağlılıkları Ankara’nın merkez seçilmesinde en önemli faktörlerdendi. Ayrıca Ankara, Sivas Kongresi’nde kabul edilen Misak-ı Milli kararları ile sınırları çizilen yeni Türk Devleti için de ilerde başkent olabilecek her türlü özelliği taşıyordu. Tüm bu nedenler Mustafa Kemal Paşa’nın ileri görüşünün sonucunu göstermektedir.

            Heyet-i Temsiliye’nin kurulduğu Erzurum Kongresi’nden başlayarak TBMM’nin açılışına kadar devem eden çalışma süresi içinde Ankara’daki çalışmaların özel bir önemi bulunmaktadır. Bu çalışmalar içinde, içte dışta Heyet-i Temsiliye’nin milletin temsilcisi olduğuna, padişah hükümetinin gafletini ve milletin yaptığı hayatta kalma mücadelesini henüz kavrayamayan ve halen milleti padişahın kurtarabileceğini zannedenleri inandırmak en önemlisi idi. Heyet-i Temsiliye’nin varlığını kabul ettirmek ve nihayetinde TBMM’nin açılmasını hazırlamak çok önemli ve hayati çalışmalar arasındaydı. İşte bunların tamamının yapılabileceği en uygun ortam ise Ankara idi.

            Nitekim başarılı da olundu. 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi kuruldu. Bu meclis 12 Mart 1921’de bir daha yazılması mümkün olmayacak İstiklal Marşı’nı kabul etmiştir. Bu meclis 5 Ağustos 1921’de Gazi Mustafa Kemal’e Başkomutan unvanını veren meclistir. Bu meclis, 1922’de saltanatı kaldırıp 623 yıllık Osmanlı İmparatorluğu’na son veren meclistir. Bu meclis 29 Ekim 1923’te Cumhuriyeti kurup ülkenin adını koyan meclistir. Bu meclis Cumhuriyet’in ilk anayasası olan 1924 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nu yürürlüğe koyan meclistir. Bu meclis, ülkemizin bugün muasır medeniyetler seviyesinde olmamızın temel taşı olan sayısız inkılabı hayata geçiren meclistir. Nasıl ki bugün tekke ve zaviyelerin etkisinde değilsek, Latin harfleri kullanıyorsak, kadınlarımız seçme ve seçilme hakkına sahipse, birçok fabrika kurulmuşsa, tarım reformuna gidilmişse, savaşta olmamıza rağmen eğitimden geri kalmamamız için Ankara’da Maarif Kongresi’ni toplandıysa bunların hepsini önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve dava arkadaşlarına, ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne borçluyuz. Görüldüğü üzere ödenmesi zor bir borçla karşı karşıyayız…

            İşte bunların tümü Ankara’da oldu! Bir imparatorluğun yıkılması da yeni bir devletin doğması da genç cumhuriyetin hızla büyümesi de. Hepsi başkent Ankara’da oldu. Milattan önce imparatorlukların ticaret yollarına merkezlik eden de Ankara, Selçuklu Devleti’ne uç beyliği yapan da Ankara, Osmanlı taşrasının en büyük ticaret merkezlerinden biri de Ankara, sonra o Osmanlı’yı yıkan da Ankara, yeni bir devleti kuran da geliştiren de köklü reformları yapan da Ankara’dır. Yani Ankara’nın hem Dünya hem Türk hem de Cumhuriyet tarihinde çok önemli bir yeri vardır ve bu yeri kaybetmeyeceği de aşikârdır.

            27 Aralık 1919’da, bundan tam 100 yıl önce; Büyük Gazi, Ankaraya teşrif ederek; 19 Mayıs’ta Samsunda yaktığı kurtuluş meşalesini bir volkana dönüştürmüştür. Ankarada ve esasen tüm yurtta heyecan yaratan bu geliş; Kurtuluş Savaşının merkezini de tayin etmiştir.27 Aralık 1919’da, Büyük Kurtarıcımız, Büyük Liderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK Ankaraya geldi. Bu geliş, bir yeniden varoluşu, bir yeniden dirilişi, bir yeni devleti, çağdaşlığı ve yurttaşlığı müjdeliyordu. Her 27 Aralık günü Ankaralılar için bayram gibidir. At sırtındaki seğmenler gösteriler yaparlar. Şehir baştanbaşa bayraklarla süslenir. Atatürk koşusu yapılır. Okullarda törenler yapılır. Şehirde çeşitli şenlikler yapan halk bu mutlu günü sevgi ve coşku ile kutlar. Tam 100 yıl oldu. Ancak, Büyük Gazi şimdi Ankaraya gelmiş gibi… Hepimiz heyecanlıyız… Biriz… Diriyiz ve güçlüyüz… Her 27 Aralık, bir diriliş günüdür. Her 27 Aralık, yeniden birlik olma günüdür. Her 27 Aralık, Büyük Devrimci Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’le yeniden kucaklaşma; düşünceleriyle, devrim ve ilkeleriyle bütünleşme günüdür[4].

KAYNAKÇA
Cemil ÖZGÜL, Atatürk’ün Ankara’ya Gelişi, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt X, Sayı 28, Mart 1994
Ali Fuat CEBESOY, Milli Mücadele Hatıraları, İstanbul 1953
Erdoğan KILIÇ, Atatürk’ün Ankara’ya Gelişi, Hukuk Gündemi Dergisi Atatürk Özel Sayısı 2013
https://www.ankara.bel.tr/ankara-kent-rehberi/ankara-nin-kisa-tarihi (Erişim Tarihi: 18.11.2019)
https://add.org.tr/simdi-gelmis-gibi/ (Erişim Tarihi: 18.11.2019) (Atatürkçü Düşünce Derneği Yönetim Kurulu’nun Atatürk’ün Ankara’ya Gelişinin 99. Yılı için yayımladığı basın açıklaması)


[1] Dr. Cemil ÖZGÜL, Atatürk’ün Ankara’ya Gelişi, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt X, Sayı 28, Mart 1994, s. 137

[2] Ali Fuat CEBESOY, Milli Mücadele Hatıraları, İstanbul 1953, s. 265-267 (Aktaran: ÖZGÜL, s. 138)

[3] Aktaran: Av. Erdoğan KILIÇ, Atatürk’ün Ankara’ya Gelişi, Hukuk Gündemi Dergisi Atatürk Özel Sayısı 2013, s.21-23

[4] Atatürkçü Düşünce Derneği Yönetim Kurulu’nun Atatürk’ün Ankara’ya Gelişinin 99. Yılı için yayımladığı basın açıklamasından bir bölüm.

Berkay Özdemir
Standart Üye / 3 Yazı / 865 Okunma

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'19 Sincan Süleyman Demirel Anadolu Lisesi'15 İdare Hukukunda akademisyen olmaktan başka düşüncem yoktur. Göktürkçe bilirim.


Yorum Yap

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

ya da üye olmadan yorum yap ve onaylanmasını bekle.
ÜST